Kayıtlar

2023 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MÜNACAAT

  Yapmadıklarım için pişmanım. Yapamadıklarım için mahcubum. ‘ Ben yoruldum hayat’ diyemiyorum, yorulacak kadar gayret etmedim. Yarım asırdır sıkılı bir yumruk gibiyim, Parmaklarımı bir an gevşetmediğin için müteşekkirim. Sevdim sevildim, öptüm öpüldüm. Elime yabancı bir el değmedi. Bir damla günah karışmadı kanıma. Önüne koyabileceğim başka bir şeyim olsaydı koyardım. Fakirim, çaresizim, affımı dilerim. İstetmedin çok şükür, yokluk bilmedim. Vermedin daha çok şükür, vermediğin için de teşekkür ederim. Gözümü kamaştırmadı dünya, arzu duymadım güzellikleri için. İstemedim istetmedin. Mahcup ettim seni biliyorum, sen beni hiç mahcup etmedin. Örttün ayıplarımı gizledin günahlarımı, kimseye göstermedin. Seslendin ama kulak asmadım. Duyurdun duymadım, duymuşum gibi davrandım. Anlattın ama anlayamadım. Saklımın olmadığı bir tek sen varsın. Herkesten bir çok şeyi saklayan ben, senden hiçbir şeyi saklayamadım. Olmadı beceremedim, yapabilsem yapardım. Herkes ayıplarımı...

OTORİTENİN GÖNÜLLÜ REHİNELERİ

  Herkesi adaletsizce hapse atan bir hükümetin yönetiminde, âdil insanların olması gereken yer de hapishanelerdir. (Henry David Thoreau) Henry David Thoreau dünyada ‘Sivil İtaatsizlik’ düşüncesinin babası olarak kabul ediliyor. 1848 Yılında yazdığı ‘Sivil İtaatsizlik’ 1 makalesi bugün hala sivil itaatsizlik düşüncesinin temel taşlarını oluşturuyor. Genç yaşta hayatını kaybeden Thoreau’nun insanlık ailesine bıraktığı en büyük miras bu makale. Fakir bir ailenin çocuğu olarak 1817 yılında dünyaya gelen Thoreau zor geçen çocukluk hayatının ardından 16 yaşında Harvard Üniversitesine kaydolur. Mezuniyetinden sonra bir devlet okulunda öğretmenlik yapar. Okul yönetiminin öğrencilere şiddet uygulamasını tavsiye etmesi üzerine istifa eder, kısa bir süre kardeşiyle birlikte özel okul işletir. Farklı işlerde çalışır, ilk kitabı ‘Concord ve Merrimack Irmaklarında Bir Hafta’ başarısız olunca inzivaya çekilir. Amerikan hükümetinin Meksika savaşını sürdürmek ve kö...

YER ÇEKİMİ

Resim
     Hamdolsun yer çekimi kesintisiz devam ediyor! Yoksa bu dünyanın yükünü nasıl kaldırabilir insan. Öncesinin ne kadarı kayıp bilmiyorum ama 2003’ten bu yana yazdıklarımı biriktirmişim. Üşenmedim Filistin için yazdıklarımı saydım. Ayrı ayrı tarihlerde tam 12 yazı, her biri İsrail’in katliamlarından sonra yazılmış 12 yazı. Bu yazılar bir haftadan fazla süren katliamlara ilişkin yazılar. İsrail’in günübirlik işlediği cinayetler, zulümler, barbarlıklar değil. Terör devleti 1,5 yılda bir, büyük katliamlar yapmış Filistin’de. Beylik sözlerimiz var hepimizin. Beylik tabancalarımız gibi. Topluca katliamlar yapıldığında çekip saydırıyoruz takır takır. İster klavye başında ister kamera karşısında. İnsanlar öldürülürken gazı alınması gereken canlılarız hepimiz. İşte şimdi tam da çarşaf çarşaf boykot listeleri yayınlama zamanı. Birkaç ay sonra önlerinde kuyruk oluşturacağımız markaları boykot ediyoruz. Boykot sözü prim kazand...

