Kayıtlar

Temmuz, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kapitalizm, Müslüman'ın Hiçbir Şeyidir!

Resim
Müstakil İş Adamları Ve Sanayiciler Derneği (MÜSİAD) eski Genel Başkanı Erol Yarar’ın Star gazetesinde bir söyleşisi yayınlandı geçtiğimiz günlerde. crnd Kapitalizmin Müslüman zihinlerde akredite olmasına yönelik bir halkla ilişkiler çalışması diyeceğim ama… Erol YARAR’a haksızlık etmek istemem, zira bu akreditasyonun Sayın YARAR bünyesinde samimiyetle yer ettiğine inananlardanım. Erol YARAR’ın söylediklerine tek tek girecek değilim, buna ne vaktim var ne de tahammülüm… Beni ilgilendiren Star gazetesi yazarı Mustafa AKYOL’un bu röportajdan yola çıkarak kaleme aldığı “Kapitalizm Müslüman’ın Yitik Malıdır” () başlıklı iki yazısı… Mustafa AKYOL aylar önce İslam ve kapitalizmi barıştırma esasına yönelik birkaç makale yazmış, Yeni Şafak gazetesi yazarı Özlem ALBAYRAK’ta reddiye niteliğinde sağlam karşılıklar vermişti. İkili arasında birkaç yazı süren seviyeli bir polemiği zevkle izlemiştim… Söz konusu mülakattan yola çıkarak yayımlanan yazılarda Sayın YARAR’ın söylediklerini dikkate almama ...

YARGI CUMHURİYETİNE KARŞI, HUKUK DEVLETİ!

Resim
Türkiye hızla bir “yargıcı” cumhuriyetine dönüşmektedir. Normal ülkelerde olduğu gibi hukuk devletinin öncelendiği bir yönetim şeklini savunmak yerine, uzunca bir süredir yargıcıların yasama ve yürütmeye de müdahil olduğu ve ideolojik düşüncelerini bu alanlara yansıttıkları bilinmektedir. “Yargı Bağımsızlığı” klişe’sinin arkasına saklanarak çoğu zaman millet iradesini saf dışı etmeye çalışan ve bunda da bugüne kadar başarılı olan söz konusu yapılanma yargı bağımsızlığının önündeki en büyük engeldir. Bulunduğu konumu, hukuki niteliğine değil, ideolojik niceliğine borçlu olan ve saltanatını devam ettirebilmek için ideolojik niceliğin hakkını vermeye çalışan, bunu yapabilmek içinde hukuk devleti kuramını yerle bir edebilen yargıcıları istemiyoruz. Devam etmekte olan bir yargılama sürecine müdahil olan, müdahil olduğu davada yargılanan sanıklarla birlikte çekilmiş fotoğrafları gazetelerde yayınlanan ve sadece bu nedenle istifa etmesi gerekirken, soruşturmayı sürdüren savcıları görevden ...

YÖKTEN İYİ HABER

Resim
Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) 1999 yılında aldığı kararla, İmam Hatip Liselilerin önünü kesebilmek için bütün meslek liselilerin öğrenim haklarını çalmış ve engellemişti. Yirmi sekiz şubat sürecinin öğretim üyesi kılıklı YÖK üyesi taşeronları tarafından alınan bu karar bugüne değin yüz binlerce meslek liselinin hayatını değiştirmiş, zorlaştırmış ve karartmıştır. İdeolojik sapıklıktan başka sermayesi bulunmayan bu YÖK üyelerinin büyük çoğunluğu şu anda Silivri dolaylarında ikamet etmektedir. Bugün ise YÖK aldığı kararla 10 yıl süren barbarca dönemi sonlandırmış ve önümüzdeki yıldan itibaren özelde İmam Hatip Liseleri'ni bitiren öğrencilere ve genelde tüm meslek liselilere ÖSS'de katsayı uygulaması yapılmayacağını açıklamıştır. Gecikmeli dahi olsa YÖK’ün bu kararı, Türkiye’nin normalleşmesi ve ideolojik sapkınlığın üniversitelerden tasfiyesi adına umut vericidir. Ancak; YÖK kararları Danıştay denetimine tabidir ve YÖK’ün aldığı bu kararı idari yargıya götürebilecek, ilke yoksunu, y...

pabucumun laikçileri...

