Kayıtlar

2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ey yahudi

Resim
Sezai KARAKOÇ / Diriliş Sayı 1 Yıl 1969. Nihayet Mescid-i Aksa’yı da yaktın ey yahudi Asırlardır insanlığın ruhunu yaktığın gibi ey yahudi Aya çıkarak göğe çıktığını sandın ey yahudi Göğe çıktığına inanır inanmaz Büyük Peygamberin göğe çıktığı yeri yaktın ey yahudi Mescid-i Aksa’yı yaktın ey yahudi Daha doğrusu yaktığını sandın ey yahudi Senin yaktığın gökteki Mescid-i Aksanın ancak gölgesidir ey yahudi Senin yaktığın Mescid-i Aksanın ruhu değil, Taş, toprak ve ağaçtan işaretidir ey yahudi Ölüler gibi donmuş bizlere de Belki Mescid-in ateşinden bir köz düşer de Buzlarımız çözülür ey yahudi Sen vaktiyle peygamberlere ihanet ettiğin gibi Şimdi de Onların en büyüğünün miraca çıkış noktasına Göğe yükseliş noktasına ihanet ettin Sen asıl kendi kurtuluşuna ihanet ettin Mescid-i Aksanın ruhu yakılmaz Yakılan ancak taş ve topraktır Sen asıl kendini yaktın ey yahudi Sen ancak kendi ruhunu ateşe attın Cehennemleştirdin kendini ey yahudi Kudüs’ü aldıktan sonra Gazzede yapmadığın işkence kalmadıkt...

haberdir monşer, haber…

Resim
ne boş bir dünya, ne kadar anlamsız bir yaşam… çapımız kimin belediye başkan adayı yapılacağı kadar. hayat ne kadar acımasız oysa… bizim dışımızda yaşanan acılardan ne kadarda uzağız. gerçek hayat, televizyon ekranlarından zihnimize akıtılan pembe dünyadan çok farklı. “hangi alışveriş merkezinde hangi ürünün fiyatı kaça”dan başka bir yaşam var… çocuğumuzun yeni aldığımız oyuncağından, çalışmayan video kameramızdan, bozulan telefonumuzdan, “başkan kaybederse işimizden olur muyuz abi?” den daha sahici bir dünya… hayat dediğim ölüm aslında. hergün ölebilme ihtimaliyle yaşayan, üstelik ölebilme ihtimaliyle savaşmayan... tekil ölümlere alışığız biz. her gün trafik kazalarında üçer beşer ölüyoruz zaten. her ölüm bir kıyamettir. biz başkasının kıyametini çekirdek çıtırdatırken izleyebiliriz ekranlarda… 155 kişinin ölmesi haberdir oysa. üstelik 155 kişi aynı anda ölüyorsa, adam köpeği ısırmış demektir. beylik sözlerimiz var bizim, beylik tabancaları...

gazel

Resim
Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstüne Urma zahm-ı sîneme peykân peykân üstüne Rîze-i elmâs eker her açtığı zahma o şûh Lûtfu var olsun eder ihsân ihsân üstüne Dilde gam var şimdilik lûtfeyle gelme ey sürûr Olamaz bir hânede mihmân mihmân üstüne Yârdan mehcûr iken düşdük diyâr-ı gurbete Dehr gösterdi yine hicrân hicrân üstüne Hem mey içmez hem güzel sevmez demişler hakkına Eylemişler Râsih’e bühtân bühtân üstüne Râsih Bey Ey sevgili! Gözlerini süzme ki, kirpik kirpik üstüne gelmesin; böylece bağrımda (gönlümde) açtığın yaraya ok üstüne ok atmış olma (üst üste kirpikler; üst üste ok demektir). Sevgili, açtığı her yaraya elmas tozu ekiyor. Lutfu var olsun; (aşıkına) ihsan üstüne ihsanda bulunuyor (Sevgilinin birinci ihsanı aşıkının bağrında açtığı yara, ikinci ihsanı da o yaranın kapanmasını engelleyen elmas tozudur). Ey sevinç; gönlümde gam var, şimdilik lutfeyle sen gelme. Çünkü bir evde misafir üstüne misafir uygun düşmez (gam gibi değerli bir misafir var iken sevinci ağırlamak m...

