hamas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hamas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2009 Çarşamba

ULUSLARARASI gAF ÖRGÜTÜ!


















Irene HAN!
Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri…
İnternet haberlerinde okuduğumuza göre Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA)’da konuşmuş hanımefendi ve başı örtülülere bol bol mavi boncuk dağıtmış…

Demiş ki:
"Devletin sorumluluğu, bir kadına ne giyeceğini seçmesi konusunda bir düzenlemeye gitmek değil, ona, bu seçimini herhangi bir zorlama ya da şiddete maruz kalmadan yapabileceği bir ortamı sağlamaktır"

Bu kadar da değil, devam etmiş:
"Bu bir ifade özgürlüğü meselesi. Bir kadının başörtüsü takmayı ya da takmamayı seçme hakkı vardır. Devletin sorumluluğu, kadına ne giyeceğini seçmesi konusunda bir düzenlemeye gitmek değil, ona, bu seçimini herhangi bir zorlama ya da şiddete maruz kalmadan yapabileceği bir ortamı sağlamaktır. Bu hem benim, hem de temsil ettiğim kurumun görüşü. Kadınları başörtüsü takmaya veya Suudi Arabistan ve İran'da olduğu gibi vücutlarını örtmeye zorlamak ne kadar yanlışsa, onlardan, Türkiye'deki kurumlarda ya da Fransa'daki okullarda giymemelerini istemek de bir o kadar yanlış. Uluslararası Af Örgütü'nde de başörtüsü takanlar var, takmayanlar var. Kadınları başörtüsü takmaya ya da takmamaya zorlayan yasalara katılmıyoruz"

Ne kadar güzel cümleler değil mi?
Kim bilir içimizden bazıları sonunda birileri bizi anladı diye sevinç gözyaşları dökmüştür.
Ama işin aslı öyle değil!

Irene hanım, SETA’da yaptığı konuşmasında başı örtülülerden hiç bahsetmemiş aslında!
Konuşması bittiğinde MAZLUMDER Genel Başkanı Faruk Ünsal cebinden bir kartpostal çıkartıp Uluslararası AF örgütü Türkiye ve İngiltere şubesinin birlikte bastırdığı 8 Mart dünya kadınlar günü için hazırlanmış kartpostalı göstermiş ve demiş ki:
“Bu kartpostalda haksızlığa uğramış 45 kadın fotoğrafı, 45 haksızlık figürü var. Ancak burada başörtüsü sorunu yaşayan kadınlar yok. Siz şahsen ve kurum olarak başörtüsü hakkında ne düşünüyorsunuz ve bu kartpostalı nasıl açıklayacaksınız?

Hanfendi bu soru üzerine dağıtmış o mavi boncukları ve fakat bu kartpostala ilişkin herhangi bir açıklama getirmemiş.
İrene Han’ın yanıtında dikkat çeken bir başka husus ise, her nedense baş örtüsü özgürlüğü için düşünceleri sorulmuşken İran ve Suudi Arabistan’dan bahsetmesi.
Türkiye’deki başörtüsü sorununun İran’la ve Arabistan’la bir bağlantısı yok ama hanım efendinin bilinçaltında hiçte masum olmayan düşünceler var.
Bir hakkın savunusu için bir diğerini pazarlayan, birini diğeriyle ölçen ve kıyaslayan kapitalist bir kir!



Kaldı ki sadece bu değil Uluslararası gaf Örgütünün tek kabahati…

israil adlı silahlı çetenin Gazze’ye saldırısı sırasında Mazlumder ve İHD israilin Ankara temsilciliği önünde ortak bir basın açıklaması yaptılar.
Bildiri metni MAZLUMDER ve İHD tarafından imzalanmıştı.
Mazlumder’in eski Genel Başkanı Ömer Faruk GERGERLİOĞLU söylemişti, Uluslararası Af Örgütünün “taraf” olmamak için metne imza atmadığını…
Dünyanın gözleri önünde 1500 can katledilmiş ve insan hakları örgütü olduğunu iddia eden bir gaf örgütü taraf olmamaktan bahsediyor.

Bu kadar da değil. israilin saldırıları biter bitmez aynı gaf örgütü Hamas’ın yargısız infaz yaptığı gerekçesiyle uluslararası bir kampanya başlatıyor!
Ve nedense taraf olmamak kimsenin aklına gelmiyor!

İşine geldiği zaman taraf olan, işine gelmediğinde taraf olmayan sözüm ona bir insan hakları örgütü!

