Kayıtlar

Mart, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

SANDIK VE TEDAVİ...

Resim
Mart 2009 seçimleri pek çok açıdan ilginçlikleri barındırıyor. Bundan önceki seçimlerde de yurttaşların aday bazlı değerlendirme yaptığı ve ideolojik yaklaşımdan uzak “tanıdıklık” ve “güven” esasına dayalı oy kullandığı biliniyordu. Bu kez de farklı olmadı. Urfa, Ordu, Balıkesir, Adana seçimleri buna bariz örnekler. Doğu ve güneydoğu Anadolu da ise iktidar partisinin makyaj açılımlarının işe yaramadığı ve bölge halkının açılımdan önce samimiyet beklediğinin altını çizmek gerekiyor. TRT ŞEŞ onlarca yıllık tabuları yıkmış olsa da DTP’yi düşman olarak gören, adını ağzına almadığı gibi, DTP yetkilileri ile yan yana gelmemeye, görüşmemeye gayret eden bir anlayışın samimi bulunmadığı ve bölge halkının kendi seçtiği ve kendinden bulduğu başkanlarını her ne olursa olsun koruduğu gözlemleniyor. AKP’nin bölgedeki oy oranının çok daha yüksek olduğu biliniyor. O halde sorunun AKP’nin içinde bulunduğu kabın şeklini alması ile ilgili olduğunu kabul etmeliyiz. CHP‘nin Ankara’da aldığı oy ise geçm...

mevla rahmet eyleye...

Resim

Sezar’ın Hakkı Sezer’e

Resim
Seçimlere az bir süre kaldı… Bu iyi bir haber! Çünkü Cuma gecesi seçim yasaklarının başlamasıyla birlikte televizyonlarımızdaki ekran kirliliği sona erecek. Bir geceliğine de olsa ekranda siyasetçi görmemek gözlerimizin ve ruhumuzun tedavisinde etkili olacak, üstelik sinirlerimiz de gevşeyecek. Bir gece sonra ise yeniden “ben nasıl kazandım”cılarla, “ben nasıl kaybettim”ciler dolduracak ekranlarımızı… Sokakta, işyerinde, kahvaltıda, parkta… Herkes ötekinin dedikodusunu yapacak, tiksinerek başımızı çevireceğiz… Gazeteci, televizyoncu sıfatıyla gözlerimizi kirletenler, siyasi bakış açılarına göre konuklar çıkaracak ekranlara… Düşmanımın düşmanı olanlarda arz-ı endam edecek kiralık sütunlarda. “Kazanacağız başkanım” diyebilecek yılların sözde deneyimli televizyoncuları, ekran kazası adı altında… Bir ötekisi kumpas kuracak bir siyasi partinin adayıyla, öteki siyasi partinin adayına… Patronunun gazetecisi sahibinin vergi borcu için havlayacak cumhuriyet ve Atatürk çığlıklarının ardında, öte...

Sandık Kurulu Üyeleri Dikkat

Resim
26.03.2009 Yüksek Seçim Kurulu (YSK) 19.03.2009 tarih 2009/8 sayılı genelgeyle sandık kurullarını “kamusal alan” ilan ederek ve sandık kurulu üyelerinin “hizmet veren” konumunda olduğunu belirterek kurul üyelerinin başı örtülü olarak görev yapamayacaklarına hükmetmiştir. YSK bu kararını herhangi bir yasal düzenlemeye dayandıramadığı için 2007 yılında verdiği münferit bir karara bağlamıştır. Başörtüsü yasağını düzenleyen herhangi bir yasal metin bulunmadığından YSK önce karar alıp, sonra bu karara istinaden genelge yayınlamaktadır. Kurul’un bu kararı seçimin sıhhatli bir şekilde yapılmasından ziyade, ideolojik bir bakış açısının bütün Türkiye’ye dayatılması şeklinde yorumlanmaktadır. Yüksek Seçim Kurulu’nun genelgesi hukuka uygun olmadığı gibi 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’a da aykırıdır. Bu kanunun 11, 14, 21, 22, 23, 24 ve 25. maddelerinde yer alan “Sandık Kurullarının Ku...

