27 Ocak 2009 Salı

mitingini sevdiğimin sendikası!




yazıp yazmamakta tereddüt ettim.
ne gereği var, hem kime ne faydası olacak diye düşündüm.
içim içimi kemirdi, dayanamadım.
yazmamak daha kötü diye düşündüm.
ortada bir ayıp varsa ve ayıpta ısrar sözkonusu ise utanması gereken ben değildim dedim kendime.
işte böyleyken böyle...


israil terör örgütünün saldırıları devam ediyor, içimiz yanıyor.
bir kaç eylem yapılmış ankarada soğumamışız.
sokaktaki insan gereği gibi itibar etmiyor eylemlere.
telekom maçı iptal edilirken bin kişi kadardık, israil elçiliği önünde daha az. mısır elçiliği kalabalıktı birkaçbin kişi...
hepsi bu.
mcdonalds önünde yaptığımız eylem, ilk gece israil elçiliği önü...
istediğimiz gibi değildi.
istiyorduk memuruyla, işçisiyle öğrencisiyle ev hanımıyla insanlar dökülsün sokaklara.
sonra duyduk ki; memursen, AGD, hakiş, müsiad ve mazlumder ortak bir miting yapacaklar sıhhiye'de.
biz beyaz yürüyüşüde biliriz başka mitingleride!
hadi hayırlısı dedik.
halid meşal i konuşturmak istiyordu mazlumder...
ihh'dan ümit sönmez vasıtasıyla ulaştık meşal'e, bülent yıldırım suriyedeydi muhtemelen o görüştü.
ateşkes çalışmaları sürüyor dedi meşal ağabeyimiz.
cumartesi yine görüşelim. iyi, peki.
cumartesi oldu yine ulaştık, meşal'imiz benim sözcüm orada "dr. zuhri" o varken benim telefonla konuşmam olmaz.
o katılsın diye haber gönderdi.
bir tertip komitesi vardı ortada!
onlara iletildi. memursen hayır dedi. hamas temsilcisi konuşmayacak!
rivayet o ki daha sonra filistin elçiside konuşmak istemiş, hamas filistini temsil edemezmiş.
öyle demiş pabucumun elçisi!
buna da tertip komitesi izin vermemiş.
saygıdeğmez elçimiz yukarılara ulaşmış: biz konuşmayacaksak kimseler konuşmya buyurmuş!
ahmet davutoğlumuz girmiş devreye konuşturulmayacak hamas sözcüsü demiş. memursenimizin memur başkanı, geleceğimizin vekil ve bakan adayı emir komuta zinciri içerisinde emir telakki etmiş vazifeyi...
bu arada zuhri ankaraya gelmiş, yaralı hemşerilerini ziyaret etmiş, yanık nedeniyle gataya sevkedilen bir hastayı görmek istmiş.
askeri hastanemiz içeri dahi almamış hamas hükümetinin sözcüsünü!
zuhriye mahcup bir edayla konuşturulmayacağı söylenmiş...
hamas sözcüsü miting devam ederken istanbula dönmüş.

olan olmuş herneyse diyecekken duyulmuş mesele.
organizasyon komitesi adına ahmet kaytan adlı bir şahıs açıklama yapmış söylentilerin doğru olmadığını, mitingin daha önceden belirlenen program çerçevesinde yapıldığını ve hamas sözcüsünün konuşturulmaması gibi bir durumun gerçekleşmediğini söylemiş.
açıklama düzenleme komitesi adına yapılmış ama düzenleme komitesinin komite adına yapılan bu açıklamadan haberi yokmuş!

şimdi bekleyip göreceğiz...
bakalım bu miting, bakalım gazzede akan kan içimizden kimleri milletvekili ve bakan yapacak!

23 Ocak 2009 Cuma

Her Fırsatta Hamas Düşmanlığı


"Antisemitizme sıfır tahammül" adlı bir bildiri dört yıl önce imzaya açılmış, bana da gönderilmişti. İmzalamamıştım. Benzer bir bildiri, önce "Savaş Bahane, Antisemitizm Her Yerde", sonra adı değiştirilerek "Her Fırsatta Antisemitizm" başlığıyla bu ay imzaya açıldı. Yine imzalamadım.

Kimileri açısından bu bildirileri imzalamayı reddetmem doğal. İsrail devletinin politikalarını eleştirmeye cüret ettiğim için zaten Yahudiliğim kuşkulu ve antisemitistliğim tescilli.

Oysa, antisemitistliği şimdilik bir kenara bırakalım, ama Yahudi olduğumdan hiç kuşku yok. Baba tarafımın Polonyalı haham ve dişçiler, anne tarafımın ise 500 yıl önce İspanya'dan gelip İzmir civarlarına yerleşen palamut tüccarları olduğu kesin. Ve bu haham, dişçi ve tüccarların bir Müslüman veya Hıristiyan ile sevişmediklerinden, sevişmek bir yana dursun, yan gözle bile bakmadıklarından eminim. İsteseler de zor olurdu çünkü. Kısacası, safkan Yahudi olduğum kesin.

YAHUDİLERİN YAPTIKLARI

Önemi var mı bunun? Benim için hiç yok. Ama iki grup çok önemsiyor bunu. Biri dindar Müslümanlar, diğeri Siyonist Yahudiler.

İsrail ne zaman bir katliam gerçekleştirse, Müslüman medya benimle ilgilenmeye başlar, televizyonlara söyleşilere davet edilirim. Şunu anlatmaya çalışırım: Siz dünyayı dinî kavramlarla açıklamaya çalıştığınız için, bana baktığınızda "bir Yahudi" görüyorsunuz, söylediklerimi "bir Yahudi'nin sözleri" olarak yorumluyorsunuz. Oysa benim Yahudi olmamın konuyla alakası yok. Yahudi bir ailenin oğlu olmanın benim hayatımda önemi ve anlamı yok. Bu söylediklerimi sosyalist olduğum için söylüyorum, Yahudi olduğum için değil.

