Kayıtlar

Eylül, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sevgili Kuzen...

sevgili kuzen, icraatlarınızı yakınen takip etmekteyim. laisist cumhuriyetin sizin gibi koruyucuları olduğunu görmek içimi nasıl rahatlatıyor anlatamam. bir hafta on gündür rahat rahat uyuyorum. malum gözüm arkada değil. laisist cumhuriyetin sizin gibi gözü kara bekçileri varya ondan. şimdi bekçi deyince aklınıza başka tamlamalar gelmesin sakın, ben insan olan bekçilerden bahsediyorum. hem benim gibi laisist birinden içinde dört ayaklı canlılar geçen tamlamalar beklemezsiniz zaten değil mi? neyse allah muhafaza laisistliğime halel gelmesin gerisi önemli değil. pardon allah dedimya, o tanrı olacaktı. tanrı korusun tanrı. kuzum siz geçen kayıtlarda hani başörtüsü takmıcaama, sakal bırakmıcamaaa. . diye ant içirmişinizya bu uygulamayı yaygınlaştırsak nasıl olur. mesela ilk öğretimde andımız yerine -hem kafiyeside daha uzun- bu tekerlemeyi söylesek kim nederki? kampüs içinde tek kol hizası yürüyüş kolunda bas bas bağırtabiliriz de çocukları. uygun adımı bozanları, ya da bağırıyor ...

Ya Ne Yapmak Lazımmış

Ya ne yapmak lazımmış? Sağlam bir dayı bulup çatmak sırnaşık gibi, Yerden etekleyerek velinimet sanmak mı? Kudretle davranmayıp hileyle tırmanmak mı? İstemem eksik olsun! Herkes gibi, koşarak, Yabanın zenginine methiyeler mi yazmak? Yoksa nazırın yüzü gülecek diye bir an Karşısında takla mı atmak lazım her zaman? İstemem eksik olsun! Ricaya mı gitmeli? Kapı kapı dolaşıp pabuç mu eskitmeli? Yoksa nasır mı tutsun sürünmekten dizlerim? Yahut eğilmekten mi ağrısın ötem berim? İstemem eksik olsun! Tazıyı tut, tavşana Kaç mı demeli? Belki kaz gelir diye bana Tavuk mu göndermeli? Yoksa bir fino gibi Susta durmak mıdır ki, acep en münasibi? İstemem eksik olsun! Bir kibar salonunda Kucak kucak dolaşıp boy atmak ve sonunda, Marifet şi’re koyup kameri, yıldızları, Aşka getirmek midir, evde kalmış kızları? İstemem eksik olsun! Yahut şan olsun diye, Meşhur bir kitapçıya giderek, veresiye Şiir mecmuası mı bastırmalı? İstemem Eksik olsun! Acaba bulup bir alay sersem Meyhane köşesinde dahi olmak mı hü...

İslamcılık ve Kapitalizm...

İslamcılık ve Kapitalizm Alev Erkilet'le İslamcılık kavramı, İslamcılığın Kapitalizmle mücadelesini konuştuk. Pazartesi, 15 Eylül 2008 08:07 Röportaj: Aynur Erdoğan / Dünya Bülteni Söyleşiler dizimizin bu haftaki konuğu Dr. Alev Erkilet. İslamcılık kavramına ve tarihi serüvenine dair sorduğumuz soruları cevaplayan Alev Erkilet, İslamcılığın tarihini İslam'la başlatarak modern dönemlerde yaşanan tecrübenin tarihi arkaplanını ortaya koyarken günümüz İslam dünyasının kapitalist meydan okuma karşısındaki konumunu değerlendirdi ve mücadele yollarına vurgu yaptı. İslamcılık kavramıyla ne kastediliyor ve bu kavramın zaafları, imkanları nelerdir? "İslamcılık nasıl tanımlanabilir?" sorusuna verilebilecek akademik cevaplar var kuşkusuz. Bunların önemli bir kısmı benim "Ortadoğu'da Modernleşme ve İslami Hareketler" adlı çalışmamda yazmış ve paylaşmış olduğum görüşlerimdir. Ama izin verirseniz burada meseleye biraz daha genel ve gündelik olandan girmek istiyorum. Da...

Gıda Güvenliği: Hemen, Şimdi!

İlk insandan bugüne hayatımızın devamlılığını sağlayan temel unsur: gıda!. İlk insanın beslenme alışkanlıkları ile binlerce yıl sonra bizlerin beslenme alışkanlıkları arasında - ürün çeşitliliği ve üretime katılan materyal bir kenara bırakılırsa- çok fazla fark olduğu söylenemez. Önce ihtiyacı olan gıdaları üreten sonra ürettiği gıdalardan tohum ve fidan ile hayatın devamlılığını sağlayan, enson olarakta milletlere ayrıldıkça ticari bir araç haline gelen gıda; bugün sayılan fonksiyonlarından farklı olarak aynı zamanda uluslararası siyasetin ve küresel kapitalizmin elinde önemli ve tehlikeli bir silah! Tarih kitapları yeryüzündeki savaşları sınıflandırırken ganimet ve dinsel gerekçelerle yapılan savaşlar, enerji savaşları (petrol) ve su savaşları olarak tanımlıyor. Yaşadığımız yüzyıl tarih boyunca yaşanan tüm bu savaş türlerine şahitlik etti. Bugün ise artık adını gıda savaşları olarak kolaylıkla koyabileceğimiz bir savaş gözler önünde yaşanıyor ve anlaşılıyor ki önümüzdeki yüzyıl bütün...

