30 Mart 2009 Pazartesi

SANDIK VE TEDAVİ...





















Mart 2009 seçimleri pek çok açıdan ilginçlikleri barındırıyor.
Bundan önceki seçimlerde de yurttaşların aday bazlı değerlendirme yaptığı ve ideolojik yaklaşımdan uzak “tanıdıklık” ve “güven” esasına dayalı oy kullandığı biliniyordu.

Bu kez de farklı olmadı.
Urfa, Ordu, Balıkesir, Adana seçimleri buna bariz örnekler.
Doğu ve güneydoğu Anadolu da ise iktidar partisinin makyaj açılımlarının işe yaramadığı ve bölge halkının açılımdan önce samimiyet beklediğinin altını çizmek gerekiyor.

TRT ŞEŞ onlarca yıllık tabuları yıkmış olsa da DTP’yi düşman olarak gören, adını ağzına almadığı gibi, DTP yetkilileri ile yan yana gelmemeye, görüşmemeye gayret eden bir anlayışın samimi bulunmadığı ve bölge halkının kendi seçtiği ve kendinden bulduğu başkanlarını her ne olursa olsun koruduğu gözlemleniyor.

AKP’nin bölgedeki oy oranının çok daha yüksek olduğu biliniyor.
O halde sorunun AKP’nin içinde bulunduğu kabın şeklini alması ile ilgili olduğunu kabul etmeliyiz.

CHP‘nin Ankara’da aldığı oy ise geçmiş oylarının aynısı ne bir artış ne de bir eksilme sözkonusu.
Kemikleşmiş potansiyel dışında CHP’nin ilerleyemediği ve solda birlik dediğimiz şeyin çapının bu olduğu ortada.

Seçimi AKP açısından zora sokan ise, bindirilmiş kıtalar gibi hareket eden MHP oylarıydı.
Elbette her siyasi hareket fırsatları değerlendirmek isteyecektir, MHP de bunu yapmıştır.
İşin ilginç yanı bir süredir akrabalıklarına şahit olduğumuz sağ-sol birlikteliği burada da kendini gösteriyor.

İstanbul’da ise Kılıçdaroğlu rüzgârının etkili olduğunu kabul etmekle birlikte bu oyların CHP oyu değil, kişisel oylar olduğunu da görmek gerekiyor.
AKP’nin göreceli oy kaybı ise zannedildiği gibi yakın veya uzak zamanda erken seçimi getirme şansından uzak.
Çünkü sandığın mesajı doğru okunduğunda bir rahatsızlıktan değil, bir tedirginlikten bahsedildiği ortada.

Seçimin galibi ise şüphesiz SP.
Yeni SP yönetimi bu seçimlerde bütün siyasal partilere ama öncelikle de AKP’ye önemli bir uyarıda bulunuyor.
Bugüne değin muhalefetsiz çalışmanın zararlarını gören AKP bu seçimle birlikte kendine doğru kaynaklardan beslenen bir muhalefet bulmuş gibi…

Her şeyden önce karizmanın, tek adamlığın, alternatifsizliğin siyasette her şey olmadığını söylüyor halk ve tüm bunların karşısına kendi alternatifini yavaş yavaş sunuyor…
Bütün partiler seçimi değerlendirirken aldıkları il ve ilçe belediye sayısından ziyade sandığın verilerini doğru okumalılar.
Önümüzde ki genel seçimin galibini bu okuma belirleyecek çünkü…

Ezber üzerine bir yaşam sürerek, ataleti bir hareketlilik türü olarak algılayarak yoluna devam edecek bir iktidarın da muhalefetin de ömrü çok uzun olamaz.
Hem iktidara hemde ana ve yavru muhalefete taptaze bir kan gerekiyor.

Sorun şu ki; hasta, hasta olduğunun farkında değil ve tedaviyi kabul etmiyor!


Cyrano De Bergerac
31.03.2009

26 Mart 2009 Perşembe

Sezar’ın Hakkı Sezer’e


Seçimlere az bir süre kaldı…
Bu iyi bir haber!

Çünkü Cuma gecesi seçim yasaklarının başlamasıyla birlikte televizyonlarımızdaki ekran kirliliği sona erecek.
Bir geceliğine de olsa ekranda siyasetçi görmemek gözlerimizin ve ruhumuzun tedavisinde etkili olacak, üstelik sinirlerimiz de gevşeyecek.
Bir gece sonra ise yeniden “ben nasıl kazandım”cılarla, “ben nasıl kaybettim”ciler dolduracak ekranlarımızı…

Sokakta, işyerinde, kahvaltıda, parkta…
Herkes ötekinin dedikodusunu yapacak, tiksinerek başımızı çevireceğiz…

Gazeteci, televizyoncu sıfatıyla gözlerimizi kirletenler, siyasi bakış açılarına göre konuklar çıkaracak ekranlara…
Düşmanımın düşmanı olanlarda arz-ı endam edecek kiralık sütunlarda.