Ve şöyle devam ediyorum: Siz İsrail'in yaptıklarını "Yahudilerin yaptıkları" olarak anlıyorsunuz. Oysa, İsrail Başbakanı ve Genelkurmay Başkanı Yahudi değil de Budist olsaydı, olanlar yine olacaktı, çünkü olanların dinle alakası yok. Filistin'in başına gelenleri dinsel nedenlerde ararsanız, olanları anlayamazsınız. Emperyalizmi anlamadan, Amerika'nın bölgedeki çıkarlarını görmeden, İsrail ile Amerika'nın karşılıklı çıkar ilişkilerini ve İsrail'in jandarmalık görevini kavramadan, Ortadoğu'yu anlamak mümkün değildir.

İSLAMO-NAZİ

Müslüman televizyon kanallarının izleyicileri bu dediklerim hakkında ne düşünür, bilmem. Ama ne dersem diyeyim, çoğunluğunun beni bir Yahudi olarak dinlediğinden kuşkum yok. Bu nedenledir ki, dediklerim ilgilerini çekiyor. "Allah Allah," diye düşünüyorlar, "bir Yahudi nasıl olur da İsrail'i eleştirir!"

Bunu bir de Siyonistler böyle düşünür. Şöyle bir mesaj aldım örneğin: "Yazdıklarınız, Yahudi olduğunuz halde İsrail'i reddettiğiniz için, 'ilginçlik' olarak dikkati çekiyor. Siz böyle 'egzantrik' olmaktan galiba zevk alıyorsunuz, egonuzu tatmin ediyorsunuz". Ve şöyle: "Yahudilerin tarihi hakkında fikir sahibi olmadığınız, düşüncelerinizi İsrail'e düşman kaynaklardan oluşturduğunuz belli oluyor. Senelerdir öğrenmek de istemiyorsunuz". Bunlar kibar olanlar. Bana, "Hamas orospusu", "embesil serseri" ve "İslamo-Nazi" sıfatlarıyla hitap eden mesajları alıntılamayayım. Hepsinin hemfikir olduğu konu, benim "self-hater" (kendi kendinden nefret eden) biri olduğum yönünde.

Kibarlık, kabalık önemli değil. Önemli olan "Yahudi olduğunuz halde" ifadesi. Bir insanın Yahudi olması, bin 300 kişinin katledilmesi karşısında sevinç duymasını mı gerektirir? Bin bir dereden su getirerek, güvenlikten, Hamas'tan, terörizmden söz ederek katliamı haklı göstermeyi mi icap ettirir?

Sanmıyorum. Hangi kıstası kullanırsak kullanalım, ister hukuksal veya etik, ister siyasi veya ahlaki, bir şey yanlışsa, yargıda bulunan kişinin kimliğinden bağımsız olarak yanlıştır. Etnik veya dinsel kimlik, ne yanlışı doğru hale getirir, ne doğruyu yanlış yapar. Almanlar veya Hutular yaptığında yanlış olan bir şey, ben Yahudi olduğum için, Yahudiler yaptığında doğru oluveremez.

Dolayısıyla, "Yahudi olduğunuz halde" ifadesi tümüyle anlamsızdır. İsrail Devleti'nin yaptıkları benim "hallerimden" bağımsız olarak yanlıştır. İsrail'i eleştirmek için antisemitist, "self-hater" veya "Hamas orospusu" olmak gerekmez. Haksızlığa, adaletsizliğe ve savaşa karşı olmak (ve her durumda karşı olmak) yeterlidir.

Madem ki Filistin hakkındaki düşüncelerim antisemitizmden değil, hakkaniyet duygumdan ve siyasi görüşlerimden kaynaklanıyor, antisemitizm bildirilerini niye imzalamadım o zaman?

BİLDİRİ NEYİ AMAÇLIYOR

İlk bildiriyi, içinde şu cümle yer aldığı için imzalamadım: "Türkiye'de şimdiye kadar hiçbir konuda bir araya gelememiş kesimler, özellikle Irak krizinin patlak vermesiyle başlayan süreçte, İsrail devleti karşıtlığı temelinde ve benzeri görülmemiş genişlikte bir koalisyonda toplanabildi. Yahudilere duydukları düşmanlığı İsrail'in varlığında cisimleştiren İslamcı kesim, alanları 'Irak'ta savaşa hayır' sloganlarıyla yürüyen geniş bir sol kitleyle birlikte doldurdu".

İkincisini ise şu cümle nedeniyle: "Çünkü bu savaşa karşı çıkma 'hassasiyeti' gösterenlerin çoğunun ne yazılarında ne eylemlerinde savaşın diğer müsebbibi Hamas'a dair ne bir itiraz ne bir bilgi görülmüyor".

Antisemitizme karşı çıkan bir bildiri, Irak savaşına karşı çıkanları niye küçük görüyor? Solcularla Müslümanların ortak bir amaç için aynı gösterilere katılmaları niye sorgulanıyor? Gazze'de olanlara karşı çıkanların hassasiyeti niye tırnak içine alınıyor? En önemlisi, Gazze'de bin 300 kişinin öldürülmesini Hamas'ın attığı birkaç rokete bağlayan İsrail propagandası niye kabul ediliyor? Ne gerek var bunlara? Antisemitizmi kınamakla ne alakası var bunların?

Bu cümlelerin yazılmasına yol açan anlayışı Taraf gazetesinde (16 Ocak 2009) ikinci bildiriyi savunan Ayşe Günaysu açıkça belirtmiş:

"Sol muhalif çevrelerin büyük bir bölümü... safını Hamas'tan yana belirliyor... Hamas'ın Filistin'deki siyasi güçlerden yalnızca biri olduğunun, hem de faşizan bir siyasi güç olduğunun üzeri örtülmüş oluyor. İnsan sormadan edemiyor: Sol'un Hamas'la paylaştığı nedir? Kadınları recmeden, eşcinselleri katleden, çocukları 'en az 7 Yahudiyi öldüren cennete gider' diye yetiştiren, kişi hak ve özgürlüklerini hiçe sayan Hamas'la ne gibi ortak değerlere sahipler? Antisemitizme karşı bildiri buna dikkat çekmek üzere yazıldı".