Üç ayların içindeyiz. Geçen pazarı pazartesiye bağlayan gece de Mi’raç kandili olarak kutlandı, neredeyse bütün İslam coğrafyasında. Üç aylar dediğimiz zaman süreci, Müslüman kitleler için büyük önem arz ediyor aslında. En ehli keyf, en beynamaz olanlarımız bile bu sürede daha dikkatli davranıyor ibadetlerinde, bu ayı oruçla ve gece namazıyla süsleyenlerin yanı sıra… Üç aylarda suç işleme oranlarının azaldığı da emniyet kayıtlarından biliniyor. Bu üç aylarda da Cuma namazları geri kalan dokuz aya oranla daha dolu geçiyor, camiler doluyor ve taşıyor Cuma namazlarında. Hiç dikkatinizi çekti mi bilmem, neredeyse üç beş aydır Cuma namazı saati 13.00’ten sonrasına denk geliyor. Türkiye’nin en batısında ise 13.15’te ancak giriyor Cuma saati. Cuma namazı kılanlar bilirler, ilk sünnetiydi, hutbesiydi farzıydı en az 45 dakika sürer Cuma namazı. Oda farzından sonra terk etmek şartıyla. Son sünnetine kadar kılayım derseniz, tesbihatıyla birlikte bir saat onbeş dakika. Serbest meslek sahibi iseniz...

EZRA NAWİ

Ezra NAWİ adını çoğunuz hiç duymamış olmalı. Bir kısmınız belki bir kulak aşinalığına sahip sadece. Rachel Corrie adını ise, Müslüman hassasiyetine sahip olalım veya olmayalım hepimiz biliyoruz oysa! Neden? Rachel öldü çünkü! Her “ölü sevici” toplumda olduğu gibi, Rachel’de adını ölerek kazıdı toplumsal hafızalara. Hrant Dink’i düşünün şimdi. Ölüsünü, dirisinden daha makbul kabul etmedik mi? Oysa yaşarken bir değerdi, Hrant DİNK. Ermeni olmasından, yazar olmasından öte bir değer. İnsandı Hrant DİNK ve sadece bunun için yaşamalıydı. Muhsin Yazıcıoğlu mesela. Otuz yıllık bir mücadelenin sonucunda sırf öldüğü için bir il belediye başkanlığı kazanabildi partisi. Hrant Dink, Yazıcıoğlundan; Yazıcıoğlu Hrant Dink’ten hoşlanmazdı muhtemelen. Ama ne gariptir ki her ikisi de toplumun aynı ölü sevicilik oyununun figüranları oluverdiler. Hrant Dink’e sosyal faşizm adına salya akıtan köşe yazarı takımı ölümünün ardından nasılda sahte gözyaşları akıttı. Yazıcıoğlu’nun vefatı da başta siyasi rakiple...

Üçüncü şahsa mektup: “Alışmak felakettir”

Flaş! Flaş! Flaş! diye başlıyor İnternet haberciliğinin ritüeli… En muhafazakâr olanımız “Son Dakika” fetişisti oluyor. Haber başlıkları saklambaç veyahut körebe gibi… Tıkla beni tıkla ki reklam pastam büyüsün diye bağırıyor haber siteleri. Alışıyoruz. Üç aylar girince umre fiyatları yüzde yirmi artıyor. Petrolün varil fiyatına zam gelmedi, gelen mübarek üç aylar fiyatlara ne oluyor? Üç aylar girince maliyetimi artıyor umre'nin? Yoksa Suud şeyhimin ve şeyhimin yerli yaverlerinin avuçlarının içi mi kaşınıyor? Alışıyoruz. Daha dün, bizimkiler! değil, sizinkiler iktidardayken baş örtüsü için dolarken alanlar, şimdi kimseden çıt çıkmıyor. Bizimkiler(!)in uğraşması gereken bir sürü sorun varken birde başörtüsü meselesini kaşımayalım diyor hacı amcalar. Hem baş örtüsü eşlerin kariyerine de engel oluyor. Şimdi yeni moda bu, “ağabiler bişey biliyoda söylüyo oğlum, sen ne zannediyorsun…” Alışıyoruz. Eskiden sadece ÖSYM ve üniversite kapılarında olurdu ikna odaları, artık muhafazakar bele...