Ama bu piyasada yer edinmek istiyorsanız ara sıra bir şeylerde yapmak gerekiyor.
Gaf örgütü bunun farkında!
Filistinli yerleşimcilerin evlerinin yıkılmasına karşı kampanyalar örgütlüyor.
İçimizin yağları eriyor!
israil elçiliğine, israil savunma bakanlığına, israil hükümetine mektuplar göndertiyor.
israile karşı yapılıyormuş izlenimi verilen, ancak aslında gayrı meşru israil devletini zihinlerde akredite etmeye çalışan ve kamuoyunda israili devlet olarak tanıtan bu kampanya israilin aleyhine mi işliyor?

Gaf örgütü işgalci israilin Filistin topraklarından çıkmasını ve bütün Filistin topraklarının yönetiminin Filistinlilere bırakılmasını savunmuyor.
Aksine iki devlet modeline hizmet ediyor ve israili meşrulaştırıyor.

Bizimde oturduğumuz yerden bu gaf örgütünün insan hakları temelinde ne kadar da insancıl çalışmalar yürüttüğünü, empati yeteneğinin ne kadar gelişmiş olduğunu düşünmemizi istiyor…

Ve son olarak o kartpostalı açıklamak zorundasınız hanfendi!
“Bu bir ifade özgürlüğü meselesi” değil!...
Ya açıklayın, ya da alın mavi boncuklarınızı…



Cyrano De Bergerac
05.07.2009

23 Ocak 2009 Cuma

Her Fırsatta Hamas Düşmanlığı


"Antisemitizme sıfır tahammül" adlı bir bildiri dört yıl önce imzaya açılmış, bana da gönderilmişti. İmzalamamıştım. Benzer bir bildiri, önce "Savaş Bahane, Antisemitizm Her Yerde", sonra adı değiştirilerek "Her Fırsatta Antisemitizm" başlığıyla bu ay imzaya açıldı. Yine imzalamadım.

Kimileri açısından bu bildirileri imzalamayı reddetmem doğal. İsrail devletinin politikalarını eleştirmeye cüret ettiğim için zaten Yahudiliğim kuşkulu ve antisemitistliğim tescilli.

Oysa, antisemitistliği şimdilik bir kenara bırakalım, ama Yahudi olduğumdan hiç kuşku yok. Baba tarafımın Polonyalı haham ve dişçiler, anne tarafımın ise 500 yıl önce İspanya'dan gelip İzmir civarlarına yerleşen palamut tüccarları olduğu kesin. Ve bu haham, dişçi ve tüccarların bir Müslüman veya Hıristiyan ile sevişmediklerinden, sevişmek bir yana dursun, yan gözle bile bakmadıklarından eminim. İsteseler de zor olurdu çünkü. Kısacası, safkan Yahudi olduğum kesin.

YAHUDİLERİN YAPTIKLARI

Önemi var mı bunun? Benim için hiç yok. Ama iki grup çok önemsiyor bunu. Biri dindar Müslümanlar, diğeri Siyonist Yahudiler.

İsrail ne zaman bir katliam gerçekleştirse, Müslüman medya benimle ilgilenmeye başlar, televizyonlara söyleşilere davet edilirim. Şunu anlatmaya çalışırım: Siz dünyayı dinî kavramlarla açıklamaya çalıştığınız için, bana baktığınızda "bir Yahudi" görüyorsunuz, söylediklerimi "bir Yahudi'nin sözleri" olarak yorumluyorsunuz. Oysa benim Yahudi olmamın konuyla alakası yok. Yahudi bir ailenin oğlu olmanın benim hayatımda önemi ve anlamı yok. Bu söylediklerimi sosyalist olduğum için söylüyorum, Yahudi olduğum için değil.

Ve şöyle devam ediyorum: Siz İsrail'in yaptıklarını "Yahudilerin yaptıkları" olarak anlıyorsunuz. Oysa, İsrail Başbakanı ve Genelkurmay Başkanı Yahudi değil de Budist olsaydı, olanlar yine olacaktı, çünkü olanların dinle alakası yok. Filistin'in başına gelenleri dinsel nedenlerde ararsanız, olanları anlayamazsınız. Emperyalizmi anlamadan, Amerika'nın bölgedeki çıkarlarını görmeden, İsrail ile Amerika'nın karşılıklı çıkar ilişkilerini ve İsrail'in jandarmalık görevini kavramadan, Ortadoğu'yu anlamak mümkün değildir.

İSLAMO-NAZİ

Müslüman televizyon kanallarının izleyicileri bu dediklerim hakkında ne düşünür, bilmem. Ama ne dersem diyeyim, çoğunluğunun beni bir Yahudi olarak dinlediğinden kuşkum yok. Bu nedenledir ki, dediklerim ilgilerini çekiyor. "Allah Allah," diye düşünüyorlar, "bir Yahudi nasıl olur da İsrail'i eleştirir!"

