10 Ocak 2009 Cumartesi

kafam 657'li olsaydı başım hiç ağrımazdı!


eğer 657'li olsaydım, hiç başım ağrımazdı mesela...
bu belkide iyi bişeydir!
kalabalıklara karışmak, kaybolmak..

ve bulunamamak için ne ıssız limandır 657!

ankara 657'li bir kenttir.
ruhu alınmıştır ankaranın.
kalbi yoktur.

varsa yoksa bir kuru bedendir, sokakta sürüklenen.
açlığı giderilen, ihtiyaçları görülen...

akılla kalp hiç yanyana görülmemiştir bu kentte.
aklı olanın kalbi yoktur,
kalbi olan akla ihtiyaç duymamıştır.

pornografiktir ankara...

görüntü budalası bir şehir, mazeret zengini!
istanbul'un leventi hiç uğramamıştır yanına,
hadi levent uğramadı van'da mı geçmez yakınlarından...

dernekleri kapalıdır akşam üzerleri,
üstelik toplantı saatinde!
dernekçilerinin cep telleri gibi.

9 Ocak 2009 Cuma

Senin Saçların Daha Güzel Gazze!


Gazze uyan geç kaldın okula. Erken yat diyorum sana. Uykunu alamıyorsun. Gazze uyan yüzünü yıka kızım.

Gazze kahvaltın hazır hala uyanmadın mı? Sütün soğuyor ama.

Gazze pazarlık yok! Tabağındakiler bitecek, az bir şey koydum zaten. Hadi kızım oyalanma okula geç kalıyorsun.

Gazze çantan hazır mı? Kitapların çantanda mı?

Annen seni bekliyor tarağı ve tokalarını al. İstediğin renkleri alabilirsin. Biraz sabret ağlama hemen. Saçların içiçe geçmiş. Açılmazsa sonra daha çok acıtır.

Gazze çıkıyoruz kızım. Derslerine dikkat et, öğretmenine iyi kulak ver. Merak etme gelirim, seni ne zaman okulda bıraktık kızım? Her zaman aynı şeyi söylüyorsun. Tamam geç kalmam. Üzerine bir şeyler giymeden bahçeye çıkma Gazze. Hava çok soğuk, hasta olursun.

İyi dersler Gazze.

**

Okul nasıl geçti kızım? Beslenme çantandakileri yedin mi Gazze?

Tamam giderken dergi alırız kızım. Ama bu sefer diğerinden alalım hep aynı dergiyi tutturuyorsun Gazze. Hem bak o kız hiç bize benzemiyor. Saçmalama kızım senin saçların daha güzel. Hem herkesin saçlarının düz ve sarı olması gerekmiyor.

Senin saçların daha güzel Gazze.

Tamam bugün birlikte okuruz kızım. Şiir de okuruz Gazze.

Gazze annene yardım edecek misin mutfakta? Tamam çorbayı sen karıştır kızım. Fazla televizyona takılmak yok ona göre. Ödev verdi mi öğretmenin? Yardım ederim kızım.

Sümeyye’lere hafta sonu gideriz Gazze. Ona da dergi alırız elbette.

**

Kızım bu saatte dışarı çıkılmaz.

Gazze onlar havai fişek değil kızım. Onlar bomba! İçeri gir kızım pencereden bakma. Gökyüzünde parlayan her şey bomba Gazze.

Misket, bombanın adı Gazze.

Bombanın adı misket.

**

Akşam erken yat Gazze olmaz mı? Üstünü açıp duruyorsun geceleri, dikkat et.
Ama ölme Gazze lütfen.

Gazze ölme…

Ölme kızım.


Tarık TUFAN

8 Ocak 2009 Perşembe

SİZDEN UTANIYORUM...





sizden utanıyorum.
çünkü şeyh Ahmet Yasin yaşasa ve
yaptıklarınızı görse sizden utanırdı.

sizki filistin meselesinde toplu katliam olmadıkça
sokağa çıkmayan duygusal canlılarsınız.
sizki filistin mücadelesini antisemit
bir savaş olarak gören az gelişmiş yaratıklarsınız.
israilin, amerikanın her eleştiriyi antisemit
geyiğiyle savuşturması sizin yüzünüzden.
sizin yüzünüzden antisemit propagandası bu kadar işlevsel.

