TEZAT KAVRAMLAR:
AHLAK – NAMUS – GAZETECİLİK
Bütün
genellemeler gibi yanlış bir yerden konuya girdiğimi biliyorum. Ama bütün
genellemelerden bağımsız olarak bu genellemenin hakiki bir karşılığının
olduğundan bütün kamuoyu gibi ben de eminim. Doğrudan tanıdığım yüzlerce
gazeteci, cemaziyelevvelini bildiğim aktif olarak mesleğini sürdüren binlerce
basın yayın mezunu var.
Bunların
içinden hem sağdan hem soldan biraz zorlarsam iki elin parmakları kadar meslek
ahlakı ve karakteri olan isim sayabilirim. Bu sayının çok iyimser bir rakam
olduğunu da belirtmeliyim.
Yirmi
yılı aşkın bir süre yerel yönetimlerde memuriyetten bürokrasiye kadar hemen her
kademede görev yaptım. Özellikle bürokratik görevlerim sırasında sabah ilk işim
bugün hakkımda ne tür tezviratlar çıkacak merakıyla kendini gazeteci sanan
‘küçük esnafın’ paçavralarını okumak olurdu. İlk başlarda bu durumun ben ve
benim gibi arkadaşlarımın şahsıyla ilgili bir durum olduğunu düşünüyordum. Saf
zamanlarımdı. Sonradan anladım ki bu ‘küçük esnaflar’ bizim üzerimizden
siyasetçilere ve Belediye Başkanlarına parmak sallıyorlardı.
Kendini ifade
etme, doğruyu anlatabilme mecralarının tamamen yüzünüze kapandığı siyasetçiyle,
belediye başkanıyla sürdürülecek kavganın büyüklüğüne göre günler bazen
haftalar süren bu tezvirat bir sabah uyandığınızda bıçak gibi kesilir, gönül
alma babından hakkınızda veya yürüttüğünüz başkanlıkla ilgili birkaç sevimli
cümle ile bu paçavralar konunun üzerini örterdi.
Bu işin yerel,
küçük ve önemsiz tarafı. Bu meselenin bir ‘küçük esnaf’ şeytanlığı olduğunu
düşünmek hayatınızda yapacağınız en büyük hatalardan biri. Küçük şehirlerde
tezgahını kuran bu şeytani organizasyon ulusal çapta da varlığını en şiddetli
şekilde sürdürüyor. Hatta bu gayrimeşru durum o kadar meşrulaştırılmış ki
ahlaklı olduğunu zannettiğiniz insanlar/gazeteciler bile bunun normal bir durum
olduğunu, piyasanın bunu gerektirdiğini ahlaksızca savunabiliyor.
Ulusal gazete
ve televizyonlarda kurulan tezgâh şöyle çalışıyor. Üç yüz bin satışı 50 bin
abonesi olan bir gazete ve o gazetenin dahil olduğu televizyon/internet
sayfası/sosyal medya organizasyonları hakkınızda birkaç gün olumsuz haber
yapıyor. İçeriği, kurgulanışı, söylemi, dili itibariyle gerçekle alakası
olmayan bilgiler milyonlarca insana günlerce boca ediliyor. Kendinizi ifade
edebileceğiniz bütün kapılar, bütün iletişim kanalları yüzünüze kapanıyor.
Birkaç gün neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz! Sonra meselenin yaptıklarınızla, söylediklerinizle
ilgili olmadığını bunun bir ticari ‘küçük esnaf’ faaliyeti olduğunu fark ederek
büyük patronlarla iletişime geçiyorsunuz.
Özellikle
şehir ve Büyük Şehir Belediye Başkanlarına karşı uygulanan bu ‘küçük esnaf’
faaliyeti yüzde 99 oranında başarılı oluyor. Çok satan, çok izlenen bu basın
yayın kuruluşları aslında sizden reklam istiyor! Mesajı alıp gazetenin nedense
çok ünlü olan ama 50 yıllık kariyeri boyunca yazdığı bir satırı bile
hatırlanmayan gereksiz yazarlarından 8-10 kişiyi şehrinize davet ediyorsunuz.
Yedikleri içtikleri, kaldıkları lüks oteller ve bütün fantezilerini
karşılıyorsunuz. Şehrin görülesi bütün mekanlarını, müzelerini, caddelerini
sokaklarını, ilçelerini, doğal ve turistik alanlarını büyük bir ihtimamla
gezdiriyor, bütün ihtiyaçlarını karşılıyorsunuz.