Bunu bir de Siyonistler böyle düşünür. Şöyle bir mesaj aldım örneğin: "Yazdıklarınız, Yahudi olduğunuz halde İsrail'i reddettiğiniz için, 'ilginçlik' olarak dikkati çekiyor. Siz böyle 'egzantrik' olmaktan galiba zevk alıyorsunuz, egonuzu tatmin ediyorsunuz". Ve şöyle: "Yahudilerin tarihi hakkında fikir sahibi olmadığınız, düşüncelerinizi İsrail'e düşman kaynaklardan oluşturduğunuz belli oluyor. Senelerdir öğrenmek de istemiyorsunuz". Bunlar kibar olanlar. Bana, "Hamas orospusu", "embesil serseri" ve "İslamo-Nazi" sıfatlarıyla hitap eden mesajları alıntılamayayım. Hepsinin hemfikir olduğu konu, benim "self-hater" (kendi kendinden nefret eden) biri olduğum yönünde.

Kibarlık, kabalık önemli değil. Önemli olan "Yahudi olduğunuz halde" ifadesi. Bir insanın Yahudi olması, bin 300 kişinin katledilmesi karşısında sevinç duymasını mı gerektirir? Bin bir dereden su getirerek, güvenlikten, Hamas'tan, terörizmden söz ederek katliamı haklı göstermeyi mi icap ettirir?

Sanmıyorum. Hangi kıstası kullanırsak kullanalım, ister hukuksal veya etik, ister siyasi veya ahlaki, bir şey yanlışsa, yargıda bulunan kişinin kimliğinden bağımsız olarak yanlıştır. Etnik veya dinsel kimlik, ne yanlışı doğru hale getirir, ne doğruyu yanlış yapar. Almanlar veya Hutular yaptığında yanlış olan bir şey, ben Yahudi olduğum için, Yahudiler yaptığında doğru oluveremez.

Dolayısıyla, "Yahudi olduğunuz halde" ifadesi tümüyle anlamsızdır. İsrail Devleti'nin yaptıkları benim "hallerimden" bağımsız olarak yanlıştır. İsrail'i eleştirmek için antisemitist, "self-hater" veya "Hamas orospusu" olmak gerekmez. Haksızlığa, adaletsizliğe ve savaşa karşı olmak (ve her durumda karşı olmak) yeterlidir.

Madem ki Filistin hakkındaki düşüncelerim antisemitizmden değil, hakkaniyet duygumdan ve siyasi görüşlerimden kaynaklanıyor, antisemitizm bildirilerini niye imzalamadım o zaman?

BİLDİRİ NEYİ AMAÇLIYOR

İlk bildiriyi, içinde şu cümle yer aldığı için imzalamadım: "Türkiye'de şimdiye kadar hiçbir konuda bir araya gelememiş kesimler, özellikle Irak krizinin patlak vermesiyle başlayan süreçte, İsrail devleti karşıtlığı temelinde ve benzeri görülmemiş genişlikte bir koalisyonda toplanabildi. Yahudilere duydukları düşmanlığı İsrail'in varlığında cisimleştiren İslamcı kesim, alanları 'Irak'ta savaşa hayır' sloganlarıyla yürüyen geniş bir sol kitleyle birlikte doldurdu".

İkincisini ise şu cümle nedeniyle: "Çünkü bu savaşa karşı çıkma 'hassasiyeti' gösterenlerin çoğunun ne yazılarında ne eylemlerinde savaşın diğer müsebbibi Hamas'a dair ne bir itiraz ne bir bilgi görülmüyor".

Antisemitizme karşı çıkan bir bildiri, Irak savaşına karşı çıkanları niye küçük görüyor? Solcularla Müslümanların ortak bir amaç için aynı gösterilere katılmaları niye sorgulanıyor? Gazze'de olanlara karşı çıkanların hassasiyeti niye tırnak içine alınıyor? En önemlisi, Gazze'de bin 300 kişinin öldürülmesini Hamas'ın attığı birkaç rokete bağlayan İsrail propagandası niye kabul ediliyor? Ne gerek var bunlara? Antisemitizmi kınamakla ne alakası var bunların?