sizden utanıyorum çünkü ırkları topluca suçlayabiliyor ve
insanların seçme hakkı olmayan konularda canlarını yakabiliyorsunuz.
insanları ermeni oldukları için aşağılayabiliyor ama kendi
ırkınıza yönelik ırkçı saldırılarda "atıl kurt" olabiliyorsunuz.

sizden utanıyorum çünkü Halid Meşal'de sizden utanıyor.

filistinde cephedeki hamaslıda sizden utanıyor.
çünkü mücadelenin ruhunu incitiyorsunuz.
annesi,babası, kızkardeşi, çocukları siyonist köpeklerce
öldürülmüş gazzelilerde sizden utanıyor.
çünkü onların islam algıları ve istikametleri sizinki gibi yalpalamıyor.
sizinki gibi "babadan olma, anadan doğma" değil onların müslümanlıkları...

sizden utananlar bu kadar değil.
muhtemelen kucağınızdaki köpekte sizden utanıyor.
inanmıyorsanız gözlerine bakın...

utanmaz olan sadece sizsiniz.

08.01.2008

7 Ocak 2009 Çarşamba

güzel yüzlü çocuklar...



















Ludwig Wittgenstein:

“Üzerinde konuşulamayan şeyler hakkında susalım.”

İnsanlığın kalk borusu: İsrail


NİHAL B. KARACA

Kapının önüne konulmuş üç boş süt şişesi gibi yan yana dizilmişler. Bir daha içemeyecekleri süte uzanırcasına aralık, kanamayacakları bir dünyaya uzanmış ağızları, üzerlerinde kanlı giysiler.

Hele o ortadaki, o evet, başı beyaz sargıyla sarılmış olan...Ölmeden önce de, zaten yaralı olan. Daha önce vurulmuş ve muhtemeldir ki hayatta kaldığı için Allah'a şükredilmiş... Bu bir film olsaydı 'sırasını savmış', aldığı yara karşılığında hayatta kalmayı hak etmiş olduğu varsayılırdı. Filmlerde çoğunlukla öyledir; bir badireden kurtulmuşsan bir anlamı vardır.

Filmlerde kader şöyle bir değip geçmiş ve yaşamana karar vermişse, bir daha geri dönüp bakmaz. En azından uzunca bir süre bakmaz. Ama İsrail öyle değil, şöyle bir değdiklerini tanıyor, geri dönüp eskaza hayatta kalmışlarsa da tarıyor. Onun için 15 dakika bile yeterince uzun. Gördünüz değil mi o resmi? Dün Zaman dahil birçok gazetede vardı; o çocuk cesetleri. Bebeklerin altındaki yaygıyı da gördünüz mü? Hani, ölü de olsalar, soğuk almasınlar diye serilmiş gibiydi. Hani ölü de olsalar, belki şehre bir Mesih gelir, canlanırlar/ zatürre olmasınlar. İleride çocukları olmaz sonra. Yekten koymayalım taşa. Böbrekler sonra, soğuğu mıknatıs gibi çeker. Hem İsrail için İsrafil vakti. Artık gücenmiş olsun da gelsin o büyük Sûr... Hasta olmasınlar. Yekten taşa koymayalım. Hazmedilmesi güç gerçekliğe dair, gerçeklik duygusunun 'insanca' yitimi. O yaygıyı seren Filistinlinin aksine, gerçekliği 'insanca' yitiremiyoruz biz.

Ne kanlı turnusol kâğıdıymış Filistin meselesi. Sapır sapır döküldü insanlığımız. Burkulkaç diye bir fizik yasası var sanki. Burkuluyor burkuluyor ve sonra bu gerçeklikle baş edemeyeceğimize karar verip kaçmayı tercih ediyoruz. Zaplayarak ya da unutarak. Çünkü etrafımız neyin 'etik' neyin 'doğru' olduğunu söyleyen, 'tabloyu doğru değerlendirmek lazım geldiğini' vazeden ve vicdanın o ilk uyanışına, dolaysız sesine çelme takmak için karışık mesaj veren 'realist'lerle dolu.