“Kazanacağız başkanım” diyebilecek yılların sözde deneyimli televizyoncuları, ekran kazası adı altında…
Bir ötekisi kumpas kuracak bir siyasi partinin adayıyla, öteki siyasi partinin adayına…

Patronunun gazetecisi sahibinin vergi borcu için havlayacak cumhuriyet ve Atatürk çığlıklarının ardında, ötekisi kendi patronunun çıkarları için hırlayacak ötekinin patronuna.

Ve bu harala gürele arasında yüksek seçim kurulu tarihe geçecek skandallara imza atacak.

Cumhuriyetin partisi! "Bizde başı örtülü yok" diye sevindirik olacak.

İktidar partisi ve diğer sağcı partiler “cici rejim” marşları söyleyecek, hukuksuzluk karşısında.

Başı örtülülerin sandık kurulu üyesi olması engellenmeyecek sadece, aynı zamanda sandık kurulunda ki görevine gelmediği ve sandık kurulunun görevini yapmasını engellediği için ceza alacak başı örtülü...

Ve bunun sorumluları, bir yasak ihdas ederken hiçbir hukuki düzenlemeye dayanmayacaklar.

Önce bir karar alacaklar: Dostlar alışverişte görsün.
Sonra bu kararı delil tutup sandık kurulları “kamusal alan”, üyelerde “kamusal mal” diyecekler:

YaSaK kardeşim.
Neden?

298 Sayılı yasayı birkaç kez okudum, hani bir tane hukuki temel bulurum diye.
Bunca keyfiyet, bunca hukuksuzluk, bunca haksızlık…

Kim uydurdu “kamusal alan” yalanını…
10. Sezer mi?

“Hizmet alan, hizmet veren” yalanını kim uydurdu peki?


Hiç kimse dininde samimi değil!
Sandık alanı “kamusal alan” ise belediye otobüsleri neden “kamusal alan” değil.

Kamu idareleri “kamusal alan” ise, devletin din-ayet işlerinin camileri neden değil.

Madem “hizmet alan - hizmet veren” yalanına inanıyorsunuz, üniversiteleri “hizmet alan” kızlara neden yasakladınız?

Kendi dininize de, kendi tanrınıza da ihanet ediyorsunuz…
Dininizde samimi iseniz, belediye otobüslerini de, camileri de kamusal alan ilan etmelisiniz!