Bu cümlelerin yazılmasına yol açan anlayışı Taraf gazetesinde (16 Ocak 2009) ikinci bildiriyi savunan Ayşe Günaysu açıkça belirtmiş:

"Sol muhalif çevrelerin büyük bir bölümü... safını Hamas'tan yana belirliyor... Hamas'ın Filistin'deki siyasi güçlerden yalnızca biri olduğunun, hem de faşizan bir siyasi güç olduğunun üzeri örtülmüş oluyor. İnsan sormadan edemiyor: Sol'un Hamas'la paylaştığı nedir? Kadınları recmeden, eşcinselleri katleden, çocukları 'en az 7 Yahudiyi öldüren cennete gider' diye yetiştiren, kişi hak ve özgürlüklerini hiçe sayan Hamas'la ne gibi ortak değerlere sahipler? Antisemitizme karşı bildiri buna dikkat çekmek üzere yazıldı".

HAMAS'IN FAŞİZANLIĞI

Baklayı ağzından çıkardığı için Ayşe Hanım'a teşekkürler. Bildiri antizemitizme değil, Hamas'ın faşizan bir güç olduğuna dikkat çekmek üzere yazılmış!

Hamas'ı beğenip beğenmemek ne Ayşe Hanım'a kalmış, ne bana. Filistin halkı demokratik olduğu herkesçe kabul edilen bir seçimle Hamas'ı seçmiş. "Faşizan" olduğu için değil, direndiği, İsrail'e teslim olmadığı, Filistinlilerin haklarını savunmaya çalıştığı için. "Faşizan" diye demokratik seçim sonuçlarını beğenmeyince kabul etmeyene denir, özgürlük mücadelesi verenlere değil.

Ayşe Hanım ve arkadaşları, İslam düşmanlığı ve İsrail taraftarlığı yapmayan, sadece antisemitizm tehlikesine dikkat çeken bir bildiri kaleme alırlarsa, tereddüt etmeden imzalayacağım. Söz.

Roni Margulies

13 Ocak 2009 Salı

dezenformasyon ve ahmet selim...



ahmet selim diye bir genç...
zamanda yazıyor...
on gün kadar önce hamas'ın ateşkesi bozduğunu ve yaşananların
sorumlusu olduğu nevinde bir yazı yazdı.
beşerdir şaşar diye görmezden gelecektik
ama bu kez başka bir yazıyla çıktı karşımıza.

ali bulaç'ta yazısında tam bu meseleye değiniyor ve
bana öyle geliyor ki yazıyı bu gence yazıyor aslında...

bir köşecinin kendi gazetesinde yazılanları bile okumaması
veya anlamaması ilginç...
buna mukabil kimi mutlu etmeye yönelik olduğu bilinen
bu yazıyı hangi vicdani ölçütlerle kaleme aldığı
tartışılmaya devam edilecek.
bana öyle geliyor ki, neyse bunu söylemeyeceğim...

sadece şunu bilmeli ki...

şaronda senin gibi düşünüyor bay selim!
olmertte, livnide, bushta condom da...

allah şifa versin. allah kurtarsın.



ahmet selim

Mücadele nasıl olmalı?


Hasan Tahsin övgüyle ve saygıyla anılır. Niçin? Yunanlılar İzmir'e çıkarken onlara kurşun sıkmış. Peki yaptığı iş doğru muydu? Onun sıktığı kurşun, Yunanlıların bir katliam yapmasına sebep oldu. İnsan kendi hayatını fedâ edebilir; ama yaptığı bir hareketle, hamleyle; kardeşlerinin, vatandaşlarının hayatını fedâ etmek hakkına sahip değildir.

Aslen bizim tarihimizde bu tarz işler yoktur. Biz cephede savaşırız, cephede kazanırız, cephede kaybederiz. İstanbul, vaktiyle işgal edildi. Mütâreke İstanbul'u, kapkara bir hüzün manzarasıdır. O İstanbul'da, şuradan buradan onlara ateş edilmesi gibi vak'alar var mıdır? Yoktur. Süleyman Nazif'e Kara Bir Gün'ü yazdıran şartlarda bir İttihatçı çıkıp o işgal komutanını vurabilirdi. Bu işleri çok da iyi becerirlerdi. Ama bir faydası olmaz, tersine bir sürü musibetlere yol açardı. Onu yapmadılar ama, cephe direnişinin hazırlıklarını hemen başlattılar; bütün genç İttihatçı subaylar büyük mücadelenin motivasyon gücü olarak, bulundukları her yerde hemen hareketlendiler; dipten dibe direniş faaliyetini ateşlemeye ve organize etmeye yöneldiler. Halk rûhen tam hazır değildi, onlara dinamizm kazandırma yolunda halkı işlemeye başladılar. İttihatçıların büyükleri devre dışı kalmıştı ama, genç İttihatçı subaylar İzmir'in işgaliyle başlayan bir direniş heyecanını ve azmini hep canlı tuttular. Mustafa Kemal'in en büyük dayanağı onlardı.