170 Kadri Özçaldıran ayağa kalk!

hey man! duydum ki çaptan düşmüşsün iyice. irticacı avına çıkmışsın boğaziçinde. selef'inin pasifliğine inat, canına okuyormuşsun genç kızların. gece yastığa başını koyduğunda kimbilir nasıl rahat uyuyorsundur. atatürk giriyordur rüyana ve oksuyordur top sakalından "aferin" diyordur sana "aferin". "statüko seninle gurur duyuyor." 28 şubattan buyana gözümüz yollardaydı, ne zaman bir bekçi çıkacak boğaziçinden diye. liberaller, özgürlükçü solcular istila etmişti üniversiteyi. şöyle rahat rahat darbe geyiği bile yapamıyordunuz kimbilir. yazık, ne kötü, ne can sıkıcı... düşünsene adamım üniversiteye bir sürü şeriatçı girecek sen hazır kıta bekleyeceksin atıl kurt deseler hazırsın saldırmaya ... ama tık yok. herkes sus pus, gerçek atatürkçüler suskun, birkısmı rektöre yalakalık yapmak için dekanlık bölüm başkanlığı adına sineye çekiyor herşeyi. sen öyle misin ama... sen devrim kanunlarına gönülden bağlısın, iman etmişsin tanrı yerine. hatta kimbilir tanrını...

Özel Bir Çizgi

Resim
bu çizgi hilal kaplan'a ait. yıllar önce 97-98 di sanırım kusdili adıyla bir net dergi çıkarmıştık. altı sayı ömrü olmuştu. evi taşırken elime yüzlerce disket geçti eskilerden kalan. onları bilgisayarıma aktarıp, yokolmasına engellemeye uğraşırken unuttuğum ne hazinelerle karşılaştım. yazdığım yazılar, bana yazılanlar... sağdan soldan derlediklerim arşivlerim aklınıza ne gelirse... gariptir üniversiteden kalma metinler bile geçti elime, adını bile hatırlamadığım nice not. eski defterleri karıştırmak zevkliydi, anmak geçmişi, üzerindeki tozları silip hatıraları tazelemek... ama bu çizgi ve bir kaç çizgisi daha hilal kaplan'ın hepsinden zevkliydi. bir zamanlar yenişafakta görürdüm çizgilerini, sonra birkaç kitapta rastladım, sonra bir daha karşılaşmadık. eğer bu çizgi dili çizmeyi bıraktı ise gerçekten üzülürüm . umarım yanılıyorumdur ve umarım hilal kaplan çizmeye, devam ediyordur. çiziyorsa birgün biryerde rastlaşacağız nasılsa. o çizip ben okuduktan sonra karşılaşmak mukadder...

adı aşk

aşk cihanı hiçe satmaktır adı aşk döküp varlığı gitmektir adı aşk elinde ki sükkeri ayruğa sunup ağuyu kendi yutmaktır adı aşk bela yağmur gibi gökten yağarsa başını ana tutmaktır adı aşk bu alem sanki oddan bir denizdir ana kendini atmaktır adı aşk var eşrefoğlu rumi bil hakikat vücudu fani etmektir adı aşk eşrefoğlu rumi

güle güle...

güle güle sabahın altısı kahpe bir aydınlık sarıyor her yanımı gülümseyen çiçekler kadar yalancı ağrıyan başım gibi acı gözlerimle ruhumun tezatlığı çarpıyor yorgun bacaklarıma... derme çatma bir oda dağınık bir yatak karışık bir masa duvarda ruhunun asılmış resmi üzerimde sesinin rengi her sabahın altısında elimde bir avuç kitap üzerimde haki kamuflaj ya da adi bir üniforma aramak için ayak izini sürüklenmişim yatalak bulvarlara... içime sinmiş korku sönmüş bir gaz lambasının isli kokusu... küf tadında eski bir sandığın cezbeden buğusu... mithatpaşa dan adımlarken kaldırımları parke taşların kustuğu ayaklarımdaki acı... damarlarım her gün biraz daha çekilirken kir ile yıkanmış bu temiz şehirden... . . yapraklarını dökmüş ağaçlar nasıl da benziyor yaşlı analara... vakit daha erken gitmek için. saat daha sabahın kaçı... söyleyecek sözlerim var, cümlemi bitirmedim daha... ama, sen git istersen... uçurumlar birleştirir bütün zirveleri nasılsa...