HAMAS'IN FAŞİZANLIĞI

Baklayı ağzından çıkardığı için Ayşe Hanım'a teşekkürler. Bildiri antizemitizme değil, Hamas'ın faşizan bir güç olduğuna dikkat çekmek üzere yazılmış!

Hamas'ı beğenip beğenmemek ne Ayşe Hanım'a kalmış, ne bana. Filistin halkı demokratik olduğu herkesçe kabul edilen bir seçimle Hamas'ı seçmiş. "Faşizan" olduğu için değil, direndiği, İsrail'e teslim olmadığı, Filistinlilerin haklarını savunmaya çalıştığı için. "Faşizan" diye demokratik seçim sonuçlarını beğenmeyince kabul etmeyene denir, özgürlük mücadelesi verenlere değil.

Ayşe Hanım ve arkadaşları, İslam düşmanlığı ve İsrail taraftarlığı yapmayan, sadece antisemitizm tehlikesine dikkat çeken bir bildiri kaleme alırlarsa, tereddüt etmeden imzalayacağım. Söz.

Roni Margulies

19 Ocak 2009 Pazartesi

Kahrolsun siyonizm, Kahrolsun israil!


18 Ocak 2009, Ankara

Kahrolsun siyonizm, Kahrolsun israil!


Dünya yirmiüç gündür göz göre göre bir halkın katledilişini seyretmektedir.
siyonist düşman; hastane, okul, sivil dinlemeksizin hiçbir ahlaki, insani ve vicdani kabule sığmayan bir barbarlıkla; çoluk- çocuk, genç-ihtiyar, kadın-erkek ayırt etmeksizin topluca bir halkı yok etmek istemektedir.

Bu vahşet karşısında sözde çağdaş dünya sessiz kalarak, israile cesaret vermekte ve açıkça desteklemektedir. birleşmiş milletler denilen gayri meşru siyonist kurumu israile kınama dahi yayınlayamamaktadır.

Adına UNICEF denilen, birleşmiş milletler çocuklara yardım fonu birleşmiş milletlerin gayri meşru çocuğu olarak filistinde katledilen çocukları yalnızca seyretmektedir.
Batılı liderler, doğulu liderler, israil ve amerikanın çıkarları karşısında dilsiz birer şeytandır.
Burada, Ankara’da gayri meşru israil devletinin gayri meşru elçiliği bunca ahlaksızlığa, bunca barbarlığa rağmen hala durabilmekte ve bu ülke topraklarında faaliyetlerine devam edebilmektedir.

Her anlamda “gayri meşru” olan israil büyükelçisi gabby levy “persona non grata” istenmeyen adam ilan edilerek derhal ülkemizden kovulmalıdır.
israille bugüne kadar yapılan bütün askeri ve ticari anlaşmalar fesh edilmeli, israil askerlerinin Türkiye hava sahasında, Konya’da yaptığı eğitim uçuşlarına son verilmelidir.

siyonist düşmanın Filistin’e saldırısından bir hafta önce Ankara ile telaviv arasında 140 milyon dolarlık askeri anlaşma imzalanmıştır. Siyasi iktidara düşen hamasi nutuklar atmak yerine gereğini yapmak ve somut adımlar atmak olmalıdır. Bizler, karı boşayan bir bekar başbakan ve gerektiğinde bakkal yöneten bir Tayyip Erdoğan istiyoruz.

israil varolma çabalarının doğmasından bu yana hep başkasının hakları, başkasının kanı ve gözyaşları üzerinde yükselmeyi kendine metot seçmiş bir çete devlettir. Dünya tarihi israil ornegi haric, bu kadar kısa zamanda, ülkesiz topraksız bir topluluktan tüm insanlığa bunca fütursuz, umarsız kafa tutan bir çete devlet dönüşümüne şahit olmamıştır.

Filistin haritasında şu son yüzyıl içerisinde meydana gelen akılalmaz değişiklikler bu çete devletin tıpkı bir belalı hastalık gibi, nasıl yayıldığını nasıl alanını genişlettiğini en güzel şekilde göstermektedir. Aynı gösterge bir şeyin daha işaretidir. Filistin’de son yüzyılda doğmuş olmak bu çete devletin saldırma ve öldürme güdüsünü tetiklemek için tek başına yeterli bir sebeptir.

Tarihiniz bu kadar cinayet, katliam ve yüzkarası insanlık suçu ile doluysa en büyük derdiniz tabi ki güvenlik olacaktır. Herkesi, her şeyi kendinize tehdit olarak algılamak durumunda kalacaksınız. Bir de bu algınızı din mefkuresine çok yabancı ırk üstünlüğü paranoyası ile perçinlediğiniz de işte karşınızda siyonist israil.

Çok basit ve yalın bir gerçek var ki, israil toplumu hep kesintisiz bu psikopat, paranoyak çete üyeleri tarafından yönetilmiştir. Hastane okul bombalamak, koca bir halkı koskoca bir toplama kampında yaşamaya mahkum etmek, yaşattıkları trajedinin ekranlara yansıyan utanç duyulacak görüntülerine bakarak, “ne kadar iyi iş çıkarıyoruz”, “güçlüyüz” histerisi ancak siyonist sapıklığın hasleti olabilir.

israilin dün gece tek taraflı olarak ilan ettiği ateşkes siyonist düşmanın çaresizliğini, yenilmişliğini ilan etmesi anlamına gelmektedir. Yenilen sadece israil çetesi değil, aynı zamanda işbirlikçi Filistin yönetimidir. Filistin yönetimi artık gayri meşrudur ve Abbas ve adamları istifa ederek dostlarının yanına gitmelidir. siyonist düşman hiçbir askeri hedefine ulaşamamış, bu nedenle de sivil, çocuk, kadın ve ihtiyarları katletmiştir. Ateşkes ilan edilmesine rağmen Siyonist düşman askerlerinin Gazze’den çıkmayacak olması kabul edilemez. Gazze topraklarında canlı tek bir siyonist düşman askeri kalmayıncaya kadar direniş devam edecektir.

