22 Temmuz 2026 Çarşamba

 

BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ- 4

 

VİZYON PROBLEMİ

 

Kamu dairelerinde mutlaka görmüşsünüzdür. Koca koca panolara Misyonumuz, Vizyonumuz, Kalite politikamız başlıkları altında garip garip metinler asılır. Ne işe yaradığını hazırlayanların da bilmediği bu metinler esas itibariyle uluslararası sertifikasyon adı altında kamu ve özel sektör kaynaklarının söğüşlenmesini amaçlamaktadır.

Bütün büyük sözlerine ve iddialı metinlerine rağmen bu sertifikaları alan kurumlar ne kalitelerini artırmıştır ne de vizyonlarında bir değişiklik olmuştur. Ama havalı bir metindir ve şirket sunumlarında hem rakip kurumlara karşı hem de ne olup bittiğini anlamayan sokaktaki insanlara karşı sizi birkaç numara daha büyük gösterir.

Aslında olay, yüzlerce yıl önce Ahilik teşkilatıyla, lonca yapılanmasıyla atalarımızın bilabedel ortaya koyduğu vizyonun kapitalist düzen tarafından ekonomik bir getiriye/sömürüye dönüştürülmesinden ibarettir.

Eğitim sisteminin vizyonu ve misyonu da bu sömürgeci düzenin pazarlama tekniklerine kurban edilmiştir. Tüm iddiasına rağmen mutlak doğru olarak önümüze konan Batılı model bir aldatmacadan ibarettir. Aynı şekilde son birkaç yüz yılda alternatif model olarak karşımıza çıkarılan ve İslami olarak adlandırılan eğitim sistemi de kötü bir karikatürdür. İslam’la bağı koparılmış ama İslami olarak adlandırılan bu model vizyonsuz seküler bir aldatmacadır.

Çok sayıda öğrencinin, çok sayıda öğretim görevlisinin, bina ve teknik malzemelerin, laboratuvarların ‘bilimsel’ seküler düşüncenin İslam adı altında kutsallaştırıldığı bu zeminler hem öğrenci ve öğretmenleri oyalamanın hem de bütün düşünce mekanizmalarının önünü kapatmanın yöntemlerinden biridir.

İlk ve orta öğrenim kurumlarından üniversitelere kadar bütün eğitim hiyerarşisi sistematik bir şekilde teslimiyetçi bir vizyonsuzluk ile dizayn edilmiştir. Bu vizyonsuzluk, Proje okullarından Anadolu ve Fen liselerine; medrese eğitimi yapan kurumlardan ilahiyat fakültelerine kadar bütün eğitim kurumları için teşhisi henüz konmamış bir hastalık olarak karşımızda bulunmaktadır.

Vizyonunu evrensel bir İslami akıldan almayan bütün organizasyonlar niteliksiz fiziki donatılardan ibarettir. Faruki, bütün alanlardaki vizyon problemini makalesinde şu şekilde anlatır:

‘Vizyonun alametifarikası taklit edilemez olmasıdır. Onun ancak küçük ve önemsiz öğeleri kopyalanabilir. Bu yüzden yaklaşık iki yüzyıllık Batılı ve seküler eğitim sonucunda Müslümanlar hiçbir şey üretememiştir.

Ruhsuz bir bilgi arayışı mümkün değildir ve kopyalanamayan asıl şey de ruhtur. Bu da bir benlik, dünya ve hakikat vizyonu yani din tarafından oluşturulur. İslam dünyasındaki eğitim bu vizyondan yoksundur. İslam dünyasında eğitimin önde gelenleri görgüsüz, kültürsüz ve hedefsiz kimselerdir.

Son iki yüzyılda Batı üniversitelerinde ilham veren güç milliyetçilik olmuştur, zira romantizm ‘mutlak varlık’ olarak Hristiyanlığın hükümsüz tanrısının yerine ‘Ulus’u koymuştur. Müslüman için Allah’tan başka hiçbir varlık mutlak değildir. Dolayısıyla ulus devlete mutlak sadakat göstermesi beklenemez. Zira Allah’tan başkasına gösterilecek böylesi bir sadakat, onun için şirk anlamına gelir. Kendi mirası ve geçmişiyle ilişkisi ne olursa olsun bir Müslümanın, Hristiyanlığını aşarak bulunduğu noktaya gelen Avrupalı bir ‘milliyetçi’ olması mümkün değildir.

