16 Ocak 2009 Cuma

seni seviyorum Halid Meşal!




seni seviyorum Halid Meşal...
Humeyni'yi sever gibi...

seni seviyorum Halid Meşal...
Ahmet Yasin'i sevdiğim gibi.

14 Ocak 2009 Çarşamba

DARALAN VAKİTLER


Yanakları saçları gözleri yanmış
Zehirli gaz bombaları
Yılan gibi sokmuş yalamış gövdelerini
Ağızları, küçücük dilleri yanmış
Bütün Beyrut sapsarı kalmış
Sanki anlamak imkansız
Başları
Paletlerle ezilmiş babaları
Yahudi doğramış analarını
Binlerce çocuk topların betonların altında

Beyrutun gözyaşları şimdi
Kudüsün yanıbaşında
Müslümanlarsa uzakta
Sanki başka
Gelinmez bir dünyada

Acın bir vadi
Zehirli çiçekleri bir ova gibi karşımda

Gözüm baksın sadece
Ayrıntıları
Kıvrılıp kırılmış bilekleri
Kemikten yakılmış etleri
Kuma serilmiş cesetleri

Büyük ajansların yaydığı resimleri
Bir seyirci gibi görsün dursun
Bir kadın gibi ağlasın...

Beyrut yengeç kıskacında
Çoğu müslüman kafir yanında
Yaslanmış yastıklara sonunu beklerler filmin

Sen filistin hokkaları doldur kanla
Şairler eğer ahın varken
Uzanırlarsa tomurcuklara güllere
Herbiri kanlı bir ateş gibi korku
Bir azar bir şamar olsun

Filistin sen işine bak kar toprağını
Yoğur gazabını yaradanın
Bir mezarlık kadar ölüye şahit her evin
Her soluğun yeni bir can veriş
Eğer kalmamışsa kalplerde Allah sevdası
Ey filistin kar kar toprağını
Yoğur gazabını yaradanın ...

Bu ateş bulutu hangi kavmin üzerinde
Çam ormanlarının salınışında
Kuşların cıvıldayışında
Otların serin tenlerinde
Eğer varsan bakıp görmeye
Şeffaf perdenin az ötesini
Bir ateş bulutu var en bildik yerde
En emin yerde

Ve bak asıl ölen yaylalar villalar tok karınlar
Hissiz dudaklar gayretsiz kalpler
Asla değil kavruk çölde yatan kadavralar

Farzet körsün olabilir
Elele tut
Taş al ve at
Kafiri bulur

Hani ceylanların
Hani cihat marşın

Bir yumruk harbinden nasıl kaçtın
En arka safta bile kalmadın
Cengi attın dünyaya daldın
Tezeğe konan sinekler gibi

Dönüyor burgaç
Dünya üstten yanlardan daralıyor
Ovalardan
Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi
Bir gün ister istemez
Karşısında olacaksın kaçtıklarının

Dua et
O gün henüz mahşer olmasın

A. Cahit Zarifoğlu

13 Ocak 2009 Salı

dezenformasyon ve ahmet selim...



ahmet selim diye bir genç...
zamanda yazıyor...
on gün kadar önce hamas'ın ateşkesi bozduğunu ve yaşananların
sorumlusu olduğu nevinde bir yazı yazdı.
beşerdir şaşar diye görmezden gelecektik
ama bu kez başka bir yazıyla çıktı karşımıza.

ali bulaç'ta yazısında tam bu meseleye değiniyor ve
bana öyle geliyor ki yazıyı bu gence yazıyor aslında...

bir köşecinin kendi gazetesinde yazılanları bile okumaması
veya anlamaması ilginç...
buna mukabil kimi mutlu etmeye yönelik olduğu bilinen
bu yazıyı hangi vicdani ölçütlerle kaleme aldığı
tartışılmaya devam edilecek.
bana öyle geliyor ki, neyse bunu söylemeyeceğim...

sadece şunu bilmeli ki...