Bu ünlü
gazeteci kılıflı esnaf havaalanında karşılandığı gün yazılarını gazete
merkezine göndermeye başlıyor. 2 yıl önce geldiği günle (geldiği tartışılır)
bugün arasında inanılmaz farklar olduğunu, Başkan’ın şehri adeta yeniden
yarattığından bahsederek gördüklerini her gün aktaracağını belirtiyor. Her gün
yiyip-içip her anlamda her şeyin tadına baktıktan sonra da dediğini yapıyor!
Bu on gün sona
erip İstanbul’a döndüğünde de yazmaya devam ediyor. O daha evine dönmeden
adresine kargolanmış yöresel ürünler hem kendisinin hem ailesinin bir süre daha
mutlu olması için yeterli! Hele hele İBAN hesabında bir hareketlilik olmuşsa
aylar sürecek bir cicim ayı başlıyor. Bu bireysel büyük yazar ‘küçük esnafın’
yaşadığı mutluluk. Ama asıl mutluluğu gazete-TV yönetimi yaşıyor. Bu tarihten
sonra Büyük Şehir ve Başkanı hakkında yapılacak her haber reklam ücretine
tabidir ve şehrin tanıtımına yönelik her içerik faturalandırılacaktır!
Yıl boyunca
ticari veya siyasi maksatlı yüzlerce içerik üretilir. Bu içerik karşılığında
milyonlarca liralık fatura kesilir. Ama bu kadar yetmez! On binlerce adet
gazete aboneliği, Büyük Şehir Belediyesinin kültürel faaliyet kapsamında
dağıtacağı gazete yazarlarının kitap ve eserleri, basın bülteni, reklam
anlaşması Belediyenin kitaplarının yayın ve dağıtımı anlaşması da yapılır. Belediye
Başkanı başından bir belayı defettiği için huzurludur. Gazete patronu küçük bir
numarayla maliyetsiz şekilde kazandığı milyonlar için avucunu ovuşturmaktadır.
Bu alış-veriş bir yıl süreyle tarafları sakinleştirir.
Bir yıl sonra
eğer belediye başkanı bu yüksek maliyetten kaçınmak isterse aynı grup gazete ve
televizyonlarında tezvirata yeniden başlar. Yine bütün iletişim kanalları
yüzüne kapanır birkaç gün sonra anlaşma tekrarlanmak zorunda kalır. Kiralık
ünlü gazeteciler yeniden şehre gelir ve bir yıl içinde şehrin çehresinin ne
kadar değiştiğinden bahsederek konuya girerler. Bu süreç Belediye başkanının
siyasi ömrü boyunca bu şekilde devam edecektir. Bu kumpasa direnmeye çalışan
istisna da olsa Belediye Başkanları elbette çıkar. Onlar da ilk fırsatta
tasfiye edilerek yerine uyumlu/münasip tipler getirilir. Bu model iktidar
belediyeleri için de muhalefet belediyeleri için de bu şekilde sürdürülür.
İl
belediyelerinde ve orta ölçekli büyükşehirlerde ikinci bir tırtıklama modeli
daha vardır. Pastanın büyüğünü elbette ulusal yayın yapan holdingler toplar ama
onların artıklarını da yerel de ‘küçük esnaf’lık yapan gazeteci-televizyoncu
olduğunu zanneden kifayetsiz muhterisler temizler! Onların hesabı daha küçük ve
maliyeti kişilikleri kadar ucuzdur. 300 abonesi bile olmayan 2 yaprak
gazetelerine Büyükşehir belediyesinden alacakları ilanlar için çullanırlar.
Eğer ilan rakip gazeteye verilmişse veya bir broşür, bülten kitapçık rakip
gazetenin matbaasında basılmışsa gazeteler de haberler başlar. TV’lerinin
uyduruk akşam haberlerinde bel altı yorumlar yayınlanır. Belediye Meclis
toplantısı yayın ihalesini rakip televizyon kanalı kazanmıştır. Sokak
afişlerinin basılması ve billboardlara dağıtımı başka bir firma üzerine ihale
edilmiştir! Belediye Başkanı bu paçozluğa önceleri direnir ama bir süre sonra
bu ahlaksızlıkla baş edemeyeceğini düşünerek ilk ihalede bu gazete ve
televizyona da alan açar. Böylece ilişkiler düzelir ve yılın geri kalan
aylarında Belediye Başkanının ne kadar başarılı olduğuna dair içerikler
üretilir. Yeni yıl geldiğinde basın-yayın-reklam ihaleleri bu şekilde devam
ederse sorun kalmaz!