Müslüman bir ülkede üniversite öğretim üyesinin ideal örneği olarak Batı’da doktora yapmış bir kişinin durumunu ele alalım. Bu öğretim üyesi, Batılı eğitim alır ve bir şekilde mezun olur. Eğitimine başlarken İslami bir motivasyona sahip olmadığından yani Allah rızasını kazanmak maksadıyla bilgi öğrenmek için değil, maddi veya kişisel nedenlerle ya da en iyi ihtimalle milliyetçi duygularla bu yolculuğa çıktığı için Batı’da kendisine sunulan bilgileri bütünüyle özümseyemez. Uzmanlık alanında Batılı profesörleri aşacak düzeye ulaşamaz. Antik Yunan, Pers ve Hint bilimlerini öğrenip onları İslamileştirmiş bir ecdada sahip olmasına rağmen, öğrendiklerini sindirememiş, İslami bilgi ve hakikat vizyonu içerisinde onları süzüp benimseyememiştir. Daha ziyade derslerini geçmek ve mezun olmakla ilgilenmiş, memleketine dönüp dolgun bir maaş ve saygın bir makam elde etmeyi düşünmüştür. Bilgi dağarcığı öğrenciyken okuduğu kitaplardan ibarettir. Çünkü eğitimi sırasında edindiği birikimin sınırlarını genişletmek için gerekli zamanı, enerjisi motivasyonu artık yoktur. Hayat ve çalışma koşulları onu bu tür uzak ideallerden alıkoyan uğraşlarla doludur. Doğal olarak öğrencileri de ondan daha isteksiz, daha kabiliyetsiz olarak yetişir. Öğrencileri için Batı ideali daha da uzaktır. Zaman içerisinde eğitim standartları gittikçe düşmeye başlar. İslam dünyasındaki Batılı eğitim, Batı’daki prototipinin bir karikatürü haline gelir.

İslam dünyasında öğretilen içerik ve metodolojiler Batı’dakilerin kopyasıdır, ancak Batı’yı ateşleyip harekete geçiren vizyondan yoksundur. Sonuç olarak sıradanlığın vasıtalarına dönüşürler. Bu bilinçsiz, ruhsuz içerik ve metodolojiler, İslami modellere alternatif olarak sundukları ilerleme ve modernleşme  yöntemleri kılıfıyla öğrencileri sinsi bir İslamsızlaştırma  etkisine maruz bırakır. Dolayısıyla İslam dünyasındaki bir üniversite mezunu tipik bir yeni yetmedir. Ve her şeyi bildiğini sanır ama aslında çok az şey bilir.’[1]

Faruki, vizyonsuz, iradesiz ve düşünme melekelerini yitirerek batının üstünlüğüne ikna edilmiş öğretim üyelerini, akademisyenleri ve öğrencileri sert biçimde eleştirir. Batılı üniversitelerde eğitim almış bir öğrencinin, yüksek lisans ve doktorasını bu üniversitelerde yapmış akademisyenlerin iflah olmaz bir aşağılık kompleksiyle yetiştirildiğini anlatır.

Eğitim alırken İslami bir motivasyona sahip olmayan, tamamen maddi beklentilere motive olan insanların Allah rızasını gözetmek gibi bir kaygılarının kalmadığını ve bu sebeple de verili bilgilerin dışında potansiyelini zorlayacak, kendini aşacak, yeni bir bilgi üretecek zihni hazırlığının olmayacağını söyler. Batılı bilgiyi tam olarak özümseyemez, yorumlayamaz ve mevcut durumunu geliştiremez.