Ya inandığınız dinde samimi olun…
Ya da…

Cyrano de Bergerac
26.03.2009

Sandık Kurulu Üyeleri Dikkat


26.03.2009

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) 19.03.2009 tarih 2009/8 sayılı genelgeyle sandık kurullarını “kamusal alan” ilan ederek ve sandık kurulu üyelerinin “hizmet veren” konumunda olduğunu belirterek kurul üyelerinin başı örtülü olarak görev yapamayacaklarına hükmetmiştir.
YSK bu kararını herhangi bir yasal düzenlemeye dayandıramadığı için 2007 yılında verdiği münferit bir karara bağlamıştır. Başörtüsü yasağını düzenleyen herhangi bir yasal metin bulunmadığından YSK önce karar alıp, sonra bu karara istinaden genelge yayınlamaktadır. Kurul’un bu kararı seçimin sıhhatli bir şekilde yapılmasından ziyade, ideolojik bir bakış açısının bütün Türkiye’ye dayatılması şeklinde yorumlanmaktadır.
Yüksek Seçim Kurulu’nun genelgesi hukuka uygun olmadığı gibi 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’a da aykırıdır. Bu kanunun 11, 14, 21, 22, 23, 24 ve 25. maddelerinde yer alan “Sandık Kurullarının Kurulması, Sandık Kurulu Başkanı Seçilmesi, Sandık Kurulu Üyeliklerinin Belirlenmesi, Sandık Kurullarının Görev Süresi ve Adaylar ve Müşahitlerin Belirlenmesi” maddeleri incelendiğinde de görülecektir ki ne müşahit veya üyelerin ne de sandık kurulu başkanları ile üyelerinin seçilmesinde kılık kıyafet şartı aranmaktadır. Üstelik aynı kanunun 26. maddesinde Sandık Kurullarında Görev Alamayacaklar belirtilmiştir. Orada aranan en temel kriter de siyasi partilere üye olamayacak durumda bulunanların sandık kurullarında görev alamayacağı hususudur. Başı örtülü olmanın siyasi partiye üye olmaya engel bir hali olmadığına göre başörtülü kişilerin sandık başlarında görev almalarında da hiçbir engel bulunmamaktadır.
Bununla birlikte seçim takvimine göre sandık kurulları listeleri 26.02.2009 tarihinde kesinleşmiştir. Hukuksuz olsa bile YSK listeler kesinleşmeden önce bu genelgeyi yayınlamış olsa idi, siyasi partiler yeni bir düzenleme yapma hakkına sahip olacaklardı. Oysa YSK seçime on gün kala genelge yayınlayarak seçimler üzerinde soru işaretleri oluşturmuştur. YSK listeler kesinleştikten sonra sandık kurulu listelerinin oluşturulmasına ilişkin genelge yayınlayamaz, yayınladığı genelge ile 298 sayılı kanunun 26. maddesinde belirtilen sandık kurulunda görev alamayacak olanlara ilaveler yapamaz.
Ayrıca yine 298 sayılı yasanın 82/1. maddesinde sandık kurulu başkanının yetkileri sayılmıştır. Buna göre; “Sandık alanında, seçmenin oyunu tam bir serbestlikle ve gizli şekilde kullanmasına veya sandık kurulunun görevini yapmasına engel olmaya kalkışanlara yahut da oy verme işinin yolunda gitmesini aksatanlarla, sandık başı işlemlerinin düzenini bozmaya yeltenenleri başkan uyarır. Bu uyarmayı dinlemeyenleri sandık alanından dışarı çıkartabilir. Bu kimse sandık kurulu üyesi ise, ancak kurul kararı ile çıkartılabilir.” Yani Sandık Kurulu Başkanı veya üyelerden herhangi biri kanuna aykırı olan bu genelgeyi uygulamakta ısrar etseler dahi başı örtülü olan sandık kurulu üyesi dışarı çıkmayacağını belirtmelidir. Başı örtülü sandık kurulu üyesinin dışarı çıkartılabilmesi için kanunda açıkça yazılı olduğu üzere kurul kararı gerekmektedir. Kurul kararından kasıt kurulda bulunan başı örtülü üye haricindeki tüm üyelerin başı örtülü sandık kurulu üyesinin sandık alanından çıkarılması konusunda hemfikir olmasıdır. Böyle bir oybirliği olmaması durumunda zaten bu üyeyi dışarı çıkartmak da mümkün olmayacaktır.
Bu nedenlerle; 29 Mart sabahı sandık kurullarına giden başı örtülü üyeler şu hususlara dikkat etmelidir.
a. YSK’nun genelgesi hiçbir hukuki ve yasal düzenlemeye dayanmamaktadır. Anayasanın amir hükümleri gereğince temel hak ve hürriyetler demokratik bir düzende ancak ve ancak kanunla sınırlandırılabilir. Kanun yapma ve dolayısıyla temel hakların usulüne uygun olarak sınırlandırılması ise yasamaya yani TBMM’ye ait olup yasama dışında herhangi bir kişi, kurum veya kuruluşa bırakılmamıştır. Kanun dışı bu sınırlama anayasanın amir hükmünü ihlal oluşturmaktadır.
b. Sandık başkanı veya kurul üyelerinden birinin başı örtülü üyelerin görev yapmalarını engelleyebilmesi için kurulun oybirliği ile karar alması gerekmektedir. Kurul üyelerinden biri dahi red oyu kullanırsa sandık kurulu başı örtülü üyenin sandık kurulunda görevlendirilmesini engelleyemez.
c. Anayasanın 137. maddesi suç teşkil eden hiçbir emrin yerine getirilemeyeceğine ve emri yerine getirenin sorumluluktan kurtulamayacağına hükmetmektedir. Sandık kurullarında bu hükme dikkat çekilmeli ve sandık kurulu başkanı ve üyelerinin bu madde hükmüne göre suç işledikleri ve yargı önünde hesap verecekleri hatırlatılmalıdır. Bu nedenle:
ç. Sandık Kurulu başkanı ve üyeleri, hukuksuzluğu uygulama hususunda ısrarcı olur da başı örtülü üyenin sandık kurulu üyeliğini engellerse ekte bulunan tutanak tutulmalı ve şahitlerle birlikte imza altına alınmalıdır. Ayrıca hem sandık kurulu başkanına hem de diğer sandık kurulu üyelerine yaptıklarının suç olduğu hatırlatılarak haklarında suç duyurusunda bulunulacağı hatırlatılmalıdır.
d. Tutulan bu tutanak ile seçim gününü takiben sandık kurulu başkanı ve üyeleri hakkında savcılıklara suç duyurusunda bulunulmalıdır. Ayrıca bu tutanaklar iç hukuk yolları tüketildikten sonra AİHM’de seçimlerin iptaline kadar gidecek bir sürecin parçası da olabilecektir.
e. Mazlumder Ankara Şubesi 29 Mart günü 07:00- 19:00 saatleri arasında sandık kurullarında haksızlığa uğrayan sandık kurulu üyelerine hukuki destek sağlayacak ve tespit çalışması yaparak, bu haksızlığa sebep olanlar hakkında suç duyurularında bulunacaktır.
—Hukuki yardım için başvuru telefonumuz: 0 312 435 77 95
—Soru ve yardım için elektronik posta adresimiz: ankaramazlumder@gmail.com
YSK; ideolojik bir yaklaşımla hazırlandığı intibaı oluşturan bu genelgeden geri adım atarak seçimlerin yurt sathında sorunsuz olarak yapılmasını ve seçimler üzerinde şaibe oluşturulmamasını tesis edebilir. Aksi halde oluşabilecek her tatsızlıktan Yüksek Seçim Kurulu bizzat sorumlu olacaktır.
Üstün BOL
Ankara Şube Başkanı