meksika sınırı 7 kuzucuk

herkes biliyor

Resim
herkes biliyor, zarların hileli oldugunu herkes parmaklarını çapraz yapar yuvarlarken herkes biliyor, savaşın bittiğini herkes biliyor, iyi adamların kaybettiğini herkes biliyor, dövüşün hileli oldugunu fakirler fakir kalır, zenginler zenginleşir hep böyle gider herkes biliyor herkes biliyor, geminin su aldıgını herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini herkeste bu buruk duygular sanki babaları ya da köpekleri ölmüş gibi herkes ceplerine konuşur herkes bir kutu çikolata ve uzun bir gül ister herkes biliyor herkes biliyor, beni sevdigini bebegim herkes biliyor, gercekten sevdigini herkes biliyor, sadık oldugunu bir iki akşam eksik,fazla herkes biliyor, ihtiyatlı oldugunu ama tanışman gereken o kadar cok insan vardı ki giysilerin olmadan ve herkes bunu biliyor herkes biliyor,herkes biliyor hep böyle gider herkes biliyor herkes biliyor, ya şimdi ya asla herkes biliyor, ya ben ya sen herkes biliyor, senin sonsuza dek yaşadıgını ve sen bir iki replik okudugunda herkes biliyor anlaşmanın çü...

MEKSİKA SINIRI

Hep bir Meksika sınırım olsun isterdim, alamancı komşumuzun siyah beyaz tevesinde kovboylar hep Meksika sınırına giderdi kimse dokunamazdı sınırı geçtiler mi Meksika sınırı isterdim en sevdiğim şairlere hep hapiste olurlardı nedense Hapis yatmış olurdu yoldaşım gönüldaşım saf tutmak istediğim namazda omuz omuza hapse düşersin derlerdi tutup ciğerimden yazsam en sevdiğim filim artisi hapsi boylardı illaki filmin en güzel yerinde Camimizin imamı edebiyat öğretmeni Meksika sınırımız olmadığından belki ortasında dururlardı en canalıcı lafın bir damar kabarırdı cümlelerinde meksika sınırı olsaydı Türkiyem’in ondokuz yaşımda sevdiğim kızla atlar geçerdim sınırı kimse dokunamazdı yerine Gayrettepe’de dayaklar yedim günlerce uyutmadılar siyasi şubede Şimdi Meksika sınırına iki saat mesafede tekrarlayıp duruyorum kendi kendime bir Meksika sınırı lazım her memlekete Meksika’nın kendisine de Mehmet Efe çalıntı: http://ddervish.blogcu.com/meksika-siniri-mehmet-efe_20641361.html

yorumsuz...

Resim

Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül'e Açık Mektup

Sayın Cumhurbaşkanımız, 17 aydır kalın duvarlarla dünya ile bağlantısı kesilen Gazze son bir aydır elektrik de verilmemesi sonucu adım adım bir soykırıma doğru gidiyor. Hastahanelerin yaşam destek üniteleri çalışamıyor. Fırınlar ekmek üretemiyor. Mısır'ın da sınırını kapattığı Gazze halkı yiyecek ve ilaç bulamıyor. Gazze yalnızlığa mahkum edildi ve gücünün son sınırına vardı. Bütün dünyanın gözleri önünde yeniden dev bir Auschwitz yaşanıyor. Bizler bu felakete sessizce tanık olmayı seçen tüm dünya halklarının ve onları temsil eden yöneticilerin vicdanına sesleniyoruz: Gazzeliler, hangi suçlarından dolayı öldürülüyor, aç bırakılıyor, işkence ediliyor ve en hayati ihtiyaçlardan bile mahrum ediliyorlar. Nüfus yoğunluğunun korkunç olduğu, devasa bir tutukevinde tel örgüler içinde tutulmayı haketmek için ne yaptılar? Yeniden bir Srebrenitsa ve Auschwitz yaşamak istemiyoruz. Üstelik bu defa felaket gözlerden uzak ve beş on gün içerisinde değil, hepimizin gözü önünde ve aylarca süren...