Oysa İslami bilgi geleneği Antik Yunan, Pers ve Hint bilimlerini öğrenip, geliştirip, aşarak İslamileştirmiştir. Benimsemediği, özümsemediği, geliştiremediği ve İslamileştiremediği bilgiyi bir araç olarak görür. Kariyerini tamamlayabilmek için ezberler, içselleştiremez ve bir süre sonra unutmayı tercih eder. Onun için önemli olan ülkesine döndüğünde eline geçecek dolgun bir maaş, etkileyici bir kariyer ve önemli bir makam elde etmektir.

Bu ezberci akıl öğrencilerini de aynı şekilde yetiştirir. Kariyerini etkilemeyen hiçbir ideali, öznel bir duruşu, farklı bir bakış açısı yoktur. Bu yetişme tarzı birkaç nesil sonra eğitim standartlarını düşürür. Batıda üretilen bilginin küçük karikatürleri onun için yeterlidir fazlası da yüktür. Eğer bir şey geliştirilecekse bunu batılılar zaten yapacaktır, yorulmaya gerek yoktur.

Bilgi onun için sıradan bir vasıtadır. Vizyonu olmayan akıl ve içerik sadece kopya üretir. Zaman ve şartlar değişir ama kopyalar değişmez. Nesiller boyunca bilgi adına geçmişin kopyaları çoğaltılır. Bu bilinçsiz ve ruhsuz içerik ve metodolojiler bir süre sonra ilerleme, modernleşme adı altında İslami modellere alternatif olarak sunulur. Ardından kutsal bilginin ışığında İslamsızlaştırma devreye sokulur. Nihayetinde her şeyi bildiğini zanneden ve fakat sadece ezberleme kabiliyeti geliştirilmiş bir akademisyen olarak aramıza katılır.

İslam dünyasındaki akademisyenlerin İslami bir altyapısının olmaması eğitim problemimizin en büyük trajedisidir. İslam’la ilgili sınırlı bir bilgiyle yetişen öğrenciler üniversitede ideolojik bir boşlukla karşılaşır. İslam’a ilişkin iyi ve samimi duygulara sahip olsalar da bir fikir sahibi değillerdir. Bu iyi duygular çeşitli disiplinlerle karşılaştığında, bilimin ‘objektif’ yargıları ile çarpıştığında paramparça olur!

‘Zira gencimizin hiçbir savunması yoktur, düşünsel seviyede karşı koyacak bir vizyona da sahip değildir. Mezun olduğunda artık büsbütün ateist, seküler ya da komünist olmamışsa bile, İslam’a dair görüşlerini şahsi ve öznel alanla sınırlamış, ailesi ve çevresiyle kurduğu duygusal yakınlıkla ifade eder hale gelmiştir. İslam’ın herhangi bir sorunla ilgili en iyi çözümleri sunan, dolu ve canlı bir sistem olduğundan habersizdir.

İslam dünyasındaki üniversite öğrencisi, ders kitaplarında veya sınıflarda karşılaştığı yabancı ideolojilere düşünsel düzlemde direnmeye çalışırken, tank ve tüfeklere karşı eline kılıç ve kalkan tutuşturulmuş bir askere benzer. Batıdaki tüm lise öğrencilerine azami ciddiyet, sorumluluk, tutarlılık ve evrenselliğiyle batı geleneği ve birikimi öğretilirken, İslam dünyasının hiçbir yerinde İslam vizyonu öğretilmiyor. İslam dünyasındaki hiçbir üniversitede böyle bir vizyon, programların ana unsuru olarak öğrencilere zorunlu kılınmıyor.’[2]

 

 

 

 



[1] Bilginin İslamileştirilmesi-Genel İlkeler ve Çalışma Planı /MAHYA Yayıncılık / Sayfa. 23, 24, 25

 / 1. Baskı Aralık 2022 / İstanbul

[2] Bilginin İslamileştirilmesi-Genel İlkeler ve Çalışma Planı /MAHYA Yayıncılık / Sayfa. 26 / 1. Baskı Aralık 2022 / İstanbul

 

Hiç yorum yok:

  BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ- 4   VİZYON PROBLEMİ   Kamu dairelerinde mutlaka görmüşsünüzdür. Koca koca panolara Misyonumuz, Vizyon...