Müslüman Sağ (2)

Resim
Demiştik ki; Müslüman ve sol kavramlarının birbirinin karşıtı olduğu savından yola çıkılarak ortaya kondu “Müslüman-sol” girişimi… Oysa hiç kimsenin aklına Müslüman ve sağ kelimelerinin kardeş olamayacağı gelmiyordu! Bu yanlış kardeşlik algısı sadece cumhuriyet tarihinde değil yüzlerce yıllık bir birikimle bugünlere tevarüs etti. “Müslüman-Sol” ikilemesinden önce belkide “Müslüman-Sağ” ikilemesi irdelenmeli ve Müslüman ve sağ kavramlarının birbirinin aynısı olmadığı konuşulmalıydı. Bugüne kadar sağ ve sol kavramlarına bu satırlarda karşı çıktık. Çünkü tanımlanmış bir alan olarak kabul ettiğimiz sağ ve sol daha önceden dokunmuş kabulleri barındırıyordu. Hatta daha da ileri gittik ve bir “kimlik” sahibi olanların kendilerine “sağcı”, “solcu” diyemeyeceğini söyledik. Kimliksiz olanların sığınabileceği bir limandır dedik sağ ve sol için. Zira var oluşunu bir kimlikle onurlandırabilenlerin sağcı-solcu gibi uyduruk kavramlara ihtiyaç duyamayacağını belirttik. Bir Sosyalistin, bir İslamcın...

başı kapalılara, sandık başı'da kapalı

Resim
Yüksek Seçim Kurulu T.C. kimlik numarası skandalından sonra ikinci bir skandala imza atarak; sandık kurullarının kamusal alan olduğu ve sandık kurullarında görev alanların “hizmet veren” konumunda bulunduklarına hükmetmiştir. 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanuna dayalı olarak YSK tarafından 19.03.2009 tarihli 2009/8 sayılı genelge yayınlanmıştır. Bu genelgede YSK nın 29.05.2008 tarihli kararına atıf yapılarak "siyasi partiler tarafından sandık kurullarına üye olarak bildirilen görevlilerin; sandık alanının kamusal alan olması ve sandık kurullarında görev alanların da hizmet veren konumunda bulunmaları nedeniyle, sınırları yasalarla ve yargı kararlarıyla çizilmiş bulunan kılık ve kıyafet ölçülerine, hizmet verme süresince uymaları zorunluluktur. " denilmektedir. YSK 2007 yılında yapılan referandumda başörtülü olarak sandık kurulu üyeliği yapan bir kurul üyesine yapılan itirazı incelemiş ve itirazı kabul etmiştir. YSK hem verdiğ...

DARBECİ NTV!

Resim
NTV’de 18.03.2009 tarihinde yayınlanan “Seçim Otobüsü” programında alenen darbe çağrısı yapılmıştır. Seçimin nabzını tutmak adına belediye otobüsü kılıfına sokulmuş program aracında provakatif yayınlar yapılmaktadır. Çoğunluğu öğrencilerden oluşan, hayat ve yakın siyasi tarih bilgilerinin zayıf olduğu gözlenen kişilerin “Dini siyasete alet ettiler, bu parti kapatılsın”, “Ben darbe taraftarıyım, birçok şeyin resetlenmesi lazım, darbeyle birçok kişiye gözdağı verilmesi lazım”, “Bu ülkeyi koruyacak tek asker artık”, “Olabilecek tek doğru şey askerin gelmesi”, “En doğrusu askeriyenin gelmesi” şeklindeki sözleri internet kayıtlarında açıkça görülmektedir. Daha vahim olan ise ilgili televizyon programının canlı yayın değil, bant yayını olmasıdır. Yani televizyonun yayın yönetmeni ve ilgili müdürleri darbe çağrılarını yayınlamama imkanına sahip oldukları halde bilinçli bir şekilde darbe çığırtkanlığı yapmıştır. “Canlı yayın kazası” denilerek geçiştirilemeyecek ve “özür dileriz” ile kapatılama...

“Müslüman Sağ” (1)

Resim
Yaklaşık ikibuçuk yıl önce Ayhan Bilgen’in daveti üzerine Yeni Siyaset Girişimi, bilindik adıyla “Müslüman Sol” hareketinin toplantısına katılmıştım. Ayhan Bilgen, Ertuğrul Günay, Mehmet Bekaroğlu, Hayri Kırbaşoğlu… İlkeli duruşlarıyla tanıdığım insanlardı. Çok ihtimal vermemiştim ama “acıları kardeş olanların” bu kez ilerleme kaydedebileceğine inanmak istiyordum. Ankara’da Birlik mahallesinde Ertuğrul Günay’ın çalışma bürosu olarak kullandığı bir binanın zemin katında yaklaşık yüz kişiydik. En arkalarda oturup kim ne yapıyor izlemeye başladım. Herkes konuştu, Günay, Bekaroğlu, Bilgen, Kırbaşoğlu… İtiraf edeyim heyecan verici konuşmalardı. İktidarın politikasızlığı, en temel konularda ki resmi bakış açısının çözümsüzlükteki katkısı, ekonomik alanda yürütülen beceriksiz politikalar, dış politikanın yanlışları… Neler konuşuldu neler. Epey heyecanlı bir dinleyici kitlesi de vardı. Her konuşmacıdan sonra alkış kopuyordu salonda. Kimlerdi bu dinleyiciler/katılımcılar. Türkiye’nin değişik i...