HEY GİDİ GENÇLİK...

yaşlanıyor muyum ne? bu şarkı benim çocukluğumun şarkısı.. geçen gün radyoda dinlemesem bir daha aklıma düşmezdi belki. işe gelip yutuğba dan indirttim çocuklara. saçlarımın beyazlaması veya önden arkadan dökülmesi hiç yaşlılık hissi vermemişti bu güne kadar. niyeyse bu şarkı "yaşlandın aslanım" diyor. sadece bu olsa iyi. ikinci gün radyoda bu şarkı çaldı bu sefer..."lasciatemi cantare"... onuda indirttim. oda gençliğimi hatırlatıyor bana. sonra turgut yılmaz'ın "sokak lambası" nı hatıradım ustura da müptelası olduğum bir karakterdi. şimdi geçen gün cafcafta gördüm "yalnızlar rıhtımı'nı çizmeye başlamış. ey ruh geldiysen üç defa vur, ya da bas git! ölmicekmiyiz sanki...

Lasciatemi cantare..

Modern Bir Hurafe: Sevgililer Günü!

Alışveriş merkezlerinde standlar açılacak. Gençler, çocuklar, birbirlerini sevdiklerini yazıp küçük kâğıtlara, bu standlara asacak. Gül satışları artacak. Sadece bu gün için üretilen hediyeler, sadece bu gün için düzenlenen organizasyonlar olacak. Kimi menüsünü değiştirecek lokantasının, kimi sadece bugün için bütün vitrin tasarımını yenileyecek. Gözün görebildiği her yer beylik cümlelerle donatılacak. Gazeteler, televizyonlar en ilginç, en medyatik sevgililer günü kutlamasını haber yapacak. Mahallenin üzerinden helikopterle çiçek atanından, boğaz köprüsünde ilanı aşk! edene kadar ne kadar aklı evvel varsa ser-hoş olacak. Gün bitip sabah olduğunda, hatta hazırlıkları bir hafta-on gün önceden başlayan sevgililer günü hurafesi bittiğinde kapitalizm / kapitalistler yine avuçlarını ovuşturacak. Sömürü çarkının birinin bitmesine üzülürken, yenisinin başlayacağı günü düşünerek umutlanacaklar. Kabarık kredi kartı hesaplarıyla, hesapsız bir hayatın arkasından yine bakakalacak biriler...

Beyin Yıkama Aracı Olarak Televizyon!

Geçtiğimiz hafta önce ulusal bir gazetede ardından da bir internet sitesinde ilginç bir haber yer aldı. İlginç olduğu kadar, komplo teorisi de içeren haber yazılı ve elektronik ortamda kıyıda köşede kalıp gitti. Meselenin özü şu: Janine Huard adlı Kanada’lı bir kadın soğuk savaş döneminde CIA’nın finanse ettiği beyin yıkama deneylerinde kobay olarak kullanıldığını iddia ederek Kanada federal mahkemesinde Kanada hükümeti aleyhinde dava açacağını açıkladı. Janine Huard’ın avukatının AFP’ye verdiği bilgiye göre; 1950 ile 1965 yılları arasında Montreal’deki Mc Gill Üniversitesi, Allan Memorial enstitüsünde Doktor Ewen Cameron’un yürüttüğü deneylere Kanada hükümeti mali destek vermiş, bayan Huard doğum yaptıktan sonra depresyona girince enstitüye başvurmuş. İddiaya göre bayan Huard’a hiçbir bilgi verilmeden Dr. Cameron’un “psikolojik yıkım” programı kapsamında deneysel uyuşturucular ve elektrik şokları verilmiş. Bazı seanslarda bayan Huard, karanlık bir odaya tıkılarak günde altı, ...

Tüketim Psikolojisinin Mahremiyet Üzerindeki Yansımaları…

Önce Hürriyet gazetesi yazarlarından biri evraka! diye bağırarak verdi müjdeyi! Ardından Karakutu adında bir kültür sanat portalı fotoğraflarla destekleyerek ifşa etti büyük bir aşk hikâyesini! Sezai Karakoç’un ünlü şiiri “Mona Rosa” nın sırrından bahsediyorum. Üstadın yıllarca üzerine titrediği, şiirini yıllarca inkâr etmek pahasına, yayımlamamak pahasına gözden ırak tuttuğu “Mona Rosa’dan ve onun hikayesinden. Bir gazetecinin, üstelik Hürriyet gibi bir bulvar gazetesinin yazarının mahremiyet üzerinde zerre itidal göstermemesi anlaşılamaz bir durum değil! Peki, bir kültür sanat portalının “işte aynı karedeler”, “Sezai Karakoç utangaç değilmiş”, “Mona Rosa’nın gerçek sırrını açıklıyoruz” gibi klişe sloganlarla afişe ettiği mahremiyetin tükenişine ne demeli. Üstad’ın mahremini dedikodu malzemesi yapanlar, üstadın ne düşündüğünü, ne düşünebileceğini hiç düşünmediler mi? Üstadın naifliğini, üstadın kırılganlığını göz ardı ederek günlerce sayfalarında, sütunlarında dedikodu ürete...

aşk’ın ve anarşi’nin a'sı...