İşgal kuvvetlerinin mensuplarına karşı suikastlar yapmak, köşe bucaktan ateş etmek, kalabalıklara sığınarak vurup kaçmak gibi eylemler hiç yoktur. Görünürde buz gibi bir sükunet vardır ama, meselâ İstanbul'un derin planında büyük bir direniş faaliyeti ve trafiği aralıksız işlemektedir. Sivil hayatın düzenini, görüntüsünü hiç bozmadan, hiçbir tahrik ve şüphe belirtisi yansıtmadan işlemektedir. Mücadele böyle olur. "Çoluk çocuk zarar görmesin, siviller zarar görmesin" hassasiyeti bir şecaat düsturudur, bir mücadele adabı ilkesidir, alt tabakaya yansıyan uzantısıyla bir yiğitlik raconudur bizde. Mesela PKK'nın yaptığı gibi çocukları, kadınları, sivil grupları kullanarak onların içinden vurup kaybolmak türünden işler bizim tarihimizde hiçbir halde ve durumda görülmemiştir.

... Filistin'deki drama ben en çok bu açıdan kahroluyorum, çocuklar rüyalarıma giriyor. Bu mücadele yıllardır devam ediyor. Değişen hiçbir şey yok. Kızmayın, düşünce konusu olarak soruyorum, hiç silah kullanılmasaydı, durum şimdikinden daha mı kötü olurdu acaba?

Amerika'yı yenmeden İsrail'i yenemezsin. Bu, somut bir gerçek. Niçin Birleşmiş Milletler pasif, Avrupa Birliği pasif? Amerika'dan dolayı. Gerçek muhatap Amerika. İran'da gelişmiş füzeler var, niçin kullanmıyor? Çünkü biliyor ki füzeler, İsrail'e yetse bile Amerika'ya yetmez. İsrail, Amerika'nın uçak gemisi! Ayrı bir devlet bile sayılmaz.

O halde, çözüm güçler dengesine Amerika'yı değişime zorlayacak farklı tavır, siyaset, iç toparlanma ve basiret ağırlıkları koymaktan geçiyor. Önce iç zaaflar giderilecek, sonra iç imkânlar akıllıca kullanılacak.İsrail'i ve Amerika'yı o roketlerle tedirgin edip hizaya getirmeye çalışmak, bunu yaparken de büyük sivil kayıplarını göze alıp insanî duyarlılıkların muhtemel tepkilerine güvenmek; mantıklı, isabetli, verimli, meşru bir yol mudur? Kendi insanlarının canları kıymetli. O roketler için, binalarını zırhlamışlar, okullarını özel biçimlere sokmuşlar, her mekân köşesine bir sığınak yapmışlar, bir psikolog ordusunu seferber edip ruh sağlıklarını takviye tedbirleri almışlar.

Peki bizim yavrular, bizim bebeler; bizim analarımız, bacılarımız, yaşlılarımız, evlerimiz, ailelerimiz bu mücadelenin bedelini ödemeye müstahaklar mı? Onları İsrail düşünmez, biz düşüneceğiz. Mücadelenin tarzını, metodunu, mâhiyetini, stratejisini, taktiğini onları öncelikle koruma kollama şartına göre belirlemek aklî ve vicdanî bir yükümlülük değil mi? İslâm ülkeleri olarak, gelirlerimizin yüzde birini Filistin halkına ayırsak, onların çileli hayatını büyük ölçüde normalleştirebiliriz. Bunu yapmayıp, "bu mücadeleyi böyle sürdürün" demek doğru mudur?






NEDEN HAMAS? ( ALİ BULAÇ)

