BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ- 4
VİZYON PROBLEMİ
Kamu
dairelerinde mutlaka görmüşsünüzdür. Koca koca panolara Misyonumuz, Vizyonumuz,
Kalite politikamız başlıkları altında garip garip metinler asılır. Ne işe
yaradığını hazırlayanların da bilmediği bu metinler esas itibariyle
uluslararası sertifikasyon adı altında kamu ve özel sektör kaynaklarının
söğüşlenmesini amaçlamaktadır.
Bütün büyük
sözlerine ve iddialı metinlerine rağmen bu sertifikaları alan kurumlar ne
kalitelerini artırmıştır ne de vizyonlarında bir değişiklik olmuştur. Ama
havalı bir metindir ve şirket sunumlarında hem rakip kurumlara karşı hem de ne
olup bittiğini anlamayan sokaktaki insanlara karşı sizi birkaç numara daha
büyük gösterir.
Aslında olay, yüzlerce
yıl önce Ahilik teşkilatıyla, lonca yapılanmasıyla atalarımızın bilabedel
ortaya koyduğu vizyonun kapitalist düzen tarafından ekonomik bir
getiriye/sömürüye dönüştürülmesinden ibarettir.
Eğitim
sisteminin vizyonu ve misyonu da bu sömürgeci düzenin pazarlama tekniklerine
kurban edilmiştir. Tüm iddiasına rağmen mutlak doğru olarak önümüze konan
Batılı model bir aldatmacadan ibarettir. Aynı şekilde son birkaç yüz yılda
alternatif model olarak karşımıza çıkarılan ve İslami olarak adlandırılan
eğitim sistemi de kötü bir karikatürdür. İslam’la bağı koparılmış ama İslami
olarak adlandırılan bu model vizyonsuz seküler bir aldatmacadır.
Çok sayıda
öğrencinin, çok sayıda öğretim görevlisinin, bina ve teknik malzemelerin,
laboratuvarların ‘bilimsel’ seküler düşüncenin İslam adı altında
kutsallaştırıldığı bu zeminler hem öğrenci ve öğretmenleri oyalamanın hem de
bütün düşünce mekanizmalarının önünü kapatmanın yöntemlerinden biridir.
İlk ve orta öğrenim
kurumlarından üniversitelere kadar bütün eğitim hiyerarşisi sistematik bir
şekilde teslimiyetçi bir vizyonsuzluk ile dizayn edilmiştir. Bu vizyonsuzluk,
Proje okullarından Anadolu ve Fen liselerine; medrese eğitimi yapan kurumlardan
ilahiyat fakültelerine kadar bütün eğitim kurumları için teşhisi henüz konmamış
bir hastalık olarak karşımızda bulunmaktadır.
Vizyonunu
evrensel bir İslami akıldan almayan bütün organizasyonlar niteliksiz fiziki
donatılardan ibarettir. Faruki, bütün alanlardaki vizyon problemini makalesinde
şu şekilde anlatır:
‘Vizyonun
alametifarikası taklit edilemez olmasıdır. Onun ancak küçük ve önemsiz öğeleri
kopyalanabilir. Bu yüzden yaklaşık iki yüzyıllık Batılı ve seküler eğitim
sonucunda Müslümanlar hiçbir şey üretememiştir.
Ruhsuz bir
bilgi arayışı mümkün değildir ve kopyalanamayan asıl şey de ruhtur. Bu da bir
benlik, dünya ve hakikat vizyonu yani din tarafından oluşturulur. İslam
dünyasındaki eğitim bu vizyondan yoksundur. İslam dünyasında eğitimin önde
gelenleri görgüsüz, kültürsüz ve hedefsiz kimselerdir.
Son iki
yüzyılda Batı üniversitelerinde ilham veren güç milliyetçilik olmuştur, zira
romantizm ‘mutlak varlık’ olarak Hristiyanlığın hükümsüz tanrısının yerine
‘Ulus’u koymuştur. Müslüman için Allah’tan başka hiçbir varlık mutlak değildir.