1. kilim diye bir kafemiz vardı. dersaneden, “uzay-fen”den kaçar, peştemal desenli masalarda, küçük taburelerde oturarak, elma çayı içerdik. kilim sürekli basılırdı…. biz, bir kez olsun basıldığında içeride olamamıştık. dersane’de polisin geldiğini duyar, dersi asar, kilim’e koşardık. kapı mühürlenmiş, gelenler gitmiş olurdu. “yine kaçırdık” diye üzülürdük… ordu’daydık, karadeniz kadar hırçın, dalgalar kadar kırılgandık… kilim’in sahipleri kimdi, kimin fraksiyonundandı bilmezdik. ne düşünürlerdi, amaçları neydi? merak etmezdik… 2. “kalkınma” da, “mimcopy”’de toplanırdık. kim, nereye gidecek? kim, nereden gelecek? her şeyi oradan öğrenirdik. üç-beş metrekare alanda yüzlerce hayat gelir geçerdi apansız. nerede bildiri, dergi dağıtılacak? hangi akşam nerede sohbet, toplantı yapılacak? her şeyin bilgisi orada olurdu. kitapevi değildi, altı üstü fotokopi dükkanıydı ama, koca bir üniversite gelir giderdi, gün boyu… 3. “üniversitelinin s...

biraz nostalji...

teşekkür... azim ve inatları için hatice ve merve'ye... sürekli muhalefetleri için fatih ve erdal'a... aşk'la ve isyanla bizi destekleyen bir kaç "adam"'a... bütün sıkıntılarına rağmen web sayfalarımızı hazırlayan sevgili ayşenur'a... zorla da olsa yazıları dikte eden musa'ya... dizgicimiz meryem'e... yazı isteğimizi hiç nazlanmadan kabul eden halise ve sibel ablalara... tatlı dili ve esirgemediği desteği için semra ablaya... çıkardıkları problemler için tüm gereksiz kişilere... ve varlık sebebimiz... ve dayanma gücümüz... "üç harf, beş nokta"ya... teşekkür ediyoruz... kuşdili

FAZİLETMEAB!

Bizde milletvekilliği ile herzevekilliği birbirine karıştıranların sürüsüne bereket,,, İsmiyle gayri müsemma "fazilet"in son numarası Merve Hanım da bunlardan biri. Yalan dolan soygun talan konularında muhtemelen DYP ve ANAP'ı geride bıraktığı anlaşılan bu riyakarlar şimdi daha ilk günden hır çıkarmak üzere bu kızcağızı topun ağzına sürdüler. Merve Mekke yakınındaki tepenin adıdır. Yanılmıyorsam haccetme seremonisinde bir rolü vardır. Onun için mü'minler arasında hayırlı ve uğurlu telakki edilir. Ama bu bizim Merve'nin kendine hayrı ve uğru yok ki başkasına olsun. Benim anlamadığım hemşiresi, gazetecilerin sorularına yanıt vermemesi için kendisine İngilizce "don't talk" (konuşma!) diye uyarıda bulunmuş. Oysa bunların kart babaları ve elebaşıları, Bedevilerin çanak yalayıcısı ve hınk deyicisidir. Öyleyse niçin Arapça değilde İngilizce? Örneğin "uskut, ya Merve!" (sukut et, ey Merve!) dese daha yerinde olmaz mıydı? Zaten bizim millet son yıll...