İsrail'in son Gazze katliamıyla ilgili önemli yazılar kaleme alan Hayrettin Karaman Hoca, Yeni Şafak'taki dünkü yazısını şöyle bitiriyordu: "Hamas'ı ortadan kaldırmayı, İsrail'in istediği şartlarda küçük ve uzun vadede yok olmaya mahkûm bir 'sözde Filistin devleti'nin kurulmasını çözüm sayanlar muhatap bile alınmamalıdır."
Kişisel olarak ben de bazı yazarları artık ciddiye almamaya başladım. Çünkü "Hizbullah, İran, Hamas, İsrail.. hepsi teröre başvuruyor"; veya "İsrail katliam yapıyor, ama Hamas da tahrik etti" veya "Hamas, İran'ın bölgedeki enstrümanıdır" veya "İsrail'in yaptıklarına soykırım demeyin, Gazze'yi toplama kampı olarak tanımlamayın" diye yazanlar, ya -iyi niyetle de olsa- İsrail'in psikolojik savaş teknikleri doğrultusunda veya Filistin meselesinin özünden habersiz yazıyorlar veya adalet duygularını kaybetmiş bulunuyorlar.
27 Aralık'ta Hamas 6 ay süren ateşkesi bozmuş değildi. 19 Haziran 2008'de Mısır'ın arabulucuğuyla imzalanan ateşkese göre, İsrail 10 gün içinde kapıları açacak, Gazze üzerindeki ablukayı kaldıracaktı. İsrail buna uymadığı gibi 6 aylık süre içinde tam 132 saldırı düzenledi, 22 Filistinliyi öldürdü. Arada Gazze'den İsrail tarafına füze atıldı, ama atanlar Hamaslılar değildi, anlaşmaya taraf olmayan İslami Cihad grubundan kimselerdi. Hamas, bunları tutukladı. Hamas, Gazze'de hayat çekilemez noktaya geldiği halde, sırf uluslararası kamuoyu nezdinde anlaşmaya sadık kaldığını göstermek için sabretti. Fakat zaten İsrail saldırıya çoktandır hazırlanıyordu. Ordu sözcüsü Avi Benayahu "1,5 yıldır askerlerimiz Negev Çölü'nde saldırının tatbikatını yapıyordu." açıklamasını yaptı.
Raşid el Gannuşi, İsrail'in karşısında Filistinlilerin iki seçeneği olduğunu söylüyor: Ya açlık ve yoksunluğa mahkum olmuş olarak zillet içinde ölmeyi kabul edecekler veya şerefleriyle direnip ölecekler. El Fetih ve Arap rejimleri, çoktandır birinci seçeneği kabul etmiş bulunuyorlar, Hamas ikinci yolu tercih ediyor.
Şerefiyle ölmenin İsrail'e getirdiği maliyet, her aşamada biraz daha meşruiyet krizine düşmesi, daha çok saldırganlaşması, sivil ve çocuk katliamı yaptıkça ölümcül kabz haline girip hem kendisini hem destekçisi Amerika ve Batı'yı da büyük bir felakete doğru sürüklemesidir. Hem vicdan ve feraset sahibi Yahudiler hem Carter gibi liderler bunu dillendiriyorlar. Bu yüzden İsrail'in Hamas'a olan kini dinmiyor; çünkü değil el yapımı füze, Filistinli çocuklar ona taş attığında bile daha çok cinnet geçiriyor. Bazı yazarlar 'Kardeşim, üzerine taş atsan da psikolojisinin bozulduğunu biliyorsun, buna rağmen niçin böyle yapıyorsun?' diye Hamas'ı suçluyorlar. Filistinlilere köleliği kabul edin ve ölün diyorlar. Halbuki rahmetli Bediüzzaman, "Üzerine vahşi bir canavarın geldiğini görsen, eline geçirdiğin bir süpürge veya çalı çırpıyı bile ona karşı salla; çünkü bakarsın korkar." der. Ölüm makinesi İsrail ordusu karşısında Hamas'ın füzeleri ve taşları işte bu çalı çırpı türünden şeylerdir, gel gör ki, Bediüzzaman Hazretleri'nin dediği oluyor, canavarın korkudan ruhu derin bir sarsıntı geçiriyor.
Hamas'ın affedilemez "iki suçu daha var". İlki, İran-Hizbullah ve Hamas arasındaki yakınlaşmanın "Ortadoğu'da Sünni-Şii ekseninde yeni çatışma stratejisi" geliştirenlerin fesat planını akamete uğratmasıdır. Arap kamuoyu Filistin için kan ağlarken liderler, Şimon Peres'e "Hamas'ı bitirin" diye ricada bulunuyorlar. İran ve Hizbullah ise Hamas'ın yanında yer almak suretiyle Sünni kamuoyunda itibar kazanıyorlar. Hamas bitirilmedikçe Şii-Sünni savaşı gerçekleşemez.
İkincisi, İsrail tarafından "İslamcı terör örgütü" olarak propaganda edilen Hamas'ın demokratik yollarla seçilmesidir. Hamas demokrasi istiyor. İsrail'in ve Batı'nın kâbusu Arap ülkelerine demokrasinin gelmesidir. Hamas "kötü örnek" teşkil ediyor. Nasıl Cezayir'de seçim kazandı diye FİS 100 bin insanın hayatı pahasına silinmek istendiyse, Hamas da bütün Gazze halkı pahasına silinmek istenmektedir. Bu yüzden İsrail'in gözünde Gazze "Hamasistan"dır, katliamla cezalandırılacaktır.