TUTANAK

…………………………Sandık kurulu üyesiyim. 298 Sayılı yasada sandık kurulu üyesi olamayacağıma dair herhangi bir hüküm bulunmamasına ve sandık kurulu üyeliğim Yüksek Seçim Kurulu tarafından kabul edilmiş olmasına rağmen, 29 Mart 2009 günü saat………’de sandık kurulu başkanı ve diğer üyeler tarafından zorla sandık kurulundan uzaklaştırıldım ve sandık kurulunda görev yapmam görevlilerce engellendi.
İş bu tutanak sandık mahallinde ve şahitler önünde hazırlanarak imza edilmiştir.


Sandık Kurulu Başkanı Kurul Üyesi Kurul Üyesi Kurul Üyesi
İsim
Adres
İletişim bilg.


Kurul Üyesi Şahit Şahit Şahit
İsim
Adres
İletişim bilg.

22 Mart 2009 Pazar

Müslüman Sağ (2)




Demiştik ki;
Müslüman ve sol kavramlarının birbirinin karşıtı olduğu savından yola çıkılarak ortaya kondu “Müslüman-sol” girişimi…
Oysa hiç kimsenin aklına Müslüman ve sağ kelimelerinin kardeş olamayacağı gelmiyordu!
Bu yanlış kardeşlik algısı sadece cumhuriyet tarihinde değil yüzlerce yıllık bir birikimle bugünlere tevarüs etti.

“Müslüman-Sol” ikilemesinden önce belkide “Müslüman-Sağ” ikilemesi irdelenmeli ve Müslüman ve sağ kavramlarının birbirinin aynısı olmadığı konuşulmalıydı.


Bugüne kadar sağ ve sol kavramlarına bu satırlarda karşı çıktık.
Çünkü tanımlanmış bir alan olarak kabul ettiğimiz sağ ve sol daha önceden dokunmuş kabulleri barındırıyordu.

Hatta daha da ileri gittik ve bir “kimlik” sahibi olanların kendilerine “sağcı”, “solcu” diyemeyeceğini söyledik.
Kimliksiz olanların sığınabileceği bir limandır dedik sağ ve sol için.

Zira var oluşunu bir kimlikle onurlandırabilenlerin sağcı-solcu gibi uyduruk kavramlara ihtiyaç duyamayacağını belirttik.
Bir Sosyalistin, bir İslamcının, bir Ülkücünün, bir Marksistin kendisini sağcı-solcu olarak tanımlaması inanılmaz bir kafa karışıklığıdır dedik.

Çünkü sağ-sol denklemi sokaktaki insan için bir değer ifade eder.
Okumuş, yazmış, bir şeylere kafa yormuş, kendisini bir kimlikle tanımlamış birinin bu kelimelere bağlanması ve bir kimlik işareti olarak kullanması henüz ham olduğuna işarettir.

Ancak ne yaparsak yapalım, adına ne dersek diyelim sağ-sol hayatımızda bir vakadır.
Bu vakayı tamamen reddedemeyeceğimize göre yeniden tanımlamak ve şekillendirmek zaruret olabilir.

Nedir sağ, nedir sol?
Bana göre: özgürlüklerle siyasi otorite veya devlet arasında tercih yapması gerektiğinde özgürlükleri tercih eden solcu, devleti veya siyasi otoriteyi tercih eden sağcıdır.
Bu genel tanımdan sonra bir İslamcı kolaylıkla solcu olabilir!
Buna karşın bir Marksist de kolaylıkla sağcı olduğunu keşfedebilir!



Dindarlar sağcı mıdır, dinsizler solcu mudur?

Sokakta kolaylıkla muhafazakâr olarak tanımladığımız kitle, dindarlar sağcı mıdır?
Buna karşılık kamera önlerinde, gazete sütunlarında özgürlük havariliği yapan dinle, din-ayetle ilişkisi karşıtlık esasına dayananlar solcu mudur?