şaronda senin gibi düşünüyor bay selim!
olmertte, livnide, bushta condom da...

allah şifa versin. allah kurtarsın.



ahmet selim

Mücadele nasıl olmalı?


Hasan Tahsin övgüyle ve saygıyla anılır. Niçin? Yunanlılar İzmir'e çıkarken onlara kurşun sıkmış. Peki yaptığı iş doğru muydu? Onun sıktığı kurşun, Yunanlıların bir katliam yapmasına sebep oldu. İnsan kendi hayatını fedâ edebilir; ama yaptığı bir hareketle, hamleyle; kardeşlerinin, vatandaşlarının hayatını fedâ etmek hakkına sahip değildir.

Aslen bizim tarihimizde bu tarz işler yoktur. Biz cephede savaşırız, cephede kazanırız, cephede kaybederiz. İstanbul, vaktiyle işgal edildi. Mütâreke İstanbul'u, kapkara bir hüzün manzarasıdır. O İstanbul'da, şuradan buradan onlara ateş edilmesi gibi vak'alar var mıdır? Yoktur. Süleyman Nazif'e Kara Bir Gün'ü yazdıran şartlarda bir İttihatçı çıkıp o işgal komutanını vurabilirdi. Bu işleri çok da iyi becerirlerdi. Ama bir faydası olmaz, tersine bir sürü musibetlere yol açardı. Onu yapmadılar ama, cephe direnişinin hazırlıklarını hemen başlattılar; bütün genç İttihatçı subaylar büyük mücadelenin motivasyon gücü olarak, bulundukları her yerde hemen hareketlendiler; dipten dibe direniş faaliyetini ateşlemeye ve organize etmeye yöneldiler. Halk rûhen tam hazır değildi, onlara dinamizm kazandırma yolunda halkı işlemeye başladılar. İttihatçıların büyükleri devre dışı kalmıştı ama, genç İttihatçı subaylar İzmir'in işgaliyle başlayan bir direniş heyecanını ve azmini hep canlı tuttular. Mustafa Kemal'in en büyük dayanağı onlardı.

İşgal kuvvetlerinin mensuplarına karşı suikastlar yapmak, köşe bucaktan ateş etmek, kalabalıklara sığınarak vurup kaçmak gibi eylemler hiç yoktur. Görünürde buz gibi bir sükunet vardır ama, meselâ İstanbul'un derin planında büyük bir direniş faaliyeti ve trafiği aralıksız işlemektedir. Sivil hayatın düzenini, görüntüsünü hiç bozmadan, hiçbir tahrik ve şüphe belirtisi yansıtmadan işlemektedir. Mücadele böyle olur. "Çoluk çocuk zarar görmesin, siviller zarar görmesin" hassasiyeti bir şecaat düsturudur, bir mücadele adabı ilkesidir, alt tabakaya yansıyan uzantısıyla bir yiğitlik raconudur bizde. Mesela PKK'nın yaptığı gibi çocukları, kadınları, sivil grupları kullanarak onların içinden vurup kaybolmak türünden işler bizim tarihimizde hiçbir halde ve durumda görülmemiştir.

... Filistin'deki drama ben en çok bu açıdan kahroluyorum, çocuklar rüyalarıma giriyor. Bu mücadele yıllardır devam ediyor. Değişen hiçbir şey yok. Kızmayın, düşünce konusu olarak soruyorum, hiç silah kullanılmasaydı, durum şimdikinden daha mı kötü olurdu acaba?

Amerika'yı yenmeden İsrail'i yenemezsin. Bu, somut bir gerçek. Niçin Birleşmiş Milletler pasif, Avrupa Birliği pasif? Amerika'dan dolayı. Gerçek muhatap Amerika. İran'da gelişmiş füzeler var, niçin kullanmıyor? Çünkü biliyor ki füzeler, İsrail'e yetse bile Amerika'ya yetmez. İsrail, Amerika'nın uçak gemisi! Ayrı bir devlet bile sayılmaz.