"o ağacın altında..."

iki gündür istanbuldayım. tadı tuzu olmayan iki istanbul günü. edirnekapı’dan fatih’e kadar yürüyorum. eskiden bıraktıklarımı topluyorum. valide sultan atik ali paşa , fatih , dülgerzade ağa ... oturduğum yerlere yeniden oturuyorum... eskiden kaç kez seyrettiğim yerleri yeniden seyrediyorum. ezan okunuyor şimdi. ezanları bile ezan gibi bu şehrin... alışveriş yaptığım yerler... , taksit kart borçlarım , para çektiğim banka... uğradığım vakıflar, birkaç dost evi... hepsi peşi sıra... o kızda burda . tam da aklımdan geçirirken her zamanki yerinde . dülgerzade ağa camiinin önünde ... hala tartıyor insanları.. hala boylarını ölçüyor insanların... yüz elli bin liraya... yine umarsız geçtim önünden. Aramızda bir beş-on metre bir de duvar var. camiinin avlusundayım şimdi. Soğuk bir taşın üzerinde oturuyorum. bunca kalabalık içinde sanki yakın bir akrabamı görmüş gibiyim. müezzin gamet getiriyor şimdi.abdestsizim. avluda birkaç mezar taşıyla beraberim. bir kısmı toprağa gömülmüş . bir kısmının ...

ah şehadet, vah şehadet

şehitlik mevzuunda tarafta Rasim Ozan Kütahyalı'nın geçtiğimiz günlerde yazdığı bir yazı vardı ve önemliydi. bu yazıya istinaden Yeni Şafak'ta Yasin Aktay din istismarının sınırlarını daha da genişleten bir yazı yazdı. bunu takibende Taraf'ta Cihan Aktaş şehitlik ve şehadet i konu aldı. devamında kütahyalının bir yazısı daha şehitlik, şehadet din istismarı üzerine yoğunlaştı. geç kalınmış özellikle de islamcılar açısından çok geç kalınmış bir tartışma idi. ne ki oda güdük kaldı ve sağ refleks baskın çıkarak konunun bir kaç yazıyla ört bas edilmesine neden oldu. (bu arada söyleyeyim uzun zamandır -bir islamcı olarak- aklımda olan bir yazıyı kütahyalı yazdığı içinde kıskandım. tembellik kötü) şimdi, sağ refleksden, islamı sağcılaştıran ve hanefiliği devlet dini yapan ve bundan başka din algısını kabul etmeyen ama yeri geldiğinde hanefilerinde canına ot tıkayan kutsal rejimimizden bahsedecek değilim. mesele sağcı hanefilerin (islamcıları sağcılıktan tenzih ederim) her tokat ye...

taş gazeli

I. Taş taş değil bağrındır taş senin Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin Bir katılıktır dinamit söker mi yürekleri Başın bir kez bu kalbe çarpmasın ey taş senin Kazmayı kayalara değil kalplere vur ey Ferhat niçindir kırdığın bunca taş senin Anne seninle bağrın döğer gider mi acı Hanidir Ferhad'dan aldığın ders taş senin Sen de mi taşla bir oldun ey sevgili İşitmez oldun beni kalbin taşdan taş senin Ölüm sendendir bana nedir taşlamak beni Bana güldür çiçektir attığın her taş senin Gözünü dikme taşa işte parça parçadır Şimşektir bir bakışın dayanır mı taş senin Deprem değildir dağı ve beni sarsan Bir bakışın komaz taş üstünde taş senin Niçin çıktın dağlara evren çöl oldu leyla Topuğun öpmek için toz oldu dağ taş senin II. Taş taş değil bağrındır taş senin Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin Ülkendir taş ve beton bu yanlışkent Her gün bir yanın biraz daha taş senin Taş alanlarıdır taş insanları taşır bir Nereye gelsen ey aşk karşında bu taş senin Uygarlık taşla taşımak çağlar...

VAAD

Resim
En sıcak yerdesin En sıcak anda Ana kucağında Gecenin üçündeyim Karanlığın içinde Gece lambasının loş ışığı altında Kızımın gözlerindeyim Televizyon ekranlarında seyrettim seni Gazete sayfalarında gün boyu Şimdi kranlıklar içinde Gözlerimin önündesin Yumuk yumuk gözlerini seçebiliyorum kanla karışık Toz toprak arasında Sıkılı yumrukların Kucağındasın annenin Göğsüne uzanmış olmalısın Sol eli sarmış seni Sen sol elinle boynuna sarılmışsın Son kez sarıldığının farkında mısın VAAD? Belki korkmuşsun, Belki ürkmüşsün Bomba seslerinden Doğduğun günden beri Ninni dinler gibi Canın acımış mıdır VAAD? Canımın acıdığı gibi Kızımın elini tutuyorum Uykuda gülümseyerek Sıkıyor parmaklarımı Seni düşünüyorum her an Sen kaç kez sıktın ki Annenin parmaklarını Melekler seni de güldürüyor mu? Annenin göğsündesin Kalp atışları sakinleştirir diye seni Melekler safındasın Hiç ayrılmamış gibi Annenin yanındasın Canın yanmıyor şimdi Sana oğlum diyebilir miyim? 11.08.2006