Türkiye’de 50 yıldır sağcılığın kaleleri olan siyasi partiler, sağcıların partileri dindarlık üzerine bir talep taşımamıştır.
Milliyetçi siyasi akımlar içinde Türklerin ata dininin Şamanizm olduğuna inanan küçümsenemeyecek bir grup vardır.
Anavatan, Doğruyol ve benzeri siyasi akımlar bu ülkenin dindarları adına ne tür politikalar geliştirmişlerdir.
O halde dindarlıkla ilişkisi olmayan ancak tercihlerini sürekli devletin çıkarları veya derin merkezlerin korkularından yana kullanan bu kitle için sağcı demek durumundayız.

Bununla birlikte adına solcu dediğimiz partiler sol ideoloji için bugüne kadar ne üretmiştir.
Marksist partiler kitlesel bir akım olamadılar doğru, ama sosyalist bir söylemle yola çıkıp sosyal demokrasinin tatlı sularında keyif yapanlar ne üretti?
Cumhuriyeti kurmakla ve solculuğuyla övünen bu akım devlet mekanizmalarında mal paylaşımı yapmaktan, kadrolaşmaktan, çıkar kardeşliği üretmekten başka ne koydu ortaya.
O halde bu farklı gibi görünen akımları tek potada birleştirebiliriz, “sağcı”.

Ve bu potanın açık ara lideri Deniz Baykal'dır.
CHP’nin, yani sağın vazgeçilmez lideri!
Son seçimlerde gözlemlediğimiz sağ-sol işbirliği de bu söz için elimizi yeterince güçlendirir.

Ne demek istiyorum?
Sağcılar Müslüman değildir mi?
Elbette bu benim boyumu aşar.
Sağcıların Müslüman olmadığını iddia edemem, ancak Müslümanların sağcı olamayacağını söyleyebilirim.
Çünkü dindarların iman ettikleri kitap böyle söylüyor!

Peki, ben kimim, kendimi nasıl tanımlıyorum?
Özgürlüklerle devlet arasında bir tercih yapma denklemine bağlı olarak kendimi solcu olarak tanımlayabilirim.
Ancak; bunca tecavüz edilmiş bir kavram olmasından ve üstelik tecavüzcüsünden razı olan bunca solcu varken bunu kendime bile itiraf etmemeliyim!

Cyrano De Bergerac
22.03.2009

21 Mart 2009 Cumartesi

başı kapalılara, sandık başı'da kapalı




Yüksek Seçim Kurulu T.C. kimlik numarası skandalından sonra ikinci bir skandala imza atarak; sandık kurullarının kamusal alan olduğu ve sandık kurullarında görev alanların “hizmet veren” konumunda bulunduklarına hükmetmiştir.
298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanuna dayalı olarak YSK tarafından 19.03.2009 tarihli 2009/8 sayılı genelge yayınlanmıştır. Bu genelgede YSK nın 29.05.2008 tarihli kararına atıf yapılarak "siyasi partiler tarafından sandık kurullarına üye olarak bildirilen görevlilerin; sandık alanının kamusal alan olması ve sandık kurullarında görev alanların da hizmet veren konumunda bulunmaları nedeniyle, sınırları yasalarla ve yargı kararlarıyla çizilmiş bulunan kılık ve kıyafet ölçülerine, hizmet verme süresince uymaları zorunluluktur. " denilmektedir.
YSK 2007 yılında yapılan referandumda başörtülü olarak sandık kurulu üyeliği yapan bir kurul üyesine yapılan itirazı incelemiş ve itirazı kabul etmiştir.
YSK hem verdiği kararda hem yayınladığı genelgede hukuki değil tamamen keyfi hareket etmektedir. Çünkü seçimlere ilişkin en temel yasa olan 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda veya seçimlere ilişkin diğer hiçbir kanunda hatta ülkede meri bulunan hiçbir mevzuatta başörtüsü yasak edilmemiştir. Aynı yasanın 21, 22, 23, 24 ve 25. maddelerinde yer alan “Sandık Kurullarının Kurulması, Sandık Kurulu Başkanı Seçilmesi, Sandık Kurulu Üyeliklerinin Belirlenmesi, Sandık Kurullarının Görev Süresi ve Adaylar ve Müşahitlerin Belirlenmesi” maddeleri incelendiğinde de görülecektir ki ne müşahit veya üyelerin ne de sandık kurulu başkanları ile üyelerinin seçilmesinde kılık kıyafet şartı aranmaktadır. Üstelik aynı kanunun 26. maddesinde Sandık Kurullarında Görev Alamayacaklar belirtilmiştir. Orada aranan en temel kriter de siyasi partilere üye olamayacak durumda bulunanların sandık kurullarında görev alamayacağı hususudur. Başı örtülü olmanın siyasi partiye üye olmaya engel bir hali olmadığına göre sandık başlarında görev almalarında da hiçbir engel bulunmamaktadır. Kılık kıyafet özgürlüğü temel hak ve hürriyetlerdendir. Temel hak ve hürriyetlerin de ancak kanunla sınırlanabileceği anayasa hükmüdür. Buna rağmen YSK suç işleyerek çıkarmış olduğu genelge ile insanların en temel haklarından olan kılık kıyafet özgürlüğünü sınırlamaktadır
29 Mart ta yapılacak olan yerel seçimlere 10 gün kala 19 Mart ta yayınlanan bu genelge ile amaçlanan başörtülü kadının elinden seçme ve seçilme hakkını almak olduğu kadar kullanmış oldukları oyların takipçiliğini yapmalarını da engellemektir.
Daha bir hafta önce YSK tarafından TC Kimlik Numarası olmadan oy kullanılamayacağının bildirilmesinden sonra TBMM de bulunan tüm siyasi partiler hep bir ağızdan bunun yanlış olduğunu söylemiş ve tepki göstermiştir. Ancak, aynı siyasi partilerin insanların en temel haklarından birinin gaspı olan bu genelgeye tepki göstermemesi anlaşılır gibi değildir.
Hiç kimse kaynağını hukuktan almadığı bir yetkiyi kullanamaz. Hiçbir yasal ve hukuki dayanağı olmayan "hizmet alan-hizmet veren” ayrımı yaparak, din ve vicdan özgürlüğü, seçme ve seçilme özgürlüğü ve çalışma hakkı gibi temel hakların ihlal edilmesi kabul edilemez. YSK tarafından militarist bir girişim içinde bulunularak yapılan ve hiçbir hukuki alt yapısı bulunmadan yayınlanan genelgenin yürütmesinin durdurulması ve iptali için Danıştay’a müracaat edeceğiz.
Mazlumder Ankara şubesi 29 Mart günü sandık kurullarında başörtülülere yönelik işlenebilecek hak ihlallerine karşı hukuki yardım yapabilmek için açık olacaktır. Kurul üyeleri telefonla hukuki yardım alabilecekleri gibi, başı örtülü olarak görev yapmalarının engellenmesi durumunda olay anında tutanakla durumu tespit edip, sandık kurulu başkanı, üyeleri ve YSK başkanı hakkında dava açabileceklerdir.
mazlumder ankara şubesi