O halde, çözüm güçler dengesine Amerika'yı değişime zorlayacak farklı tavır, siyaset, iç toparlanma ve basiret ağırlıkları koymaktan geçiyor. Önce iç zaaflar giderilecek, sonra iç imkânlar akıllıca kullanılacak.İsrail'i ve Amerika'yı o roketlerle tedirgin edip hizaya getirmeye çalışmak, bunu yaparken de büyük sivil kayıplarını göze alıp insanî duyarlılıkların muhtemel tepkilerine güvenmek; mantıklı, isabetli, verimli, meşru bir yol mudur? Kendi insanlarının canları kıymetli. O roketler için, binalarını zırhlamışlar, okullarını özel biçimlere sokmuşlar, her mekân köşesine bir sığınak yapmışlar, bir psikolog ordusunu seferber edip ruh sağlıklarını takviye tedbirleri almışlar.

Peki bizim yavrular, bizim bebeler; bizim analarımız, bacılarımız, yaşlılarımız, evlerimiz, ailelerimiz bu mücadelenin bedelini ödemeye müstahaklar mı? Onları İsrail düşünmez, biz düşüneceğiz. Mücadelenin tarzını, metodunu, mâhiyetini, stratejisini, taktiğini onları öncelikle koruma kollama şartına göre belirlemek aklî ve vicdanî bir yükümlülük değil mi? İslâm ülkeleri olarak, gelirlerimizin yüzde birini Filistin halkına ayırsak, onların çileli hayatını büyük ölçüde normalleştirebiliriz. Bunu yapmayıp, "bu mücadeleyi böyle sürdürün" demek doğru mudur?






NEDEN HAMAS? ( ALİ BULAÇ)

