Kayıtlar

Mart, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bugün Günlerden Halepçe

Resim
Yıl 1988 İran-Irak savaşının en cafcaflı zamanları. Halepçe İran Irak sınırında bir yerleşim bölgesi... İran ordusu Irak topraklarında ilerlemeye başlıyor… Saddam Hüseyin İran ordusunun ilerlemesini durdurmak için Kuzey Cephesi Komutanı Ali Tıkriti’yi görevlendiriyor. Bu isim hepinize tanıdık gelmiş olmalı… İkinci körfez savaşından sonra yakalanarak idam edilen bildiğiniz Kimyasal Ali! Saddam Hüseyin ve Kimyasal Ali’nin emri ile savaş uçakları Halepçe’yi bombalıyor. Resmi rakamlara göre beş bin Kürt; çocuk, kadın, yaşlı demeden katlediliyor. Yedi bin Kürt yaralanıyor. Ölen ve yaralanan İran askeri sayısı hiçbir zaman sağlıklı olarak tespit edilemiyor. Saldırıdan haftalarca sonra Halepçe’ye girebilen bağımsız kaynaklar ölü ve yaralı sayısının açıklananların çok üzerinde olduğunu belirtiyor. Şiwan Perwer Halepçe için insanın içini acıtan bir ağıt yakıyor. Saldırı sonrasında bölgede yaşayan on binlerce Kürt her şeyini bırakarak Türkiye sınırına dayanıyor. Kar-kış, çamur derken doğa şartl...

HOŞÇAKAL GÖZÜM, HOŞÇAKAL

Resim
Birkaç gün oturamadım bilgisayarın başına. Parmaklarım klavyeye dokunmak istemedi. 1990’dan 2011’e kadar yaşadıklarım birer birer geçti gözlerimin önünden. Orta şiddette sol’cu bir ailenin çocuğuydum. Etrafımda herkes için Erbakan bir karikatür figüründen ibaretti. “Kadayıfın altı”yla başlardı bütün sözler, “Sizi gidi sizi”yle biterdi. İtiraf ediyorum ben de bu zamanlarda saygısızca andım Erbakan adını. Sonra üniversite yıllarımda bir konferansla tanıştım Necmettin Erbakan’la. Aydın Dumanoğlu bütün siyasi partilerin genel başkanlarını getiriyordu konferanslara. Doğu Perinçek’ten, Mesut Yılmaz’a; Necmettin Erbakan’dan, Alparslan Türkeş’e bütün parti liderleri konuşuyordu. Alparslan Türkeş geldiğinde salonda ayağa kalkmayan iki kişiydik. İsmail Hıdır ve ben. Bol Türk soslu bir konuşmaydı. O zamanlar Türklükle sıkıntısı olmayan ben için bile rahatsız edici bir Türk vurgusu vardı. Çıktığımda neden sinemaya gitmediğimizi düşünmüştüm. Erbakan geldiğinde de ayağa kalkmadım. “Sen bilirsin” de...