Köşe yazarlarına bakıyorum. Türkiye realist davranmıyor, Tayyip Erdoğan İsrail ile kurduğumuz diplomatik ilişkileri bozacak şekilde sert çıkıyor, oysa Arapların Filistinlileri umursadığı yok, biz neden Arap'tan çok Arapçı olacakmışız ki, diye, bla bla bla bir yığın mübtezelce fikir var. Hamas'ın yok edilmesi adına İsrail'in Gazze harekâtına Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan gibi ülkelerin verdiği zımni destek de iyi bahane oldu sonra. Kendimizi Avrupalılarla aynı rafa yerleştirme fırsatı doğdu; Oryantalist bir yerden, çok çok üstün olduğumuza inandığımız Araplara tepeden bakmak için bir imkân daha! Bölge ülkelerinin kirli işbirliğini İsrail'e göstermemiz gereken hoşgörünün eskortu haline getirmek! Gerçeklik duygusunu insanca yitiremiyoruz, evet. Bir katliama ses çıkarabilmek, bir katliam dolayısıyla öfke duyabilmek için Arap olmak/olmamak mühim bir kerterizmiş gibi. İsrail ile ilişkilerimize her halükârda dikkat buyuracakmışız efendim. Bu bir şaka olsa gerek. Onca kan akarken, 4 askerine karşı, 670 sivil Filistinliyi öldüren, öldürmeye de devam eden, demokratik seçimle gelmiş Hamas'ı, 15 aydır tek füze atmamış Hamas'ı, bölgedeki Arap ülkelerinin de desteğiyle derdest etmeye azmetmiş bulunan Siyonizm'in şahı İsrail'le ilişkilerimize dikkat etmeliymişiz.

Ben de 'realist' bir yorumsama faaliyetinde bulunmak isterim: Kimse kusura bakmasın, 'İsrail ile diplomatik ilişkiler' insanlığın önünde bariyer teşkil ettiği sürece, ortam yekten 'antisemitizm'e varan bir kan davasına kalacaktır. Hizbullah, İran ve Hamas'ın etkisinin Arap ülkelerinin de verdiği omuzla bastırılması ve bu kirli işbirliğine başta AB dahil BM'nin dahi gık diyememiş olmasının sonucu, vasat, Filistin'de ölen her bir çocuğa karşı diasporada yaşayan 4 Yahudi'nin ölümü için fetva verebilecek aşırıların söylemlerinin benimsenmesine kadar gidebilir. Yoksa sahiden, bunun olması mı isteniyor?

Bugün İsrail'e ağız dolusu küfür ediyorum. Hem görünen köy kılavuz gerektirmediği için hem de kabaran öfkem muhatabını şaşırmasın diye. Siyonist Yahudi ile sıradan-masum bir Yahudi arasındaki farkın önemi sonsuza kadar önemli kalsın diye. Bilmem anlatabildim mi?

ve yine hüzün...


B'NEİ HASHARON -TELEKOM maçındaydık.
saat 18'den 21'e kadar...
gündüz telekomu aradık bilet sorduk.
kapıların açık olacağını, biletli giriş olmayacağı söylendi.
sevindik.
salona geldiğimizde ise kapılar kapalıydı.
bilet satılmıyordu. sakallıların içeri alınmadığını öğrendik.
ne filistin atkısı, ne filistin bayrağı hiçbirşey!
cep telefonu anahtar elde taşınabilir herhangi bir şey..
herşey çıkarılma nedeniydi.
girenlerin çoğu dışarı çıkarıldı.
orada tanıştığımız bir bayan arkadaşımızla hazırladığımız
pankartları içeri sokmaya çalıştık.
olmadı.
eşim girebildi sadece içeriye, biz dışarıda kaldık.
polis salonun dolduğunu söyledi kapıları kapatırken.
oysa orada onlarca kez maç izledik.
biliyorduk ki içeri girenler 250 300 kişi idi.
o bile yetti.
maç oynanmadı.
dışarıda epeyce bir kalabalık saatlerce süren sloganlar.
sonuç israil ekibi salona ikinci kez gelemedi.
orada kahrolsun israil diye bağırırken bile bir kulağımız gazzede idi.
bir yanımız hep hüzün.

eve geldim, canım acıyor.
el cezireyi açıyorum hemen.
canım daha çok acıyor.
tebrik telefonları, tebrik e-mailleri geliyor heryerden...
iyi, güzel, hoş..
içi sizi yakar, dışı bni diyemiyorum.
sonuçta bir maç oynatılmadı sadece...
olan bitenin hepsi bu!

durde grubundan bir çocuk http://ustunbol.blogspot.com/2008/12/ey-yahudi.html
şiiri için yahudi düşmanı demiş bana.
hemde sezai karakoç'a dinci, gerici yobaz vs.
şimdi ne söyleyeyim, cevap mı vereyim.
canım sıkkın gençliğim olsa belki söylerdim bişeyler.
ne söylicem üstelik, antisemit olmadığımı mı söylemeliyim...
sezai karakoç'un ne büyük şair olduğunu mu anlatmalıyım...

yok daha neler...
hem canım sıkkın, hem işim gücüm var benim.