İsrail'in son Gazze katliamıyla ilgili önemli yazılar kaleme alan Hayrettin Karaman Hoca, Yeni Şafak'taki dünkü yazısını şöyle bitiriyordu: "Hamas'ı ortadan kaldırmayı, İsrail'in istediği şartlarda küçük ve uzun vadede yok olmaya mahkûm bir 'sözde Filistin devleti'nin kurulmasını çözüm sayanlar muhatap bile alınmamalıdır."
Kişisel olarak ben de bazı yazarları artık ciddiye almamaya başladım. Çünkü "Hizbullah, İran, Hamas, İsrail.. hepsi teröre başvuruyor"; veya "İsrail katliam yapıyor, ama Hamas da tahrik etti" veya "Hamas, İran'ın bölgedeki enstrümanıdır" veya "İsrail'in yaptıklarına soykırım demeyin, Gazze'yi toplama kampı olarak tanımlamayın" diye yazanlar, ya -iyi niyetle de olsa- İsrail'in psikolojik savaş teknikleri doğrultusunda veya Filistin meselesinin özünden habersiz yazıyorlar veya adalet duygularını kaybetmiş bulunuyorlar.
27 Aralık'ta Hamas 6 ay süren ateşkesi bozmuş değildi. 19 Haziran 2008'de Mısır'ın arabulucuğuyla imzalanan ateşkese göre, İsrail 10 gün içinde kapıları açacak, Gazze üzerindeki ablukayı kaldıracaktı. İsrail buna uymadığı gibi 6 aylık süre içinde tam 132 saldırı düzenledi, 22 Filistinliyi öldürdü. Arada Gazze'den İsrail tarafına füze atıldı, ama atanlar Hamaslılar değildi, anlaşmaya taraf olmayan İslami Cihad grubundan kimselerdi. Hamas, bunları tutukladı. Hamas, Gazze'de hayat çekilemez noktaya geldiği halde, sırf uluslararası kamuoyu nezdinde anlaşmaya sadık kaldığını göstermek için sabretti. Fakat zaten İsrail saldırıya çoktandır hazırlanıyordu. Ordu sözcüsü Avi Benayahu "1,5 yıldır askerlerimiz Negev Çölü'nde saldırının tatbikatını yapıyordu." açıklamasını yaptı.
Raşid el Gannuşi, İsrail'in karşısında Filistinlilerin iki seçeneği olduğunu söylüyor: Ya açlık ve yoksunluğa mahkum olmuş olarak zillet içinde ölmeyi kabul edecekler veya şerefleriyle direnip ölecekler. El Fetih ve Arap rejimleri, çoktandır birinci seçeneği kabul etmiş bulunuyorlar, Hamas ikinci yolu tercih ediyor.
Şerefiyle ölmenin İsrail'e getirdiği maliyet, her aşamada biraz daha meşruiyet krizine düşmesi, daha çok saldırganlaşması, sivil ve çocuk katliamı yaptıkça ölümcül kabz haline girip hem kendisini hem destekçisi Amerika ve Batı'yı da büyük bir felakete doğru sürüklemesidir. Hem vicdan ve feraset sahibi Yahudiler hem Carter gibi liderler bunu dillendiriyorlar. Bu yüzden İsrail'in Hamas'a olan kini dinmiyor; çünkü değil el yapımı füze, Filistinli çocuklar ona taş attığında bile daha çok cinnet geçiriyor. Bazı yazarlar 'Kardeşim, üzerine taş atsan da psikolojisinin bozulduğunu biliyorsun, buna rağmen niçin böyle yapıyorsun?' diye Hamas'ı suçluyorlar. Filistinlilere köleliği kabul edin ve ölün diyorlar. Halbuki rahmetli Bediüzzaman, "Üzerine vahşi bir canavarın geldiğini görsen, eline geçirdiğin bir süpürge veya çalı çırpıyı bile ona karşı salla; çünkü bakarsın korkar." der. Ölüm makinesi İsrail ordusu karşısında Hamas'ın füzeleri ve taşları işte bu çalı çırpı türünden şeylerdir, gel gör ki, Bediüzzaman Hazretleri'nin dediği oluyor, canavarın korkudan ruhu derin bir sarsıntı geçiriyor.
Hamas'ın affedilemez "iki suçu daha var". İlki, İran-Hizbullah ve Hamas arasındaki yakınlaşmanın "Ortadoğu'da Sünni-Şii ekseninde yeni çatışma stratejisi" geliştirenlerin fesat planını akamete uğratmasıdır. Arap kamuoyu Filistin için kan ağlarken liderler, Şimon Peres'e "Hamas'ı bitirin" diye ricada bulunuyorlar. İran ve Hizbullah ise Hamas'ın yanında yer almak suretiyle Sünni kamuoyunda itibar kazanıyorlar. Hamas bitirilmedikçe Şii-Sünni savaşı gerçekleşemez.
İkincisi, İsrail tarafından "İslamcı terör örgütü" olarak propaganda edilen Hamas'ın demokratik yollarla seçilmesidir. Hamas demokrasi istiyor. İsrail'in ve Batı'nın kâbusu Arap ülkelerine demokrasinin gelmesidir. Hamas "kötü örnek" teşkil ediyor. Nasıl Cezayir'de seçim kazandı diye FİS 100 bin insanın hayatı pahasına silinmek istendiyse, Hamas da bütün Gazze halkı pahasına silinmek istenmektedir. Bu yüzden İsrail'in gözünde Gazze "Hamasistan"dır, katliamla cezalandırılacaktır.

12 Ocak 2009 Pazartesi

dahlan: hain, işbirlikçi, alçak...


adı: muhammed dahlan..
hain, işbirlikçi, alçak...
ittihatçı...

anne babası israil saldırılarında öldürülür.
zor bir çocukluk geçirir.
mülteci kamplarında aç ve sefil bir hayat sürer.
bütün filistinlilerle birlikte açlığı, susuzluğu,
yokluğu ve sefaleti paylaşır.
kader ortaklarını kısa süre sonra satar...

bir zamanlar sokakta israil askerlerine taş atan
dahlan gitmiştir artık.

hatırlayın israil katliama başladığı ilk günlerde
havadan bildiriler atarak filistinlileri israille
işbirliği yapmaya çağırmıştı.
bize ajanlık yapın ki hayatlarınızı bağışlayalım demişti israil!
dahlan kendini ilk satanlardandı.