12 Ocak 2009 Pazartesi

dahlan: hain, işbirlikçi, alçak...


adı: muhammed dahlan..
hain, işbirlikçi, alçak...
ittihatçı...

anne babası israil saldırılarında öldürülür.
zor bir çocukluk geçirir.
mülteci kamplarında aç ve sefil bir hayat sürer.
bütün filistinlilerle birlikte açlığı, susuzluğu,
yokluğu ve sefaleti paylaşır.
kader ortaklarını kısa süre sonra satar...

bir zamanlar sokakta israil askerlerine taş atan
dahlan gitmiştir artık.

hatırlayın israil katliama başladığı ilk günlerde
havadan bildiriler atarak filistinlileri israille
işbirliği yapmaya çağırmıştı.
bize ajanlık yapın ki hayatlarınızı bağışlayalım demişti israil!
dahlan kendini ilk satanlardandı.

dahlanın ilk gençliğinden sonra ayakları arafata yaklaşır.
ayakları yaklaştıkça yükselir dahlan.
Filistin Güvenlik Bakanıdır artık.

ensesi kalınlaşmya başlar...
puro ve viski zevki doruklardadır.
açlık ve sefaletten lüksün zirvelerine tırmanır.
kısa sürede bunca mal varlığını nasıl sağladığı hala tartışma konusudur.
filistinli müslümanlar hain der ona.
alçak, işbirlikçi...
elde ettiği bütün mal varlığı tıpkı sahibi arafat gibi
israille işbirliğinden kaynaklanmaktadır.

dahlan akıllı bir adamdır.
yaladığı kabın hakkını da elbette verecektir.

24 haziran 2003 te reuterse konusur:
"Dahlan, Reuters haber ajansına verdiği röportajda, Hamas’ın, Filistin Başbakanı Mahmud Abbas’la vardıkları karşılıklı anlayış anlaşması uyarınca, İsrail’e yönelik saldırıları durduracağını belirtti."

dahlan bu süreçte hızını alamaz.
hamasa yönelik baskı ve tutuklumalar,
tutuklananlara yönelik işkenceler devam eder.
dahlan yoldan tamamen çıkmıştır artık.

aradan zaman geçer, dahlan sahipleriyle işbirliğini sürdürür.
her kriz döneminde halkını satmaktan vazgeçmez.
mal varlığı sürekli artmaktadır.
zevklerinden asla taviz vermemektedir.

ve bugün11 ocak 2009 Der Spiegele konusur dahlan:
"Fetih lideri Muhammed Dahlan, İsrail ordusunun Hamas'a yönelik düzenlediği operasyondan memnuniyet duyduğunu söyledi. Dahlan, işgal topraklarına füze fırlatan Hamas'ın, İsrail'in düzenlediği saldırılardan ötürü sorumlu olduğunu belirtti.

Hamas liderlerinin gizlendiğini ileri süren Dahlan, Hamas liderlerinden Tevfik Cabbar ve Nazar Rayyan'ın da şehid düştüğünü görmezden gelerek, bedeli sadece Filistin halkının ödediğini ileri sürdü."


dahlan süzme ittihatçıdır.

meselenin özü bu!

10 Ocak 2009 Cumartesi

seriyye...


"21:00 Kudüs Seriyyeleri: İsrail savaş uçakları, Şucaiyye'de Kudüs Seriyyeleri liderlerine ait 2 evi yerle bir etti."

vahşete karşı onurlu direnişi israhaber.com sitesinden takip ettim.
okuduğum haberlerin enformatik bir bilgi olmaması için dua ettim sürekli.
inanıyorum ki bir bilgi savaşı değil bu.
hamas birlikleri bütün güçlüklere, bütün satılmışlıklara,
bütün işbirlikçi alçaklara, bütün harici ve dahili bedbahtlara karşı
akıl almaz bir mücadele sürdürüyor.

elhamdülillah.