Tarih ömrü yetenlere gösterecektir ki, siyonist necaset Gazzede kendi mezarını kazmaktadır. Umut ediyor ve diliyoruz ki İslam coğrafyası yeni bir uyanışla siyonist alçaklara özlenen, beklenen, istenen darbeyi vuracaktır.

Kahrolsun gayri meşru israil terör örgütü ve kahrolsun gayri meşru siyonist necaset! Yaşasın direnen Filistin, yaşasın direnen Gazze!



Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu

17 Ocak 2009 Cumartesi

"MC DONALDS GİBİSİ YOK"!



17 Ocak Cumartesi, Ankara


"Amerika, kadim tetikçisi İsrail'le işbirliği yaparak çıkarlarına ters düşen Hamas ve Hizbullah gibi Ortadoğu ve Müslüman halkların direniş sembolü olan toplumsal muhalefeti çökertmek için yaklaşık 2 yıl önce Hizbullah'ı vurdurmuş şimdi ise Hamas'ı vurdurmaktadır.

Bu ahlaksız tek taraflı savaşın her türlü finansmanı ABD bütçesinden ve başta ABD'li şirketler olmak üzere İngiliz firmalarından karşılanmaktadır. Bugün gazzede yaşanan vahşet, basit bir siyonist saldırı olarak tariflenemez. Yaşanmakta olan barbarlık küresel emperyalizmin yeni mevzi kazanmak ve mevzilerini muhafaza etmek girişiminden başka bir şey değildir.

Zira siyonizm bir din veya dinsel algı değil, küresel emperyalizmin küçük bir taşeronudur.

Büyük Ortadoğu projesi bize sunulduğu gibi bir barış projesi değildir Bu proje yeryüzünde Amerikan emperyalizmine direnen birkaç güçlü ülke ve hareketi yok etme hareketidir.

Şu anda Gazze'de yaşanan katliamda siyonistler hiçbir kurala tabi olmadan insanları değil aslında insanlığı ateşe atmaktadır.

Direniş göstermiştir ki siyonist İsrail'in yenilmezliği sadece bir masaldan ibarettir. 22 Gündür Gazze'ye giremeyen siyonist düşman her alanda yenilmiştir, yenilmeye devam etmektedir.

Emperyalist barbarların tanrısı kapitaldir ve onlar kapitale taparlar! Onları terbiye etmenin en kolay yolu mallarını almamak ve boykot etmektir.

Küresel emperyalizm bir ülkeyi ele geçirmeden önce hamburger ve kolası ile girer. McDonald's ve Cocacola küresel emperyalizmin en etkin silahlarının başında gelir. Her iki firmada karının bir bölümünü siyonist rejimin çıkarları için, siyonist rejimin, çocukları, masum insanları katletmesi için ayırmaktadır.

siyonist AIPAC çeteleri vasıtasıyla toplanan hasılat israil çıkarları için kullanılmaktadır. Tükettiğimiz her McDonald's ve Cocacola israil ve amerikan çıkarları için filistine mermi ve bomba olarak dönmektedir.

Bizler Filistin dostları olarak Filistinlilere yönelik soykırıma tükettiklerimizle destek olmayacağız. Bizler tükettiklerimizle Filistinli, Gazzeli kardeşlerimize kurşun sıkmayacağız.

Vicdan sahibi, bütün duyarlı bireyleri Cocacola ve McDonald's tüketmemeye çağırıyoruz.

Kahrolsun israil.

Kahrolsun McDonald's

Kahrolsun Cocacola.

Yaşasın Filistin direnişimiz…


FİLİSTİN DOSTLARI adına Üstün BOL

16 Ocak 2009 Cuma

aklı ve kalbi olanlar için...





Kamuoyunda adı İslamcı! Diye anılan gazetelerde, yazarçizer takımı arasından "Hamas’ta ateşkesi bozmasaydı kardeşim", "Acaba hiç direniş gösterilmeseydi daha mı iyi olurdu" diyen sağcı kalemşorlar çıkabiliyor. Solcular okusun ama sağcılar iki kere okusun...

Bilgi kirlenmişse herşey bitmiştir.
Dezenformasyonun din haline geldiği, eline kalem alan herkesin yazar diye piyasa yaptığı bir ülkede, dünyada hakikat'e ve hakikat'in kutsallığına olan ihtiyaç hızla artıyor.
Daha direnişin, cihad'ın aşamalarından bihaber olan kimi kalemşorlar hadleri olmadığı, bilgileri olmadığı halde sanki bir merkezden yönetiliyormuş gibi aynı anda kalemlerine sarıldılar.
Hepsinin ağzında aynı sakız, hepsinde aynı ilkel jargon.
"Ateşkesi Hamas bozdu, yaşananların sorumlusu Hamas",
"Hamas terörist bir örgüttür",
"60 Yıldır direnildi de ne oldu, acaba direnmek yerine diyalog yolu seçilseydi şimdikinden daha mı kötü olurdu.",
"Antisemitizm tırmanıyor"...

Aynı merkezden, aynı propaganda yayılıyor zihinlerimize.. Ve bu kirliliğin sağcısı, solcusu, ergenekoncusu yok! Sağcı kafayla solcu kafa, ergenekoncuyla, dinci! Kafa milim sekmiyor.
Şimdi siz tesadüf diyeceksiniz.
Bende size hadi oradan diyeceğim...