dahlanın ilk gençliğinden sonra ayakları arafata yaklaşır.
ayakları yaklaştıkça yükselir dahlan.
Filistin Güvenlik Bakanıdır artık.

ensesi kalınlaşmya başlar...
puro ve viski zevki doruklardadır.
açlık ve sefaletten lüksün zirvelerine tırmanır.
kısa sürede bunca mal varlığını nasıl sağladığı hala tartışma konusudur.
filistinli müslümanlar hain der ona.
alçak, işbirlikçi...
elde ettiği bütün mal varlığı tıpkı sahibi arafat gibi
israille işbirliğinden kaynaklanmaktadır.

dahlan akıllı bir adamdır.
yaladığı kabın hakkını da elbette verecektir.

24 haziran 2003 te reuterse konusur:
"Dahlan, Reuters haber ajansına verdiği röportajda, Hamas’ın, Filistin Başbakanı Mahmud Abbas’la vardıkları karşılıklı anlayış anlaşması uyarınca, İsrail’e yönelik saldırıları durduracağını belirtti."

dahlan bu süreçte hızını alamaz.
hamasa yönelik baskı ve tutuklumalar,
tutuklananlara yönelik işkenceler devam eder.
dahlan yoldan tamamen çıkmıştır artık.

aradan zaman geçer, dahlan sahipleriyle işbirliğini sürdürür.
her kriz döneminde halkını satmaktan vazgeçmez.
mal varlığı sürekli artmaktadır.
zevklerinden asla taviz vermemektedir.

ve bugün11 ocak 2009 Der Spiegele konusur dahlan:
"Fetih lideri Muhammed Dahlan, İsrail ordusunun Hamas'a yönelik düzenlediği operasyondan memnuniyet duyduğunu söyledi. Dahlan, işgal topraklarına füze fırlatan Hamas'ın, İsrail'in düzenlediği saldırılardan ötürü sorumlu olduğunu belirtti.

Hamas liderlerinin gizlendiğini ileri süren Dahlan, Hamas liderlerinden Tevfik Cabbar ve Nazar Rayyan'ın da şehid düştüğünü görmezden gelerek, bedeli sadece Filistin halkının ödediğini ileri sürdü."


dahlan süzme ittihatçıdır.

meselenin özü bu!

FİLİSTİN SEN DELÂLSIN...


















Never forget the sacrifice of Rachel Corrie
“Olmam gereken yerdeyim anne; Filistin’deyim...”
Rachel Corrie







Kara bir gece süzülmüş üstüme

Hüzün köprüsünde saçlarıma kar yağmış

Yok artık salkım söğütler altında

Çocukların sevinç çığlıkları

Ölümü erken karşılayan çocuklar

Uykusuz bir geceyi bana bırakıp

Toprağın altına giriyorlar



Nasıl bahar derim ben kış erken gelmiş

Solmuş portakal çiçekleri

Aynalarda aynı acı

Akrepler yüzsüz

Çaresiz kelimeler

Kuşlarda Kerbela'dan bir haber

Ha Kudüs ha Hayfa

Hepsi şimdi dehşetin sığınağında







Ağlasam kim duyar sesimi

Aynı kederi yaşayan ırmaklardan başka

Güller bir daha soldu

Açılan sofralarımızda

Söylenir yeniden Meryem'in acısı

Mescid-i Aksa dedikçe

İçimde hep bir yara açılır



Hangi dağa koşsam

Önümde ölüm tuzakları

Tur-ı Sina'da sessizlik

Çölde o bildik fırtına

Yangın olur kalbimde

Çocukların çığlık sesleri

Gece biter ve söner yıldızlar

Anneler dul kalır

Evlatsız kalır Filistin'de

Yas tutar leylaklar

Kapatın pencereleri Leyla yok

Ah aşk yok insanlık yok



Nerede kalbimizi titreten çöl türküleri

Kızıla boyandı şimdi reyhanlar

Tarihin yüzü bir daha karardı

Ama geceler

Sabahın başlangıç sesidir

Bu yüzden sen

Acılar içinde büyüyen umut dağısın



Gün gelecek bahar gelecek

Büyüyecek fidanlar büyüyecek çocuklar

Kutlu bir sevda gibi içimde sen büyüyeceksin

Şimdi yüreğimde açı bir çığlık da olsan

Bahar sana da gelecek ey Filistin.