üzerindeki bombalarla zırhlı araçların üzerine atılmak ve bedenini
kuduse feda etmek nasıl bir imanın ürünü?
bizim sıcak yataklarımızda tahayyül edebilmemiz bile imkansız.

konuştuğum üç beş filistinli var.
duyduğum her iki kelimeden biri "elhamdülillah"
insan canı yanarken tanrıya daha çok yaklaşır diyeceğim ama
bu sözler öyle bir dökülüyor ki dudaklardan...
acı çekmekle, zorda olmakla ilgili değil bu, bir bilinç hali...

gazzeden yakınlarıyla konusurken artık "kendine iyi bak",
"bizi düşünme"den sonra "çok dua et" de eklenmiş konuşmalara.
bu aslında bir daha görüşürmüyüz allah bilir demek.

allah bilir elbet, allah bilir...

seriyye den bahsedecektim size...
mücadeleyi anlamak için kavramları anlamak gerekiyor.
seriyye diyor hamaslılar birliklerine.
kudus seriyyeleri, gazze seriyyeleri...
ne demek seriyye?

peygamber efendimizin bizzat başında bulunmadığı ama kendi adına hükmetmesi için komutan atadığı askeri birlik.
herşey yeterince açık değil mi?
birliğinin adı seriyye olan bir halktan korkmak gerekir!
ben olsam korkardım, yahudi!

9 ocak

6 Ocak 2009 Salı

yerçekimi devam ediyor...








filistinli arkadaşlarla buluştuk,
dün akşam birkaç saat beraberdik.
üç yıldır annesini görmemiş A.
S. 2 yıldır evine dönmemiş.
mısır giriş çıkışlarda sorun çıkarıyormuş, girerse çıkamıyorlarmış.

filistin elçiliği elfetihçi olmayanlara yardım etmiyormuş,
hamaslılar ne burs alabiliyormuş ne de başka bir yardım.
ama abbasın adamları, paşalar gibi yaşıyormuş…
arafattan sonra abbasta israille bilgi paylaşıyormuş.
Hamas’lıları ispiyonluyormuş israile.
yerlerini söylüyor, bazende teslim ediyormuş.
el fetihin hapishanelerinde 10 binin üzerinde Hamas’lı varmış ve işkence görüyorlarmış.
el fetih birini baskılar sonucu serbest bırakmak zorunda kalsa
israil askerleri cezaevi çıkışında tutukluyor yine hapse atıyormuş.

arafat ı yıllarca kahraman diye pazarladılar bize.
bize derken ortalama ahaliye.
büyük mücahidti ebu ammar!
işkenceci, kendi halkına zulmeden,
iktidarı için düşmanıyla yatağa girebilen bir kahraman.
ve onun çocuğu abbas ve onun çocuğu olacak diğerleri…
çıkarlarını, iktidarlarını korumak için
Hamas’lıları israilin eline teslim edecek kadar cani.
gazzede kontrolü sağlayabilmek için Hamas’lıların
ve gazze halkının katledilmesine göz yumacak kadar vahşi.

bakmayın siz el fetihcilerin Hamasla beraber savaştığı yalanına.
el fetihin elinde yeterli askeri güç olduğu halde en küçük bir yardım yok.
hizbullah! lübnan panterleri!
israili dize getirmiş kahraman İslam ordusu!
düşmanımın düşmanı diye bakıyor gazzelilere.
çünkü Hamas sünni!
istediği kadar inkar etsin hizbullah, sorun mezhep sorunu.
ve gazze can çekişinceye kadar, Hamas’ın kolları, elleri kırılıncaya kadar
hizbullah kılını kıpırdatmayacak.
çünkü oda Hamas’ın zayıflamasını istiyor.
tıpkı mısır firavununun istediği gibi.

Hamas ümmetin onuru oysa!
ümmetin onuru Hamas!


başım ağrıyor, çok hem de.
televizyon sürekli açık.
haber kanalları arasında zaplıyorum .
açtığım her yerde aynı adam çıkıyor karşıma.
üç çocuğunu kaybetmiş bir baba:
“hasbünallahi veni’mel vekil”
“hasbünallahi veni’mel vekil”
“hasbünallahi veni’mel vekil”

ve bir diğeri saçlarını yoluyor, ölmüş kızının başında.
yaralı çocuklar ambulansa yerleştiriliyor,
kan sıçrıyor…

bir diğerinde kanlar içinde bir çocuk gözlerini tavana dikmiş,
sessizce bekliyor. canı acıyı hissetmeyecek kadar yanıyor olmalı.
şaşkın ve ürkek..
ağlayacak kadar bile mecali yok.

başım ağrıyor, çok hemde.


ve hamdolsun yerçekimi devam ediyor…
yoksa dünyanın yükünü nasıl kaldırabilir insan…



06.01.2009

  ÜÇ TARZI AMERİKANCILIK: SADABAT PAKTI-CENTO-MEKKE ANLAŞMASI   Sadabat Paktı 8 Temmuz 1937 tarihinde Türkiye, İran, Irak ve Afganista...