Dolayısıyla ulus devlete mutlak sadakat göstermesi beklenemez. Zira Allah’tan
başkasına gösterilecek böylesi bir sadakat, onun için şirk anlamına gelir.
Kendi mirası ve geçmişiyle ilişkisi ne olursa olsun bir Müslümanın,
Hristiyanlığını aşarak bulunduğu noktaya gelen Avrupalı bir ‘milliyetçi’ olması
mümkün değildir.
Müslüman
bir ülkede üniversite öğretim üyesinin ideal örneği olarak Batı’da doktora
yapmış bir kişinin durumunu ele alalım. Bu öğretim üyesi, Batılı eğitim alır ve
bir şekilde mezun olur. Eğitimine başlarken İslami bir motivasyona sahip
olmadığından yani Allah rızasını kazanmak maksadıyla bilgi öğrenmek için değil,
maddi veya kişisel nedenlerle ya da en iyi ihtimalle milliyetçi duygularla bu
yolculuğa çıktığı için Batı’da kendisine sunulan bilgileri bütünüyle
özümseyemez. Uzmanlık alanında Batılı profesörleri aşacak düzeye ulaşamaz.
Antik Yunan, Pers ve Hint bilimlerini öğrenip onları İslamileştirmiş bir ecdada
sahip olmasına rağmen, öğrendiklerini sindirememiş, İslami bilgi ve hakikat
vizyonu içerisinde onları süzüp benimseyememiştir. Daha ziyade derslerini
geçmek ve mezun olmakla ilgilenmiş, memleketine dönüp dolgun bir maaş ve saygın
bir makam elde etmeyi düşünmüştür. Bilgi dağarcığı öğrenciyken okuduğu
kitaplardan ibarettir. Çünkü eğitimi sırasında edindiği birikimin sınırlarını
genişletmek için gerekli zamanı, enerjisi motivasyonu artık yoktur. Hayat ve
çalışma koşulları onu bu tür uzak ideallerden alıkoyan uğraşlarla doludur.
Doğal olarak öğrencileri de ondan daha isteksiz, daha kabiliyetsiz olarak
yetişir. Öğrencileri için Batı ideali daha da uzaktır. Zaman içerisinde eğitim
standartları gittikçe düşmeye başlar. İslam dünyasındaki Batılı eğitim,
Batı’daki prototipinin bir karikatürü haline gelir.
İslam
dünyasında öğretilen içerik ve metodolojiler Batı’dakilerin kopyasıdır, ancak
Batı’yı ateşleyip harekete geçiren vizyondan yoksundur. Sonuç olarak
sıradanlığın vasıtalarına dönüşürler. Bu bilinçsiz, ruhsuz içerik ve
metodolojiler, İslami modellere alternatif olarak sundukları ilerleme ve
modernleşme yöntemleri kılıfıyla
öğrencileri sinsi bir İslamsızlaştırma
etkisine maruz bırakır. Dolayısıyla İslam dünyasındaki bir üniversite
mezunu tipik bir yeni yetmedir. Ve her şeyi bildiğini sanır ama aslında çok
az şey bilir.’[1]
Faruki,
vizyonsuz, iradesiz ve düşünme melekelerini yitirerek batının üstünlüğüne ikna
edilmiş öğretim üyelerini, akademisyenleri ve öğrencileri sert biçimde
eleştirir. Batılı üniversitelerde eğitim almış bir öğrencinin, yüksek lisans ve
doktorasını bu üniversitelerde yapmış akademisyenlerin iflah olmaz bir aşağılık
kompleksiyle yetiştirildiğini anlatır.
Eğitim alırken
İslami bir motivasyona sahip olmayan, tamamen maddi beklentilere motive olan
insanların Allah rızasını gözetmek gibi bir kaygılarının kalmadığını ve bu
sebeple de verili bilgilerin dışında potansiyelini zorlayacak, kendini aşacak,
yeni bir bilgi üretecek zihni hazırlığının olmayacağını söyler. Batılı bilgiyi
tam olarak özümseyemez, yorumlayamaz ve mevcut durumunu geliştiremez.