Özgür ülke'nin özgür hocası Fikret Başkaya bakın süreci nasıl açıklamış.
Hem de onca solcunun, sağcının, dincinin kafasına vura vura...
Solcuların ve sağcıların cehaleti kabul edilebilir birşeydir..
Ancak kendini Kudüs’le, Filistin’le hemhal ettiğini, Kudus’ün Gazze’nin yüreğinde bir sızı olduğunu iddia eden dincilerin cehaleti sirkatin söylemekten ibarettir...
Buyur Fikret hoca, söz senin...
Aklı ve kalbi olanlar için...

üstün bol




Kanla Beslenen Siyonist Devlet
Fikret Başkaya


Siyonist İsrail devletinin yaptığı her katliamın ardından tepkiler yükseliyor. Gösteriler, yürüyüşler yapılıyor, İsrail ve Amerikan bayrakları yakılıyor. İsrail'in koşulsuz destekçileri ABD ve Avrupa lânetleniyor, insanlar Filistin'de ölenler, yaralananlar, evleri yıkılıp aç, susuz, çaresiz kalanlar için ağlıyor... "Konunun uzmanı" medya yorumcuları ve gazetelerin köşe yazarları siyonizmden, koloniyalizmden, emperyalizmden hiç söz etmeden saatlerce konuşup, sayfalarca yazıyor... Televizyon stüdyolarına davet edilen "seçkin dış politika dehaları" neden sorusunu yok sayıp, nasılla idare ediyor ve derin tahliller yapıyor... Ve İsrail'in saldırıları daha da yoğunlaşarak devam ediyor. Her saldırı, her katliam, her yıkım sanki bir ilkmiş gibi algılanıyor ve öncekileri unutturuyor. Bu tepkiler haklı, insânî ve yerinde lâkin kınamak, lânetlemek, üzüntü duymak, ağlamak, hicâb duymak, Filistin halkının yüzyıllık trajedisine son vermeye yetmiyor, çekilen acılara dermân olmuyor, olması mümkün değil. Spinoza, gül, ağla ama anla[1] demiştir. Zira, anlamak aşmaktır. Filistin halkının binlerce yıldır üzerinde yaşadığı topraklar neden ve nasıl sömürgeleştirildi? Filistin'in Müslüman-Arap halkı neden topraklarından kovuldu? Neden Filistin'de Ürdün'de Suriye'de, Lübnan'da Mısırda mülteci kamplarında yaşıyor ve neden kesintisiz terör, katliam ve vahşete maruz kalıyor? Siyonist devlet ne menem birşeydir, varlık nedeni ve misyonu nedir? Neden sömürgeci/emperyalist ülkeler [ABD, AB ve uzantıları] İsrail'in katliamlarını sadece desteklemekle kalmıyor üstelik onu özendiriyor? Türkiye'de insanlar siyonist vahşetten büyük utanç ve ızdırap duyar katliamları lânetleyip, mahkum ederken TC ne yaptı, ne yapıyor? Hükümet çevrelerinden yapılan açıklamalar ne anlama geliyor. Türkiye'de kaç kişinin İsrail/ Türkiye arasındaki "stratejik ittifaktan" haberi var? Onyıllardır onuru için mücadele ederken, insanlığın insanlığını da test eden, insanlık suçunu ve ayıbı yüze vuran Filistin halkının dramı nasıl sona erebilir?

Siyonizm, ırkçı/şoven bir ideoloji ve politik bir harekettir. Sanıldığı ve iddia edildiği gibi dinle, Yahudilikle ilgili değildir, dolayısıyla Yahudi çoğunluğunu temsil ve angaje etmiyor. Seçilmiş halk, vaadedilmiş topraklar, vb. gibi bir dizi dinî efsane ve ideolojik söyleme dayanıyor. Kutsal metinlere yapılan gönderme, Hristiyanları ve Yahudileri aldatmayı, onların gözünde koloniyalist/emperyalist yayılmayı, etnik temizliği, katliamları 'meşrulaştırma', 'kabullendirme' amaçlı ideolojik bir manipülasyondan başka birşey değildir. Irkçı bir ideoloji olan siyonizm, doğası gereği yabancı düşmanlığı üzerine inşa edilmiştir ve başka halklarla bir arada yaşaması bu yüzden mümkün değildir. Filistin halkına yönelik sürekli saldırının, katliamların ve etnik temizliğin gerisinde, siyonizmin bu inkârcı/dışlayıcı/yok sayıcı/yok edici niteliği yatmaktadır. Dünyanın dört-bir yanına dağılmış Yahudileri bir ülkede toplama projesinin gerisinde, başta İngilizler olmak üzere Sömürgeci/emperyalist güçler ve onların çıkarları vardı. Başka türlü ifade etmek gerekirse, siyonizm, emperyalist amaçlar için araçlaştırılmış, ırkçı/yayılmacı bir politik harekettir. Siyonist rejimin tüm katliamları 'öz-savunma', 'meşru müdafaa', siyonizme yönelik eleştiri anti-semitizm, siyonizme karşı direniş de terör sayılıyor. Böylece siyonist İdeoloji ve hareket hem bir tür 'dokunulmazlık' kazanıyor hem de ideolojik terör estirme olanağı elde ediyor. Siyonizm düşmansız yaşayamaz ve eğer gerekirse mutlaka sanal bir düşman yaratır. Siyonistler Hitlerin iktidara geldiği günden emperyalist savaşın sonuna kadar Nazilerin en büyük müttefiki ve destekçisiydi... Irkçı Nazilerle, ırkçı siyonistlerin çıkar ortaklığı söz konusuydu. Zira, Aryen ırkın temizliğini öncelikli amaç olarak gören ve saf Almanların [âri ırkın] egemen olduğu bir dünya kurmak isteyen Naziler, başta Yadudiler olmak üzere "kirli ırklardan" kurtulmak, Yahudileri Almanya'dan atmak istiyorlardı. Filistin"de bir devlet kurmak isteyen ve kendilerini seçilmiş halk sayan ırkçı siyonistler de Alman Yahudilerinin göçertilmesi için her yolu deniyorlardı. Oysa Hitler iktidara geldiğinde siyonist harekete katılan Alman Yahudilerin oranı sadece %5 civarındaydı... %95'i dinlerine, kültürlerine sahip çıkarak Almanya'da yaşamaktan, orada kalarak sivil hakları için mücadele etmekten yanaydı... Yazar ve gazeteci, siyonizmin önde gelen liderlerinden Theodore Herlz boşuna: "Anti-semitler [Yahudi düşmanları] bizim en iyi müttefiklerimiz olacak" dememişti.