Ama sadece bu
kadar yeterli değildir. Çünkü alışmış kudurmuştan beterdir ve ‘küçük esnaf’
olmak gerçekten küçük bir şeydir. Küçük gazeteci- küçük televizyoncu 10 Ocak
gününü (çalışan gazeteciler günü) evinde geçirir! Yolu kargocuyu gözler. Öğleden
sonra hala gelmemişse kargo firmasının arar ve adına kargo olup olmadığını
araştırır. Akşam olup kargo yine gelmemişse bilgisayarının başına geçer ve
yazısını döşer. Belediye Başkanı ‘küçük esnaf’ımıza son model dizüstü
bilgisayarı hediye etmemiştir. Eğer geçen yıl hediye etmişse bu kez son model
bir ayfon ve akıllı saat beklemektedir. Birkaç gün üst üste belediye
faaliyetlerini sert biçimde eleştirir ve belediye başkanına saldırır. Belediye
başkanı mesajı alır ve 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutlayan bir kart
göndererek diz üstü bilgisayarını veya son model telefonunu kargoyla ulaştırır.
Tabi ki sorun kargodaki gecikmeden kaynaklanmıştır!
Bu durum
sadece Belediye Başkanları ve siyasetçilerin karşılaştığı bir arıza değildir.
Üniversite rektörlüklerinden gayri meşru taleplerini temin edemeyen gazeteci
kılıklı tipler önce üniversite hakkında yalan yanlış haberler yapar. Birkaç gün
sonra rektörün beceriksizlikleri manşetlere taşınır. Oysa olan bir ilan
ihalesinin veya bir reklam anlaşmasının başka bir firmaya ihale edilmesinden
ibarettir. Bazen bir eş dost akrabanın üniversite kadrosuna alınmaması ve/veya
görevden alınan bir tanıdığın ricası ile de ‘küçük esnaf’ meziyetleri
sergilenir.
Bu o kadar
sırıtıcı bir durumdur ki ‘küçük esnaf’ basın ilan kurumundan ilan alabilmek
için şehrin iktidar partisi milletvekiline şirinlik yapar. Güzel haberler,
sevimli manşetler atar. Önümüzdeki seçimde alacağı reklam ve tanıtım ücretleri heyecanlanması
için yeterlidir. Hiç sevmese de bölgenin siyasetçileri için de bu tavrını
sürdürür. Rektörlük veya rektörler bu küçük numaraya karşılık vermezse ikinci
aşamaya geçilir. Cumhurbaşkanı iyi ama etrafı kötü modudur bu. İlk bakışta
siyasetçi durumdan memnun olur. Bölgenin Bakanı ve hükümet için de sorun
yoktur. Sonuçta kötü olan kendisi değil atadığı bürokratıdır.
Başka
bürokratlar, il müdürleri vb. içinde sistem bu şekilde işler. İyi siyasetçi bu
numaraları yemez ömrü kısa kötü siyasetçi durumdan vazife çıkarır. Sessiz
kalmasının kendisine menfaat sağlayacağını düşünür. Sonuçta bir süre sonra kuyruğuna
teneke bağlanarak tasfiye edilir!
Gazetecilik
mesleğinin 4. Kuvvet gibi şaşalı bir biçimde anlatılmasının, pazarlanmasının
sebebi, bir denetim mekanizması, hakikatin ortaya çıkarılması ve toplumun
biçimlendirilmesinden ziyade siyaset ve menfaat ilişkilerini yönetebilme
gücünden kaynaklanır. Bu sadece ülke için değil bütün uluslar üstü büyük veya
küçük medya organları için kesin bir hakikattir. Hiçbir pazarlama tekniği,
hiçbir maddi büyüklük ve uluslarüstü tanınırlık medya sektörünün bir ‘küçük
esnaf’[1]
organizasyonu olduğu gerçeğini değiştiremez. Gazetecilerin veya
televizyoncuların mesleki dayanışma romantizmiyle sergilediği ahlaksız tutum da
diploma sevgisi nedeniyle sergilediği gayri hakiki davranışlar da bu gerçeği
değiştiremez.
Cyrano de
BERGERAC
[1] Küçük
esnaf bir metafor olarak kullanılmıştır. Mahallelerimizdeki bakkala, berbere,
kasaba, tuhafiyeciye, nalbura hürmet ederim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder