ÜÇ TARZI AMERİKANCILIK: SADABAT
PAKTI-CENTO-MEKKE ANLAŞMASI
Sadabat
Paktı
8 Temmuz 1937 tarihinde
Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Tahran’da Sadabat sarayında dörtlü
bir saldırmazlık anlaşması imzalandı. Tarih bu anlaşmayı Sadabat Paktı olarak
kayıtlara geçirdi.
Paktı
imzalayan dört ülkenin kendi aralarındaki siyasi ve coğrafi ihtilafları paktın
gerekçesi olarak gösteriliyordu. Bu gerekçenin haklılık payı vardı da. Ancak
tek amaç bu değildi. Aslında asıl amaç bu değildi. Türkiye ile İran, İran ile
Irak, Afganistan ile İran ve Afganistan ile Pakistan sınır sorunları yaşıyordu
ve bu pakt ile bu sorunları sempatik yolla çözmenin adımları atılıyordu.
Türkiye
1936’da denge politikası olarak adlandırılan bir politika izliyor. Gerektiğinde
Sovyetler Birliğine yanaşıyor, gerektiğinde dönemin en büyük emperyal gücü
İngiltere’nin yanında yer alıyordu. 1926’da İngilizler Afganistan’dan çekilerek
yerlerini Emanullah Han liderliğinde yeniden kurdurdukları Afganistan
Krallığına bıraktılar. Emanullah Han Mustafa Kemal’in Türkiye’de izlediği yolu
izliyor ve tamamen Batı taklidi bir devlet ve model inşa ediyordu. Tabi bunda
en büyük destekçisi de İngiltere idi. Zaman zaman aksaklıklar yaşansa da
Afganistan Krallığında Batı etkisi 1978 Komünist darbesine kadar devam etti.
Afganistan ile İngiltere arasındaki sorun 1947’de başladı. Pakistan’ın
Hindistan’dan ayrılarak yeni bir devlet kurması Afganların yoğun yaşadığı
bölgelerin Pakistan’a verilmek istenmesi ve İngiltere’nin Pakistan ordusunu
Afganistan’a karşı donatması ve eğitmesi bu ayrışmanın en büyük nedenleri
arasındaydı. Ancak bu tarihe kadar Afganistan Krallığı Batılı bir model
üzerinde, İngiltere çizgisinde yol alıyordu. 1936’da imzalanan Sadabat Paktı da
bu modele sadakatin işaretlerinden biriydi.
Aynı şekilde
İran yönetimi de Pehlevi ailesinin diktatörlüğü altında Batılı bir model inşa
etmişti. Dönemin Amerika’sı İngiltere, İran üzerinde büyük bir hakimiyete
sahipti. Yaşam tarzı, eğlence, lüks, sefahat Londra sokaklarını herhangi bir
Avrupa şehrini aratmıyordu. Türkiye zaten 1924’ten itibaren yönünü tamamen
Batılı bir modele çevirmişti. Irak’ta da
durum farklı değildi. 1. Dünya savaşından sonra Irak İngiliz hakimiyetine
girmiş, Musul Sorunu İngilizler lehine neticelenmiş, 1930’a kadar İngiliz mandası
olan Irak’ı sahibi İngiltere bu tarihte devlet olarak tanımış, 1932’de
Milletler Cemiyetine üye yapmış, askeri üslerini korumak, petrolünü yönetmek
şartıyla uzun yıllar sürecek bir anlaşmaya imza atmıştı. Irak’ta diğer üç
ülkede olduğu gibi ayrıcalıklı bir sınıf emperyalizmin kollarında en şatafatlı
günlerini yaşıyordu. Bu dört ayrı Batıcı ülkeyi bir araya getiren ve Sadabat
paktını imzalatan gerekçe aslında İngiliz emperyalizmini tehdit eden SSCB yayılmacılığıydı!
Dört ülke imzaladıkları bu anlaşma ile Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan
üzerinden hazar denizini geçerek Türkmenistan ve Tacikistan’a kadar uzanan bir
hat üzerinde Sovyetlere duvar örmüşlerdi. Sovyet yayılmacılığına karşı dönemin
Amerika’sı böyle bir önlem almıştı. Bugün adına ‘Tarzı Amerikancılık’ dediğimiz
emperyal düzenin; Pehlevi’ci, Emanullah Han’cı, Faysal Hüseyin’ci ve Kemalist
aklın ilk denemesi buydu.