Filistin'de gerçekleştirilen etnik temizlik, sürgün ve sürekli devlet terörü, bir dizi yalan, hurafe ve ideolojik söylemle de desteklendi. Birincisi, Filistinlilerin gönüllü olarak yurtlarını terkettikleri yalanıdır. İkincisi, halksız bir toprak, toprağı olmayan bir halk için sloganıyla ifade edilendir. Üçüncüsü, siyonist İsrail devletinin kuruluşunun uygarlaştırıcı bir girişim olduğu; Dördüncüsü, Filistin halkına yakıştırılan sıfatlarla ilgilidir, buna göre Araplar: " ilkel, terkedilmiş, yağmacı, talancı, haydut, soyguncu, hileci, yakıp/yıkan, Yahudileri terörize eden, vb. bir topluluktur... Kendi dışındakini bu şekilde tanımlamak her zaman sömürgeciliğin vazgeçilmez/değişmez kuralıdır... İşte bu yüzden Filistinliler mutlaka Filistin'den atılmalıydılar... Beşincisi de, siyonist devletin Yahudilerin Arap tehdidine karşı yürüttükleri soylu bir kurtuluş savaşı sonucu kurulduğu safsatasıdır. Filistinlilerin gönüllü olarak yurtlarını terkettikleri iddiası siyonistlerin bir uydurmasıydı, dolayısıyla üzerinde durmaya gerek yok. Halksız bir toprak... söylemine gelince, Filistin toprakları siyonistler tarafından sömürgeleştirilmediği dönemde, bölge Osmanlı İmparatorluğundan koparılıp, İngiltere'nin mandası altına girdiği 1917 yılında orada %98'i Müslüman olmak üzere 1 milyondan fazla insan yaşamaktaydı. Geri kalan %2'yi de Hristiyan ve Yahudi azınlıklar oluşturuyordu. Görece refah içinde yaşayan bir halk söz konusuydu. Şimdilerde Lübnan, Suriye, Ürdün, Gazze ve Batı Şeria'daki kamplarda yaşayan mülteci nüfus 4 milyon civarındadır. Mülteci kamplarındaki bu 4 milyonluk nüfus, Siyonist devletin kuruluşunun ilan edildiği 14 Mayıs 1948 öncesi ve hemen sonrasında yurtlarından kovulan 800 bin Filistinlinin çocuklarıdır... Fakat İsrailli siyonist resmi tarihçilere göre, söz konusu 800 bin nüfus, Arap devletlerinin çağrısı üzerine ülkelerini terkettiler... Siz hiç davet üzerine öz-yurdunu terkeden bir halk biliyor musunuz? Oysa tam tersi söz konusuydu, Filistinliler kendilerine dayatılan savaşın ve katliamların sonucunda vatanlarından sürüldüler... Filistin devletinin bir "ulusal kurtuluş savaşı" sonucu kurulduğu yakıştırmasına gelince: Böyle iddia her halde kara mizah alanını ilgilendirebilir...