07.01.2008

6 Ocak 2009 Salı

yerçekimi devam ediyor...








filistinli arkadaşlarla buluştuk,
dün akşam birkaç saat beraberdik.
üç yıldır annesini görmemiş A.
S. 2 yıldır evine dönmemiş.
mısır giriş çıkışlarda sorun çıkarıyormuş, girerse çıkamıyorlarmış.

filistin elçiliği elfetihçi olmayanlara yardım etmiyormuş,
hamaslılar ne burs alabiliyormuş ne de başka bir yardım.
ama abbasın adamları, paşalar gibi yaşıyormuş…
arafattan sonra abbasta israille bilgi paylaşıyormuş.
Hamas’lıları ispiyonluyormuş israile.
yerlerini söylüyor, bazende teslim ediyormuş.
el fetihin hapishanelerinde 10 binin üzerinde Hamas’lı varmış ve işkence görüyorlarmış.
el fetih birini baskılar sonucu serbest bırakmak zorunda kalsa
israil askerleri cezaevi çıkışında tutukluyor yine hapse atıyormuş.

arafat ı yıllarca kahraman diye pazarladılar bize.
bize derken ortalama ahaliye.
büyük mücahidti ebu ammar!
işkenceci, kendi halkına zulmeden,
iktidarı için düşmanıyla yatağa girebilen bir kahraman.
ve onun çocuğu abbas ve onun çocuğu olacak diğerleri…
çıkarlarını, iktidarlarını korumak için
Hamas’lıları israilin eline teslim edecek kadar cani.
gazzede kontrolü sağlayabilmek için Hamas’lıların
ve gazze halkının katledilmesine göz yumacak kadar vahşi.

bakmayın siz el fetihcilerin Hamasla beraber savaştığı yalanına.
el fetihin elinde yeterli askeri güç olduğu halde en küçük bir yardım yok.
hizbullah! lübnan panterleri!
israili dize getirmiş kahraman İslam ordusu!
düşmanımın düşmanı diye bakıyor gazzelilere.
çünkü Hamas sünni!
istediği kadar inkar etsin hizbullah, sorun mezhep sorunu.
ve gazze can çekişinceye kadar, Hamas’ın kolları, elleri kırılıncaya kadar
hizbullah kılını kıpırdatmayacak.
çünkü oda Hamas’ın zayıflamasını istiyor.
tıpkı mısır firavununun istediği gibi.

Hamas ümmetin onuru oysa!
ümmetin onuru Hamas!


başım ağrıyor, çok hem de.
televizyon sürekli açık.
haber kanalları arasında zaplıyorum .
açtığım her yerde aynı adam çıkıyor karşıma.
üç çocuğunu kaybetmiş bir baba:
“hasbünallahi veni’mel vekil”
“hasbünallahi veni’mel vekil”
“hasbünallahi veni’mel vekil”

ve bir diğeri saçlarını yoluyor, ölmüş kızının başında.
yaralı çocuklar ambulansa yerleştiriliyor,
kan sıçrıyor…

bir diğerinde kanlar içinde bir çocuk gözlerini tavana dikmiş,
sessizce bekliyor. canı acıyı hissetmeyecek kadar yanıyor olmalı.
şaşkın ve ürkek..
ağlayacak kadar bile mecali yok.

başım ağrıyor, çok hemde.


ve hamdolsun yerçekimi devam ediyor…
yoksa dünyanın yükünü nasıl kaldırabilir insan…



06.01.2009

TEZAT KAVRAMLAR: AHLAK – NAMUS – GAZETECİLİK

  TEZAT KAVRAMLAR: AHLAK – NAMUS – GAZETECİLİK Bütün genellemeler gibi yanlış bir yerden konuya girdiğimi biliyorum. Ama bütün genellemele...