Oysa İslami
bilgi geleneği Antik Yunan, Pers ve Hint bilimlerini öğrenip, geliştirip,
aşarak İslamileştirmiştir. Benimsemediği, özümsemediği, geliştiremediği ve
İslamileştiremediği bilgiyi bir araç olarak görür. Kariyerini tamamlayabilmek
için ezberler, içselleştiremez ve bir süre sonra unutmayı tercih eder. Onun
için önemli olan ülkesine döndüğünde eline geçecek dolgun bir maaş, etkileyici
bir kariyer ve önemli bir makam elde etmektir.
Bu ezberci
akıl öğrencilerini de aynı şekilde yetiştirir. Kariyerini etkilemeyen hiçbir
ideali, öznel bir duruşu, farklı bir bakış açısı yoktur. Bu yetişme tarzı
birkaç nesil sonra eğitim standartlarını düşürür. Batıda üretilen bilginin
küçük karikatürleri onun için yeterlidir fazlası da yüktür. Eğer bir şey
geliştirilecekse bunu batılılar zaten yapacaktır, yorulmaya gerek yoktur.
Bilgi onun
için sıradan bir vasıtadır. Vizyonu olmayan akıl ve içerik sadece kopya üretir.
Zaman ve şartlar değişir ama kopyalar değişmez. Nesiller boyunca bilgi adına
geçmişin kopyaları çoğaltılır. Bu bilinçsiz ve ruhsuz içerik ve metodolojiler
bir süre sonra ilerleme, modernleşme adı altında İslami modellere alternatif
olarak sunulur. Ardından kutsal bilginin ışığında İslamsızlaştırma devreye
sokulur. Nihayetinde her şeyi bildiğini zanneden ve fakat sadece ezberleme
kabiliyeti geliştirilmiş bir akademisyen olarak aramıza katılır.
İslam
dünyasındaki akademisyenlerin İslami bir altyapısının olmaması eğitim problemimizin
en büyük trajedisidir. İslam’la ilgili sınırlı bir bilgiyle yetişen öğrenciler
üniversitede ideolojik bir boşlukla karşılaşır. İslam’a ilişkin iyi ve samimi
duygulara sahip olsalar da bir fikir sahibi değillerdir. Bu iyi duygular
çeşitli disiplinlerle karşılaştığında, bilimin ‘objektif’ yargıları ile
çarpıştığında paramparça olur!
‘Zira
gencimizin hiçbir savunması yoktur, düşünsel seviyede karşı koyacak bir vizyona
da sahip değildir. Mezun olduğunda artık büsbütün ateist, seküler ya da
komünist olmamışsa bile, İslam’a dair görüşlerini şahsi ve öznel alanla
sınırlamış, ailesi ve çevresiyle kurduğu duygusal yakınlıkla ifade eder hale
gelmiştir. İslam’ın herhangi bir sorunla ilgili en iyi çözümleri sunan, dolu ve
canlı bir sistem olduğundan habersizdir.
İslam
dünyasındaki üniversite öğrencisi, ders kitaplarında veya sınıflarda karşılaştığı
yabancı ideolojilere düşünsel düzlemde direnmeye çalışırken, tank ve tüfeklere
karşı eline kılıç ve kalkan tutuşturulmuş bir askere benzer. Batıdaki tüm lise
öğrencilerine azami ciddiyet, sorumluluk, tutarlılık ve evrenselliğiyle batı
geleneği ve birikimi öğretilirken, İslam dünyasının hiçbir yerinde İslam
vizyonu öğretilmiyor. İslam dünyasındaki hiçbir üniversitede böyle bir vizyon,
programların ana unsuru olarak öğrencilere zorunlu kılınmıyor.’[2]