KONVANSİYONEL BİR SİLAH OLARAK BOYKOT

Kassam Tugaylarının 7 Ekimde başlattığı askeri operasyonun ardından vahşi İsrail saldırıları ikinci ayına girdi. Bu saldırıların insanlık dışı olduğundan, uluslararası hukuk gibi politik argümanları ihlal ettiğinden, bu NAZİ artıklarının hedef gözetmeksizin sivilleri katlettiklerinden bahsetmeyeceğim. Hitler onlara ne öğrettiyse NAZİ artıkları da onu yapıyor. Bunca yıllık tecrübeye rağmen içinizde daha iyisini bekleyenler varsa sorun sizde. GAZZE katliamının hepimize öğrettiği şey ise şu: Müslümanlara güvenerek yola çıkılmaz! Halkı Müslüman olan ülkeler gibi bir düzeltme yapmamı, siyasi iktidarları suçlamamı bekleyenler boşuna beklemesin. Doğrudan senden ve benden bahsediyorum. Güvenilmez olan biziz, iktidar senin aynan! 1990 yılından itibaren İsrail vahşeti sonrasında gerçekleştirilen eylemlere ve boykot kampanyalarına bizzat şahidim. Bir çoğuna katılmak dışında organizasyonlarında da yer aldım. Özellikle Tüketiciler Birliği üzerinden organize ettiğimiz boykot kampanyala...
MÜSLÜMANLARA ADANMIŞ BİR ÖMÜR 28 Şubat’ın en janjanlı günlerinde bitirdim okulu. İçimde hala canlılığını koruyan bir öfke ile birlikte. Her alanda geri çekilmişiz. Her alanda yenilmişlik duygusu, aşağılanma duygusuyla karışmış. Müslümanlığa ait ne varsa, hangi kurum, okul, cemaat hepsine girilmiş, hepsi darmadağın edilmiş. İki kişinin bir araya gelmesi bile anlamsız sonuçlar doğuruyor. Devlet işi gücü bırakmış, kimin parmağında gümüş yüzük var, kim Cuma’ya gidiyor onun derdine düşmüş. Başörtüsünü omuzundan aşağı sarkıtmanın yasak olduğu zamanlar. Pardesü ya da çarşaf zaten doğrudan suç aleti hükmünde. Başörtüsünü geleneksel biçimde bağlarsanız, kelebek modeli örterseniz makbul vatandaşlar oluyorsunuz aksi halde herhangi bir şüpheye yer olmaksızın vatana ihanetle suçlanabilirsiniz. Herkes baskı altında, herkes takip ediliyor, kurumlar talan ediliyor. Ama bu baskı, takip ve talandan muaf olan bir örgüt var: Fetullah Gülen Cemaati. Onlar sanki gizli bir el tarafından korunuyor ...
Türkiye Halkı Seçimini Yaptı. Halk, Recep Tayyip Erdoğan'a Türkiye Cumhuriyetini yönetmesi için bir 5 yıllığına daha yetki verdi. Bu seçim sonucunun iddia edildiği gibi ülkede yeni bir dönemin başlangıcını simgeleyip simgelemediği tartışılsa da, anlaşılan o ki, halk, yalnızca yönetim yetkisi vermekle kalmadı, aynı zamanda depremzedelere ve göçmenlere yönelik ötekileştirme söylemlerine de prim vermediğini ilan etti. Sadece bununla da kalmayıp, lise mezunu olmanın veya hasbelkader iki yıllık bile olsa bir yüksek okul bitirmenin entellik kabul edildiği, eline çok satan kitaplardan birini alıp ne kadar kültürlü olduğunu ispat etmeye çalışan, kendisi gibi düşünmeyen insanlara hakaret eden, onları küçümseyen ve aşağılayan gelişimini tamamlayamamış bir kafa yapısına da dersini vermiş oldu. Bir yandan yurtdışı misafirlerine dayanışmasını sergileyen halk diğer yandan da iktidarın her politikasını tasvip etmediğini, ceketimi koysam kazanırım aklının çok gerilerde kaldığını göst...