“Dinime Dahleden Bari Müselman Olsa”

Resim
Dün 8 Mart dünya kadınlar günüydü… Aslında bu yazı dün yayımlanmış olacaktı ama bekleyip kim ne yapıyor görmek istedim. Bu tür zamanlar ilkokul müsamereleri gibi eğlence gelir bana. Bir tür profesyonel “acemi sürüsü” doldurur ekranları, gazete sütunlarını… Bugüne kadar adını bile duymadığımız sözde kadın örgütü sözcüleri kanal kanal gezip beylik sözler eder mesela. Seçim arefesinde pek kıymetli belediye başkanlarımız göstermelik programlar düzenler… Bu kez iş o kadar çığırından çıkmıştır ki, Cumhurbaşkanlığı personelinin hanım eşlerine resepsiyon düzenlenmiştir. Laik hanımlarımızda anıtkabirde kutl(s)amışlardır sevgili güncüklerini… Merak işte gün boyu televizyon ekranlarında bu sirki takip ettim. NTV ve CNNTURK kadınlarla, kadın örgütü başkanlarıyla, başarılı iş kadınlarıyla, sporcu kadınlarla doldurmuştu ekranlarını… Daha muhafazakâr televizyonlar içerik aynı kalmak şartıyla daha light programlarla çıktılar karşımıza. Laiklikte sınır tanımayan, çağdaş ve laik değerlere bağlı bir kana...

Ulusalcı mısın, Milli Görüşçü müsün?

Resim
Bazı şeylerin insan hayatında hiçbir karşılığı yoktur. Cumhuriyet Hak Partisinden herhangi bir milletvekilinin herhangi bir konuda ne diyeceği hiçbirimizi şaşırtmaz, tıpkı Milliyetçi Hareket Partisinden herhangi bir görevlinin söyleyeceği herhangi bir söze şaşırmayacağımız gibi… Ama Özgürlük ve Demokrasi partisinden eski adıyla aşkın partisinden biri çıkarda ulusalcı -faşist sözler söylerse orda durursunuz. Yirmisekiz Şubat’ın şüphesiz en büyük mağduru Milli Görüş hareketi içinde geçerlidir bu… Uzun uzadıya MNP’den SP’ye gelinen noktayı yazacak değilim… Kısaca şudur ki Milli Görüş uzun geleneği boyunca statükoyla, kurulu düzenle mücadele etmiştir. Ancak bu mücadele öyle zannedildiği gibi karşıtlık esasına dayalı bir mücadele değildir. Milli görüş vatan millet Sakarya tekerlemesinin en uygun yatağı olmuştur hep. Kıbrıs meselesinde, ermeni meselesinde, kürt meselesinde resmi görüşün vazgeçilmez savunucusudur. İşin kötü yanı her seferinde savunduğu değerler üzerinden tokatlanmıştır milli ...

güzel şey'ler...

bir güzel adam: Fikret Başkaya...

Resim
ENGİN DİNÇ'in haberi 28 Şubat post-modern bir darbe olarak niteleniyor. 28 Şubat’ı diğer darbelerden ayıran özellikleri nelerdir? 28 Şubat’ta post modern darbeyi gerçekleştiren askerin hedefinin ne olduğunu düşünüyorsunuz? ‘Post-modern darbe’ dendiği zaman sanki ‘farklı’ birşeymiş, tam darbe değilmiş gibi bir izlenim ortaya çıkıyor. Bu bilinçli olarak yapılan ideolojik manipülasyondan başka birşey değil. Ya darbedir ya da değildir. Darbe demek iktidardaki veya iktidar olduğu varsayılan bir hükümeti devirmek, yerine yenisini ikâme etmekse ki, öyledir 28 Şubat darbesi de diğerleri gibi bir darbeydi. Önemli olan müdahalenin kendisidir. Darbelerin modalitesi değişebilir. Mesela 1960 darbesi 1971’dekinden, 1980 darbesi de her ikisinden farklıydı. Kavramların, kelimelerin önüne gelen ‘niteleme sıfatlarına’ ihtiyatla yaklaşmak gerekir, zira kelimelerin, kavramların önüne konulan sıfatlar, ekseri ideolojik bulanıklık yaratma, kafaları karıştırma işlevi görüyor. Netice itibariyle ‘post-mo...