20 Mart 2009 Cuma

DARBECİ NTV!


NTV’de 18.03.2009 tarihinde yayınlanan “Seçim Otobüsü” programında alenen darbe çağrısı yapılmıştır. Seçimin nabzını tutmak adına belediye otobüsü kılıfına sokulmuş program aracında provakatif yayınlar yapılmaktadır.
Çoğunluğu öğrencilerden oluşan, hayat ve yakın siyasi tarih bilgilerinin zayıf olduğu gözlenen kişilerin “Dini siyasete alet ettiler, bu parti kapatılsın”, “Ben darbe taraftarıyım, birçok şeyin resetlenmesi lazım, darbeyle birçok kişiye gözdağı verilmesi lazım”, “Bu ülkeyi koruyacak tek asker artık”, “Olabilecek tek doğru şey askerin gelmesi”, “En doğrusu askeriyenin gelmesi” şeklindeki sözleri internet kayıtlarında açıkça görülmektedir.
Daha vahim olan ise ilgili televizyon programının canlı yayın değil, bant yayını olmasıdır. Yani televizyonun yayın yönetmeni ve ilgili müdürleri darbe çağrılarını yayınlamama imkanına sahip oldukları halde bilinçli bir şekilde darbe çığırtkanlığı yapmıştır. “Canlı yayın kazası” denilerek geçiştirilemeyecek ve “özür dileriz” ile kapatılamayacak olan bu ayıp, televizyonculuk tarihinin kara sayfalarına eklenmiş ve sorumluları da “darbeci” sıfatını hakkıyla üstlenmişlerdir.
Darbe yapmak ne kadar suç ise darbe çağrısı yapmak, darbeyi savunmak, darbe ile ilgili imada bulunmak da suçtur. Türkiye bir hukuk devleti ise darbe çağrısı yapan ve darbe çağrısının yapılmasına zemin oluşturanlar hakkında yargı organları ve RTÜK gerekli işlemleri başlatmalıdır.
NTV’nin sahibi ve yöneticileri darbe çığırtkanlığını silik bir “özür”le geçiştiremez. Darbe yanlısı olmadıklarını söz konusu eylemin sahipleri / sorumluları hakkında gerekli müeyyideyi uygulayarak ispat edebilirler. Aksi halde NTV tarih ve sivil toplum önünde “darbe yanlısı”, antidemokratik bir düzen ve militer faşizm arzulayan bir kurum olarak anılacaktır.
Bu nedenle NTV yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunuyor, savcıları göreve davet ediyoruz.
Yapılan yayınlar aynı zamanda RTÜK kanununa aykırı olduğundan adı anılan televizyon kanalı hakkında cezai işlemlerin başlatılması amacıyla bugün RTÜK nezdinde de gerekli girişimlerde bulunuyoruz.

