13 Şevval 1447 /
Cumartesi / Karadağ / Tiva /Sabaha Doğru
Gece
Karadağ’a geldik. Tiva’dayız.
Uzun ve
yorucu bir yolculuktu. Bir o kadar da keyifli aynı zamanda.
Saat epeyce
geç oldu. Ama bu gece de uyku bizimle beraber değil.
Şehir merkezinde
bir yerde kalıyoruz.
Ve
dışarıdan, çok da uzak olmayan bir yerden çakal sesleri geliyor.
Şaka gibi,
rüya gibi ama değil.
Karadağ’dayız
ama yazının adı Bosna Günlükleri hala. Karadağ çok zorlarsak Bosna Hersek’in
kasabası olur ancak.
Herkes rütbesini
bilecek!
Sırbistan da
öyle mesela.
Bosna’nın
gecekondusu ancak olabilir Sırbistan. O da Bosnalılar lütfederse.
O kadar bile
etmez bence.
Her neyse…
13 Şevval 1447 /
Cumartesi / Karadağ /Öğleden Önce
Tiva’da küçük bir tur.
Burada zaman harcamaya gerek var mı bakacağız. Sanki hiç
beklemeden gitsek de olur.
Kotor ve Budva varken hemen uzaklaşsak buradan bir şey
kaybetmeyiz.
Karadağ’da nüfusun yüzde 40’ı Sırp, 45’i Karadağ’lı geri
kalanı ise Müslüman ve Boşnaklardan oluşuyormuş.
Karadağ’lı ve Sırp…
Ne farkları var acaba? Bence yok. İki akraba grubu.
13 Şevval 1447 /
Cumartesi / Karadağ / Kotor /Öğleden Sonra
Kaçtık Tiva’dan. Kotor’dayız.
Kotor bir çeşit zamanda yolculuk sunuyor size.
Modern yapılardan sıyrılıp Old City’ye girdiğinizde zamanda
yolculuk da başlıyor.
Her ne kadar restorasyon izleri belli olsa da, şehrin
özellikle eski şehrin dokusu ve mimarisinin korunduğunu hissedebiliyorsunuz.
Tabii öyle olunca eski şehrin şehirleşme yanlışları da
korunmuş.
İki kişinin yan yana geçemeyeceği sokaklar Mardin’in daracık
sokaklarını hatırlatıyor.
İyi mi yapmışlar imar hatalarını muhafaza ederek, evet!
Bir binanın cephesine diğer bina bodoslama dalmış sanki.
Çaptan yanaşmış bina komşusuna.
Bunu da korumuşlar.
O da güzel olmuş.
Demek ki, imar ve mülkiyet sorunları modern bir problem
değilmiş.
Yüzlerce yıl önce de insanlar mülkiyetle ve şehir idaresiyle
ilgili sorunlar yaşıyorlarmış.
Şaşırdınız değil mi?
Eski şehirden çıkıp beton binaların arasına girince şehrin
Old City’de nefes aldığını hissedebiliyorsunuz.
Boğulur gibi olduğunuzda hemen Old City’ye.
Biraz nefeslenmek iyidir.
13 Şevval 1447 /
Cumartesi / Karadağ / Budva
Modern –Betonarme yani- şehirlerin betonarme kirliliğin
arasından yol alarak Budva’ya geliyoruz.
Daha iki şeritli yollarını bile çözememiş bir ülke Karadağ.
Budva’yı yukarıdan seyrettik yol boyunca.
Güzel bir manzara eşliğinde keyifli bir yolculuktu.
Geldiğimiz günden bu yana Balkanlarda bu kadar yoğun bir
beton kirliliği görmemiştik.
Neyle karşılaşacağımıza dair korkmadık diyemem.
Çok şükür ki Budva’da da Eski Şehir varmış.
Denizin kenarında korunmuş bir vaha.
Uzaklaştığınızda sizi boğan şehir Eski Şehir’e döndüğünüzde
sizden özür diliyor sanki.
Kusura bakmayın genç çocuklar, yeni nesil…
Ama eski Budva burası, siz onları hoşgörün der gibi.
Eski Şehir özür diliyor sizden.
Dilesin de zaten.
Karadağ denilince önünüze düşen o fotoğraf var ya.
O çok gösterişli ada.
Sveti Stefan adasındayız.
Daha doğrusu kapısındayız. Çünkü adanın kapısı kapalı!
Adanın kapısı mı olur diyeceksiniz. Evet var ve üstelik
kilitli.
Otopark ücreti ödeyerek girdiğiniz bir mekanda sizi kilitli
bir kapı karşılıyor.
Kapıya ve kilidine bakıp ayrılıyorsunuz oradan. Hayır sizi
kovmuyorlar.
Metal bir kapıyı ve üzerindeki kilidi seyretmek istiyorsanız
orada saatlerce kalabiliyorsunuz.
Karadağ’lılar bu konuda çok anlayışlılar sağolsunlar!
Karşımızda devasa bir taş yapı mevcut. Binanın pencereleri
bile kapatılmış.
Adaya ilişkin hiçbir şey göremeden ayrılıyoruz buradan.
Karadan öyle en azından.
Adaya teknelerle ulaşım sağlanıyormuş.
Karadağ’ın Arap, İngiliz, Amerikan, Rus milyarderlerin yat
gözdesi olduğunu düşününce burada neler oluyor diye düşünmeden edemiyorsunuz.
Ama fotoğrafları bu kadar güzel olan bir ada, bir ülkeyi
nasıl zehirliyor gelin de görün.
Bosna’da en büyük hayal kırıklığımın Balakay tekkesi
olduğunu söylemiştim.
Haksızlık etmişim, geri alıyorum.
Bu gezinin en büyük hayal kırıklığı Sveti Stefan adası.
Büyük reklam, çok büyük piar ve unutulmaz bir Hayal kırıklığı.
Ben hayal kırıklığı dedim ama Ayşenur’un yorumu daha sert.
Adaya girişin kapatılması, camların, pencerelerin bile
kapalı olmasına eşimin yorumu şu:
‘Epstein Adası gibi. Duvardan başka görebileceğiniz hiçbir
şey yok.
Sanki Epstein’giller için kapatılmış, ulaşımı sadece
zenginler için denizden planlanmış, gizemli ve gizemli olduğu kadar da
sevimsiz.’
Evet, gerçekten de içeride pis şeyler oluyor diye
düşündüğünüz karanlık bir şey var karşımızda!