Sömürgeci/emperyalist Avrupalılar tarafından 'Orta-Doğu' denilen bölge, koloniyalist dönemde hep jeostratejik bir öneme sahip oldu. Fakat sadece koloniyalist kapitalist dönemde değil, tarih boyunca da hegemonya emelleri olan tüm güçlerin gözlerini bu bölgeye dikmeleri boşuna değildir. İngilizlerin Orta-Doğu'da bir Avrupa devleti kurma projesi, daha 1840'lı yıllarda kimi İngiliz dergilerinde yazılmaktaydı. Siyonizmin 'ruhanî babası" sayılan Theodore Herzl [1860–1904]. Ünlü İngiliz sömürgecilik teorisyeni ve mimarı Cecil Rhodes'a sunduğu siyonist programıyla ilgili olarak: " Mâlum olduğu üzere, benim programım sömürgeci [colonial] bir programdır. Sizden siyonist projeyi desteklemek üzere ağırlığınızı koymanızı istiyorum." diyordu. 1895 de yayınlanan Yahudi Devleti adlı kitabında da: "orada [Filistin– F.B.] Asya'ya karşı Avrupa için bir siper oluşturacağız, orada barbarlığa karşı uygarlığın ileri karakolu olacağız." diyor. Aslında Siyonist devlet demek, Orta-Doğu'daki 'Batı devleti' demektir. Başka türlü ifade edersek, Müslüman-Arap toprağındaki Siyonist İsrail, emperyalizmin/koloniyalizmin o bölgeye taşmış bir uzantısıdır. Siyonist İsrail Devleti demek, Orta-Doğu'daki ABD, AB ve uzantıları demektir. Siyonist rejim emperyalist çıkarlar için vazgeçilmez olduğu için koşulsuz destekleniyor. Bu gerçeği yok sayarak yapılan tahliller, ancak o tahlilleri yapanları ve ahmakları aldatmaya yarayabilir. Koloniyalizm ve emperyalizm kavramları kullanılmadan yapılan ve yapılacak tahlillerin bir kıymet-i harbiyesi olması mümkün değildir. Siyonist rejim sürekli bir çatışma, savaş, terör ve şiddet sarmalı yaratarak, Arap Birliğinin gerçekleşmesini engelliyor, bölge haklarının kendi ayakları üstünde durmasına imkân vermiyor, demokratikleşmenin önünü kapatıyor, bu arada çürümüş, emperyalizmin uşağı otokratik Arap rejimlerinin iktidarına süreklilik kazandırıyor ve bölgeyi saldırıya açık hale getiriyor, vb. Statu quo bu şekilde devam ettikçe emperyalizmin bölgenin kaynaklarını hoyratça yağmalaması mümkün oluyor. Bu yüzden Başta ABD olmak üzere, Avrupa ve uzantılarının Siyonist rejime verdiği desteği, sadece Siyonist lobilerin marifeti saymak büyük bir yanılgıdır. Son tahlilde Siyonist lobilerin varlığı emperyalizmden bağımsız değil. Siyonist devletin destekçileriyle Siyonist lobilerin gerisindekiler aynı odaklar. Eğer herhangi bir şekilde Siyonist İsrail Devleti emperyalizmin çıkarları açısından zararlı hale gelirse, kendisinden bekleneni veremez hale gelirse, anında siyonist lobilerin esamesi de okunmaz hale gelir. Bu yüzden Siyonist devletin varlığı, sürekli çatışma, savaş, şiddet, etnik temizlik, koloniyal yayılma olmadan mümkün değil. [Zira, efsanede Nil'den Fırat'a uzanan bölgenin vaadedilmiş topraklar olduğu söyleniyor ki, bu daha fethedilecek çok toprak var demek...]. İşte bu yüzden Siyonist rejim kanla beslenen bir rejimdir. Varlık nedenini her seferinde daha çok öldürmeye, kan dökmeye, yakıp/yıkmaya, tahrip etmeye, ortalığa terör ve korku salmaya borçlu tuhaf bir rejimdir. Canlıların su ile beslendikleri bilinir, sanki Siyonist rejim bir istisna ve kanla besleniyor. Velhasıl Tuhaf bir ölme/öldürme sarmalı... Durum böyleyken soruyu sorulması gerektiği gibi sormak gerekir. Naif, hanyayı/konyayı bilmekten aciz kimileri, neden ABD, Avrupa ve Birleşmiş Milletler [BM] Siyonist rejimi durdurmak için harekete geçmiyor diye yakınıyor, hayıflanıyor... Eğer siyonist İsrail devletinin ABD ve Avrupa olduğunu bilselerdi, bu tür hezeyanlara ve kuruntulara da kapılmazlardı. Siyonist rejimin neden teknoloji harikası yeni silahları Filistinli kadınlar ve çocuklar üzerinde denediğini de bilirlerdi... BM'ye gelince, söz konusu örgüt İkinci emperyalistler arası savaş sonrasında oluşturulan emperyalist statu quo yu sürdürmek üzere başta ABD olmak üzere emperyalist güçler tarafından oluşturulmuş bir örgüttür. Bu örgütün asıl misyonu, kimi soylu, evrensel, hümanist kavramlara gönderme yaparak ve bazı insancıl denilen [sözde uluslararası] örgütleri de [işte FAO, WHO, UNICEF, UNESCO, vb] araçlaştırarak, ideolojik mistifikasyon yaratmak, ortalama insanı aldatmaktır. Emperyalizmin çıkarlarının bekçiliğini yapmak, yanılsama yaratmak üzere oluşturulmuş bir örgütten Filistin halkı lehine birşeyler beklemek birşeyi olmadığı yerde aramak değil midir? Bir de hayli zamandır dillendirilen bir uluslararası toplum söylemi var. Şu uluslararası toplum denilen ne menem birşey ve kimlerden oluşuyor? Bu 'topluma' kimler dahil dersiniz? Mesela Nijerya, Suriye, Kolombiya, Tayland, v.b. de dahil mi? Aslında uluslararası toplum denilen kolektif emperyalizmin öteki adı, şu bildik ABD, Batı Avrupa ve uzantılarından başkası değil... Bu söylemin de ideolojik bulanıklık yaratmak üzere peydahlandığında şüphe yok...

Türkiye kuruluşunun hemen ardından Siyonist devleti tanıyan [28 Mart 1949] ilk Müslüman ülkeydi. O zamandan beri ne zaman Müslüman-Araplarla emperyalistler arasında bir çatışma çıksa, hep Batılıların safında yer aldı. Sırtını Arap ulusuna, yüzünü emperyalizme çevirdi. Hem bir Batı uydusu ve NATO müttefiki olup, hem de bu tür çatışmalarda emperyalizm karşıtı bir politik duruş sergilemek zaten mümkün değildir. ABD'den "yardım" almak, ancak siyonist rejimle iyi geçinmekle mümkündür. Aradan geçen 60 yılda 'garp cephesinde yeni birşey yok'... Emperyalizme karşı çıkmadan Siyonist rejimin vahşetine ve aşırılıklarına karşı çıkılamayacağına göre! Üstelik bu utanç verici 'tercihi' Türkiye'nin 'milli çıkarları' gerekçesinin arkasına gizlenerek savunuyorlar ve bir 'diplomatik başarı' olarak da sunmaya çalışıyorlar... Bu yazıda 'milli çıkar' denilen safsataya dair açılım yapmamız mümkün değil. Sadece sınıflı bir toplumda "milli çıkar' diye birşeyin mümkün olmadığını, olamayacağını, bu tür söylemlerin birer egemen ideoloji kategorisi olduğunu söylemekle yetinelim. Öyle bir "Türkiye'nin ulusal çıkarı" ki, vahşet, etnik temizlik, katliamlar karşısında sessiz ve tepkisiz kalmayı haklı çıkarıyor... Sanki Filistin halkıyla İsrail arasında bir savaş varmış da, kalıcı bir barışla sorun çözülecekmiş gibi maalesef yaygın bir izlenim de yaratılmış durumdu... Oysa oradaki durum "barış" kavramıyla ifade edilebilir değil. Barış, iki devlet veya iki taraf arasındaki savaşın sonundaki bir 'uzlaşma' durumunu ifade eder. Filistin söz konusu olduğunda "barış" kavramı uygun değil. Orada koloniyalist/emperyalist bir işgal, kuşatma ve topraklarından sürülmüşlük durumu var, dolayısıyla sorunun çözümü ancak sömürgeci/emperyalist gücün oradan atılmasıyla mümkün. Velhasıl durum ancak 'ulusal kurtuluş' kelimeleriyle ifade edilebilir... Bu tür ideolojik manipülasyonlar, saldıranla saldırıya uğrayanı 'eşit statüde' görmek veya aynı zemin üzerinde saymakla ilgili... Biri sizin boğazınızı sıkmaya çalışırken korunma refleksiyle yaptıklarınız şiddet, terör gibi kelimelerle ifade edilebilir mi? Barışla ilgili olarak Romalı tarihçi Tacit, haklı olarak bir çöl yaratıyorlar sonra da ona barış diyorlar[2] [2] demişti...