aydın ışık

11 Ocak 2009 Pazar

bu kadınlara iyi bakın...


iktidar korkunç birşeydir.
iktidar sahibi kadınlar daha korkunçtur.

allah kadınları münbit yaratmıştır.
müslüman kadınları...
insaflı kadınları..
insan kadınları yani...

bereketlidir kadınlar...


ama allah ayetlerinde soyu kesiklerden de bahseder...

"Muhakkak Biz, sana Kevser'i verdik.
Sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!
Doğrusu sana kin besleyendir soyu kesik olan!"


bu iki kadına iyi bakın...
onlar soyu kesiklerdendir.

çocuk doğurmak bir kadını anne yapmaya yetmez...
çocuk doğursalar anne mi olacaklar sanki?

bu iki kadın değil anne insan sınıfına bile dahil olamaz...

allah'ın kendisine doğurganlık vermediği hanımefendiler üzülmesin...
o bir imtihandır ve mükafatı çok farklı olacaktır.

benim bahsettiğim soyu kesiklik, insan olma asgari kriterlerinden
uzak bu tür canlıların soyu kesikliğidir.

namaz kılanlarımızın sayısı çok!
kurban olarakta, gazzeli var birbuçuk milyon elimizde!

allah kahretsin....

10 Ocak 2009 Cumartesi

seriyye...


"21:00 Kudüs Seriyyeleri: İsrail savaş uçakları, Şucaiyye'de Kudüs Seriyyeleri liderlerine ait 2 evi yerle bir etti."

vahşete karşı onurlu direnişi israhaber.com sitesinden takip ettim.
okuduğum haberlerin enformatik bir bilgi olmaması için dua ettim sürekli.
inanıyorum ki bir bilgi savaşı değil bu.
hamas birlikleri bütün güçlüklere, bütün satılmışlıklara,
bütün işbirlikçi alçaklara, bütün harici ve dahili bedbahtlara karşı
akıl almaz bir mücadele sürdürüyor.

elhamdülillah.

üzerindeki bombalarla zırhlı araçların üzerine atılmak ve bedenini
kuduse feda etmek nasıl bir imanın ürünü?
bizim sıcak yataklarımızda tahayyül edebilmemiz bile imkansız.

konuştuğum üç beş filistinli var.
duyduğum her iki kelimeden biri "elhamdülillah"
insan canı yanarken tanrıya daha çok yaklaşır diyeceğim ama
bu sözler öyle bir dökülüyor ki dudaklardan...
acı çekmekle, zorda olmakla ilgili değil bu, bir bilinç hali...

gazzeden yakınlarıyla konusurken artık "kendine iyi bak",
"bizi düşünme"den sonra "çok dua et" de eklenmiş konuşmalara.
bu aslında bir daha görüşürmüyüz allah bilir demek.

allah bilir elbet, allah bilir...

seriyye den bahsedecektim size...
mücadeleyi anlamak için kavramları anlamak gerekiyor.
seriyye diyor hamaslılar birliklerine.
kudus seriyyeleri, gazze seriyyeleri...
ne demek seriyye?

peygamber efendimizin bizzat başında bulunmadığı ama kendi adına hükmetmesi için komutan atadığı askeri birlik.
herşey yeterince açık değil mi?
birliğinin adı seriyye olan bir halktan korkmak gerekir!
ben olsam korkardım, yahudi!

9 ocak

TEZAT KAVRAMLAR: AHLAK – NAMUS – GAZETECİLİK

  TEZAT KAVRAMLAR: AHLAK – NAMUS – GAZETECİLİK Bütün genellemeler gibi yanlış bir yerden konuya girdiğimi biliyorum. Ama bütün genellemele...