Sevgili Kuzen...

sevgili kuzen, icraatlarınızı yakınen takip etmekteyim. laisist cumhuriyetin sizin gibi koruyucuları olduğunu görmek içimi nasıl rahatlatıyor anlatamam. bir hafta on gündür rahat rahat uyuyorum. malum gözüm arkada değil. laisist cumhuriyetin sizin gibi gözü kara bekçileri varya ondan. şimdi bekçi deyince aklınıza başka tamlamalar gelmesin sakın, ben insan olan bekçilerden bahsediyorum. hem benim gibi laisist birinden içinde dört ayaklı canlılar geçen tamlamalar beklemezsiniz zaten değil mi? neyse allah muhafaza laisistliğime halel gelmesin gerisi önemli değil. pardon allah dedimya, o tanrı olacaktı. tanrı korusun tanrı. kuzum siz geçen kayıtlarda hani başörtüsü takmıcaama, sakal bırakmıcamaaa. . diye ant içirmişinizya bu uygulamayı yaygınlaştırsak nasıl olur. mesela ilk öğretimde andımız yerine -hem kafiyeside daha uzun- bu tekerlemeyi söylesek kim nederki? kampüs içinde tek kol hizası yürüyüş kolunda bas bas bağırtabiliriz de çocukları. uygun adımı bozanları, ya da bağırıyor ...

Ya Ne Yapmak Lazımmış

Ya ne yapmak lazımmış? Sağlam bir dayı bulup çatmak sırnaşık gibi, Yerden etekleyerek velinimet sanmak mı? Kudretle davranmayıp hileyle tırmanmak mı? İstemem eksik olsun! Herkes gibi, koşarak, Yabanın zenginine methiyeler mi yazmak? Yoksa nazırın yüzü gülecek diye bir an Karşısında takla mı atmak lazım her zaman? İstemem eksik olsun! Ricaya mı gitmeli? Kapı kapı dolaşıp pabuç mu eskitmeli? Yoksa nasır mı tutsun sürünmekten dizlerim? Yahut eğilmekten mi ağrısın ötem berim? İstemem eksik olsun! Tazıyı tut, tavşana Kaç mı demeli? Belki kaz gelir diye bana Tavuk mu göndermeli? Yoksa bir fino gibi Susta durmak mıdır ki, acep en münasibi? İstemem eksik olsun! Bir kibar salonunda Kucak kucak dolaşıp boy atmak ve sonunda, Marifet şi’re koyup kameri, yıldızları, Aşka getirmek midir, evde kalmış kızları? İstemem eksik olsun! Yahut şan olsun diye, Meşhur bir kitapçıya giderek, veresiye Şiir mecmuası mı bastırmalı? İstemem Eksik olsun! Acaba bulup bir alay sersem Meyhane köşesinde dahi olmak mı hü...

İslamcılık ve Kapitalizm...

İslamcılık ve Kapitalizm Alev Erkilet'le İslamcılık kavramı, İslamcılığın Kapitalizmle mücadelesini konuştuk. Pazartesi, 15 Eylül 2008 08:07 Röportaj: Aynur Erdoğan / Dünya Bülteni Söyleşiler dizimizin bu haftaki konuğu Dr. Alev Erkilet. İslamcılık kavramına ve tarihi serüvenine dair sorduğumuz soruları cevaplayan Alev Erkilet, İslamcılığın tarihini İslam'la başlatarak modern dönemlerde yaşanan tecrübenin tarihi arkaplanını ortaya koyarken günümüz İslam dünyasının kapitalist meydan okuma karşısındaki konumunu değerlendirdi ve mücadele yollarına vurgu yaptı. İslamcılık kavramıyla ne kastediliyor ve bu kavramın zaafları, imkanları nelerdir? "İslamcılık nasıl tanımlanabilir?" sorusuna verilebilecek akademik cevaplar var kuşkusuz. Bunların önemli bir kısmı benim "Ortadoğu'da Modernleşme ve İslami Hareketler" adlı çalışmamda yazmış ve paylaşmış olduğum görüşlerimdir. Ama izin verirseniz burada meseleye biraz daha genel ve gündelik olandan girmek istiyorum. Da...