Üstün BOL
Ankara Şube Başkanı






ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

MÜŞTEKİ :İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışa Derneği Ankara Şubesi adına Başkan Yardımcısı Av.Celal KARA
ŞÜPHELİLER : 1 – Ferit F. ŞAHENK – Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı
2 - Erman YERDELEN – Doğuş Holding Medya Grubu Başkanı
3 – NTV Televizyonu Yetkilileri
4 – Seçim Otobüsü Programının Yapımcısı ve sunucuları.
5 – Programda konuşma yapan ancak isimleri tarafımızca bilinmeyen üç kişi.
SUÇLAR : 1- Anayasayı İhlal (TCK m.309)
2- Yasama organına karşı suç (TCK m.311)
3- Hükümete karşı suç (TCK m.312)
4 – Askerleri itaatsizliğe teşvik (TCK m.319)
OLAYLAR :
1- Ulusal ve uluslar arası yayın yapan NTV adlı televizyon kuruluşunun 18 Mart 2009 tarihinde saat 12.00-13.00 arasında yayınlanan “Seçim Otobüsü” aldı programında üç kişinin “darbe çağrısı” yayınlanmıştır.
2- NTV’nin yerel seçimin nabzını tutmak için yayına soktuğu “Seçim Otobüsü” adlı programın dün yayımlanan bölümünde darbe çağrısı yapılmış ve askerler açıkça kanunlara itaatsizliğe çağrılmış ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile TBMM ye elkonulması talebinde bulunulmuştur. Program canlı yayınlanmamasına rağmen NTV Televizyonu yetkilileri de bu talepleri tüm izleyenlerine duyurma yolunu seçmiştir.
3- Programa katılan üç kişiden biri olan erken şahıs aynen “Ben darbe taraftarıyım, Darbe ile tamamen gözdağı verilmesi lazım, bu ülkeyi koruyacak tek kişi askerdir....” şeklinde beyanlarda bulunmuştur. BU şahsın yapmış olduğu beyanatların tamamı suç teşkil etmektedir. Yargilanip cezalandirilmasi gerekmektedir. Yine programa katılan ancak isimleri bildirilmeyen diğer şahıslarda aynen “Darbe yapılması gerek.En doğrusu askerin gelmesi, geriye bile gitsek en mantıklısı bu...” şeklinde konuşmuşlardır. Her üç şahsın söylemiş olduğu sözler ile Askerleri itaatsizliğe sevkederek millet tarafından seçilen TBMM nin ve hükümetin etkisizleştirilmesi talep edilmekte ve Anayasanın ihlal edilmesi istenmektedir.
4- Türk Ceza Kanunun 309. maddesi “Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü.... düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar ” şeklindedir. Yine Türk Ceza Kanunun 311. maddesi, yasama organına karşı suç başlığında “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini...nin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs edenler …. cezalandırılırlar.” şeklindedir. Yine Türk Ceza kanunun 312. maddesi “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ….verilir.” Şüpheliler, Anayasa’da; Egemenliğin kullanılmasının hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı hususu ve hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı hükmüne karşı çıkarak askerlerin darbe yapmasını ve TBMM yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırıarak askerlerin yönetime gelmesini talep ettiklerinden suç işlemişlerdir.
5- Aynı şekilde yukarıda belirtilen ve suç teşkil eden söylemleri dile getiren şahısların bu şekilde beyanlarda bulunmasına sebep olan ve onların bu beyanlarını övücü biçimde yayın gerçekleştiren NTV Televizyonu sahipleri ile yayıncı ve yapımcıları da bu suçlara ortak olmuşlardır.
6- NTV Televizyonu sahipleri, yayıncı ve yapımcıları bu suçları kendileri de işlemiş olmaktadırlar. Çünkü yapılan yayın canlı da değildir. Kendileri tarafından önceden çekilen bu yayını 18.03.2009 tarihinde banttan yayınlayarak bilerek ve kasten suça ortak olmuşlardır. Suçu ve suçluları övücü yayın yapmışlardır. Övücü diyoruz çünkü olay bir canlı yayın kazası şeklinde olmamıştır. Yapılan yayın banttan verilmiştir. Yani NTV Televizyonu sahipleri ile yayın ve yapımcılarının suç teşkil eden bu söylemleri bilerek ve isteyerek kasten yayınlamışlardır. Bu nedenlerle NTV Televizyonu sahipleri ve yayın ve yapımcıları da yukarıda belirtilen suçlardan dolayı yargılanmak ve cezalandırılmak zorundadırlar.
7- Tüm bu izahlarımız sonucunda şüpheliler kısmında belirttiğimiz ve sayın savcılığınızca yapılacak araştırmalar neticesinde belirlenecek diğer şüpheliler hakkında işbu şikayeti yapma zarureti hasıl olmuştur.