Siyonist rejimin son saldırısı ve vahşet görüntüleri, insanların vicdanını yaralıyor ve haklı tepkilere neden oluyor. Elbette acil yardımları gerektiren acil bir durum söz konusu ve olabildiğince çok yardım için acilen seferber olmak öncelikli ve gerekli ama yeterli değil. Eğer sizin devletiniz Siyonist rejimin en büyük destekçilerinden biriyse, o zaman acil yardımdan başka şeyler de yapmanız gerekecektir. Eğer ağlamak, sızlamak, lânetlemek, vb. bir işe yarasaydı, [daha öncesi de olmakla birlikte] 61 yıllık işgalin, kıyımın ve barbarlığın sonunun çoktan gelmesi gerekmez miydi? Türkiye İsrail'in "stratejik müttefiki", velhasıl ikisi arasında 'derin bir uyuşma var. İttifak'ın anlamlarından biri de uyuşmadır ve ancak birbirlerine benzeyenler uyuşabilir... Türkiye İsrail'in en büyük silah müşterisi, İsrail'in hava kuvvetlerinin eğitiminin bir kısmı Türkiye'de gerçekleşiyor. Vücutları bombalarla paramparça olan çocukları, kadınları, Filistinli savaşçıları, her yaştan insanları öldürenlere, topraklarınızda katliam antrenmanları yapmasına karşı çıkmıyorsanız, döktüğünüz gözyaşları ne demeye gelir? Timsah gözyaşları ikiyüzlülüğü ve sahtekârlığı gizlemek için değil mi? Türkiye ile İsrail arasındaki "Güvenlik ve Gizlilik Anlaşması" ne için ve kime karşı? Fakat iki devlet arasındaki anlaşmalar sadece "Stratejik İttifak', 'Güvenlik ve Gizlilik Anlaşması" "Askerî Eğitim ve İşbirliği Anlaşmasından" ibaret değil. Onlarca alanda yapılmış onlarca anlaşma var: Turizmden telekomünikasyona, Serbest Ticaret Anlaşmasından, Savunma Sanayii İşbirliği Anlaşmasına, vb...

Filistin halkının maruz kaldığı yüzyıllık şiddet ve vahşetten kurtulması, topraklarında onuruyla, bağımsız ve özgür yaşaması, başta Müslüman/ Arap halkları olmak üzere, Türkiye de dahil, tüm Orta-Doğu halklarının ortak yürüteceği, tutarlı, kararlı bir anti-kapitalist, anti-koloniyal, anti-emperyalist mücadeleyle mümkün. Fakat Filistin halkının kurtuluşu sadece onun kendi kurtuluşu da olmayacak, Filistin halkının gerçek anlamda kurtuluşu, aynı zamanda tüm bölge halklarının kurtuluşu da olacaktır. Bu yüzden enternasyonalist dayanışma ve işbirliği vazgeçilmezdir. Bunun için de işe öncelikle bölgenin emperyalizm tarafından araçlaştırılan, çürümüş otokratik Arap rejimlerinin iktidarına son vererek başlamak gerekiyor. Zira altedilmesi gereken düşman sadece emperyalizm değil, kaldı ki, emperyalizm iç-uzantılar olmadan hükmedemez... Velhasıl dış düşman -içdüşman özdeşliği söz konusu. Bunun için de enternasyonalist dayanışmayı ve işbirliğini bir söylem olmaktan çıkarıp, ete-kemiğe büründürmek gerekiyor. Velhasıl radikal olmak gerekiyor ki, radikal olmak demek, sorunları kökeninden ele almaktır denmiştir. Aksi halde oradaki vahşetten hepimiz sorumlu olmaktan kurtulamayız. Bu yazıyı Filistinde öldürülen çocukların anısına Hanoch Levin'den[3] bir dörtlükle bitirmek uygun düşüyor...

Sevgili baba, mezarımın üstünde durduğunda

Yaşlı ve yorgun ve çok yalnız,

Ve beni bu toprağa nasıl gömdüklerini gördüğünde

Benden seni affetmemi iste baba.

[1] Baruch Spinoza [1632-1677] 17. Yüzyılın önde gelen Hollandalı Filozof

[2] Publius Cornelius Tacitus, [MS: 55-120] Tarihçi-Filozof.

[3] Hanoch Levin [1943-1999] İsrailli şair, yazar, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni. dramaturg.

TEZAT KAVRAMLAR: AHLAK – NAMUS – GAZETECİLİK

  TEZAT KAVRAMLAR: AHLAK – NAMUS – GAZETECİLİK Bütün genellemeler gibi yanlış bir yerden konuya girdiğimi biliyorum. Ama bütün genellemele...