CENTO
(Central Treaty Organization)
Merkezi
Anlaşma Teşkilatı diye çevirebileceğimiz CENTO, 1955 yılında Türkiye ile Irak
arasında imzalanan Bağdat Paktı’nın genişlemiş halidir. Anlaşmanın
imzalanmasının ardından Birleşik Krallık, Pakistan ve İran’da anlaşmaya imza
attılar. Amerika Birleşik Devletleri ise Gözlemci olarak yer aldı. Bu örgütün
farkı amacını doğrudan ‘SSCB’nin Ortadoğu’da yayılmasını önlemek ve
Ortadoğu’nun güvenliğini sağlamak’ olarak açıklamasıydı. Sözleşmeye imza atan
bütün ülkeler Sovyetler Birliğine cephe aldıklarını açıkça ilan etmiş
oluyorlardı. Bir diğer fark ise Sadabat Paktı’nda dünyanın bir numaralı
emperyalist gücü ve masayı kuran İngiltere iken, CENTO’da dünyanın bir numaralı
emperyalist gücünün artık Amerika olduğunun tescil edilmesi idi. Zira, örgütün
kuruluşunu sağlayan gelişme Amerika Birleşik Devletleri'nde Dışişleri Bakanı
olarak görev yapan John Foster Dulles’ın 1953 yılında Ortadoğu ülkelerine
yaptığı gezi idi. ABD 2. Dünya Savaşını vahşice sona erdirirken dünya
hakimiyetini ilan etse de fiilen dünya hakimiyeti CENTO ile ilan edilmişti. Bu
tarihten itibaren İngiltere emperyalist hakimiyette ikinci sıraya düştü.
Sadabat
Paktı’na doğrudan katılmayan İngiltere CENTO’da imzacılardan biridir. Örgütü
kurduran ABD ise bu kez gözlemci olarak yer alır. Pakistan hariç Türkiye, Irak
ve İran aynı kadrodadır. Afganistan, rejim değişikliği ve İngiltere ile
yaşadığı krizin ardından Rusya’ya yanaşmış o yüzden devre dışı bırakılmıştır.
Onun yerine Batı’nın / Amerikan’ın ezeli ve ebedi dostu Pakistan örgüte dahil
edilmiştir.
Bağdat
Paktı’na başta Suriye ve Mısır olmak üzere birçok Arap ülkesi İsrail’e hizmet
ettiğini düşündükleri için tepki göstermiştir. Ortadoğu’da Sovyet düşmanlığını
organize etmeye çalışan örgüt bu yaklaşımı ile Arap ülkelerinin Sovyetler
Birliğine sempati ile bakmasına ve ona yaklaşmasına da neden olmuştur.
Çok şükür ki, 1979
İran İslam Devrimi’nin ardından İran örgütten ayrılarak CENTO’nun fiilen sonunu
getirmiştir. CENTO’nun Türkiye açısından bir önemi de şudur: dönemin Amerikan
Dışişleri Bakanı CENTO anlaşması gereğince Türkiye’de bir iç karışıklık olması
halinde Türkiye’ye müdahale edebileceklerini açıklamıştır. CENTO ortadan
kalkmış olsa da ABD Türkiye’ye bazen doğrudan bazen dolaylı yollarla müdahale
etmeye devam etmektedir. CENTO, Sadabat Paktındaki Kemalist Amerikancılığın
(Emperyalizmcilik), Menderes dönemindeki Seküler Amerikancılığın tarzını
oluşturur.
Mekke
Anlaşması
7 Ağustos 2026
tarihinde Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan ‘Mekke
Ortak Savunma Anlaşması’ muhafazakâr kesimlerce ‘İslam NATO’su kuruluyor’ romantizmiyle
büyük alkış aldı. ‘Pakistan’ın nükleer silahları artık bizim, bizim de nükleer
silahımız olacak’ diyen başka bir romantik grup da mevcut. Hac kontenjanlarının
artırılacağına sevinenler de Suudi turistlerin Türkiye’ye bolca döviz
kazandıracağını düşünen bir akıl da cari!
Anlaşmaya göre
üç ülkeden birine bir saldırı gerçekleşirse ülkeler saldırının kendi ülkelerine
yapılmış olduğunu kabul edecek. Mesela Pakistan haksız şekilde Afganistan’a
müdahale etmeye devam ederse Afganistan’da meşru müdafaa hakkını kullanırsa bu
üç ülke Afganistan’a savaş ilan edebilecek. İran kendisine doğrudan saldıran
Suudi Arabistan’a misillemede bulunursa bu üç ülke İran’a savaş ilan
edebilecek. Ama İsrail olur da Suudi Arabistan’a veya Türkiye’ye saldırırsa
biliyoruz ki bu ülkeler İsrail’e savaş ilan edemeyecek!
Bu haliyle bu
anlaşma üçüncü tarz Milliyetçi- Muhafazakâr Amerikancılığa tekabül ediyor. Güvenlik
ve iş birliği anlaşması olarak adlandırılsa da ABD ve İsrail’in güvenliğini
tesis etmek amacıyla İran ve ‘Şii’lik tehdidine’ karşı kurulmuş uluslarüstü bir
aklın projesi olarak duruyor. Amerika’nın yarım yüzyıldan fazla süredir inşa
etmeye çalıştığı mezhepçilik hastalığı taraflar arasında çatışma durumuna hiç
bu kadar yakın olmamıştı.
CENTO İran
İslam Devrimi ile tarihe gömülmüştü bakalım Mekke Anlaşmasının başına neler
gelecek. Veya bu anlaşma başımıza neler getirecek?
Cyrano de
BERGERAC