DELİLLER : http://aktifhaber.com/news_detail.php?id=213220, http://www.haber7.com/haber/20090318/NTV-ekranindan-darbe-cagrisiVIDEO.php
ve sair tüm deliller.
SONUÇ VE İSTEK : Yukarıdan beri izah ettiğimiz sebeplerden dolayı; Şüpheliler hakkında askerleri itaatsizliğe teşvik ederek T.C.Hükümetini ve TBMM ni ortadan kaldırmaya yönelik çaba içinde bulunmaları ve savcılığınızca değerlendirilecek diğer cezai hususlar yönünden gerekli soruşturmanın yapılarak kamu davası açılması ve cezalandırılmalarını talep ederim. 20.03.2009

İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin
Dayanışma Derneği Ankara Şubesi
Başkan Yardımcısı
Av. Celal KARA






RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU BAŞKANLIĞI’NA
ANKARA


MÜŞTEKİ : İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği
Ankara Şubesi Adına Üstün BOL

ŞİKAYET OLUNAN : NTV Televizyon Kanalı

ŞİKAYET SEBEPLERİ

1. 18.03.2009 tarihinde saat 12.00-13.00 arasında NTV adlı televizyon kanalında yayınlanan “Seçim Otobüsü” adlı programda TCK’nun 309, 311, 312 ve 319. maddelerine aykırılık teşkil edecek şekilde sözler söylenmiştir. Program sunucusunun görüşlerini almak için mikrofon uzattığı şahıslardan üç tanesi aynen “Ben darbe taraftarıyım”, “Darbe ile tamamen gözdağı olması lazım”, “Bu ülkeyi koruyacak tek kişi asker”, “En doğrusu askerin gelmesi geriye bile gitsek en mantıklısı bu” şeklinde sözler söylemişlerdir.
2. Bu sözler canlı yayınlanan bir programda söylenmiş olsaydı canlı yayın kazası şeklinde düşünülebilirdi. Ancak NTV Televizyonu yetkilileri yapılan bu programı banttan vermişlerdir. Yani herhangi bir kaza falan değil ortada kasten yapılan bir yayın vardır. NTV Televizyonu yetkilileri içeriği suç teşkil eden bir yayını kasten yayınlayarak suça ortak olmuşlardır.
3. 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun Yayın İlkeleri Başlıklı 4. Maddesinde yayınların hukukun üstünlüğüne, Anayasanın genel ilkelerine.... uygun olarak yapılacağı belirtilmiştir. Oysa NTV adlı televizyonun yetkilileri Anayasanın 6. Maddesinde yerini bulan “egemenliğin millete ait olduğu” hükmünü, yine 7. Maddesinde yer alan “Yasama yetkisi TBMM ye aittir, başkasına devredilemez” hükmünü ve 8. Maddesinde yer alan “Yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluna aittir” hükmünü ihlal ederek hem egemenliğin hem de yasama ve yürütme yetkisinin askerler tarafından yerine getirilmesini yani millet tarafından işbaşına getirilen meclisin ve hükümetin yerine silahlı bir askeri darbe yapılarak askerlerin getirilmesi gerektiğini dile getirmiş olmaktadırlar.
4. RTÜK yasasının 34. Maddesine göre Anayasanın koyduğu genel ilkelere ve TCK ya göre açıkça suç teşkil eden yayınları yapanların cezalandırılması gerektiğini belirtmektedir. Bu nedenlerle de NTV adlı televizyon yetkilileri hakkında gerekli cezai işlemlerin yapılması amacıyla işbu şikayet dilekçesini yapma gereği hasıl olmuştur.


SONUÇ : Yukarıdan beri izah ettiğimiz nedenlerle; NTV Televizyonu yetkililerinin Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 4. Ve 34. Maddesi ile TCK nun 309,311,312 ve 319. Maddelerine aykırı yayınlarından dolayı cezalandırılmasını talep ediyoruz. 20.03.2009

İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin
Dayanışma Derneği (MAZLUMDER)
Ankara Şubesi Başkanı
Üstün BOL

TEZAT KAVRAMLAR: AHLAK – NAMUS – GAZETECİLİK

  TEZAT KAVRAMLAR: AHLAK – NAMUS – GAZETECİLİK Bütün genellemeler gibi yanlış bir yerden konuya girdiğimi biliyorum. Ama bütün genellemele...