GREEN CARD SEVDALILARI
7 Ekim’de başlayan HAMAS saldırıları
Gazze gündeminden uzak eski İslamcı yeni sağcı kitle üzerinde şok etkisi
yarattı.
‘Ne gerek vardı?’, ‘Senin etin ne,
budun ne?’, ‘İsrail’le iyi geçinsene’ ile başlayan; ezik bir aklın, vicdanını kaybetmiş
bir bedenin hezeyanları diyebileceğimiz suçlamalar ve ayıplamalar; hiç
çekinmeden, hiç utanmadan İslam’ın izzetini muhafaza edebilmek için canlarını
ortaya koyan insanların üzerine boca edildi.
Bülent Arınç gibi siyasetçiler
düşmanı ve katliamlarını ‘kınamak’ yerine; ‘Sen neyine güvendin de İsrail’e
kafa tuttun, elindeki ekmeği ben veriyorum. Kime sordun, kime danıştın.’ Deme
cüretini gösterdiler.
Bu, aslında bu tiplerin evleri işgal
edildiğinde nasıl bir tavır ortaya koyacaklarının da göstergesidir.
Bülent Arınç ve türevlerinin ortaya
koyduğu bu ucuz tavır piyasada çok karşılık buldu ve çok müşteri kazandı. Çünkü
ucuz şeyin müşterisi çok olur!
Hala utanabilen insanlar bu kokuşmuş
yaklaşımlarını yaşanan katliamlar karşısında uzun süre dillendiremediler. Ama
onları asıl rahatsız eden şey iktidarlarının ABD-İsrail karşısında zor durumda
kalması, ‘Tam da ekonomiyi yoluna koyup yeniden atağa kalkacakken’ çıkan bu
krizin ülkelerine ve toksik otoritelerine zarar vereceği düşüncesi idi.
Yoksa onlar için Gazze’lilerin
soykırıma uğratılması çok da üzerinde durulacak bir şey değildi! Abarttığımı ve
haksızlık ettiğimi düşünenler olacaktır. Oysa sadece yakın çevremden bir
zamanlar İslamcı olduğunu zannettiğim tanıdıklarımla 7 Ekimden bu yana yaptığım
sohbetlerimden çıkan sonuç bu.
Üstelik vereceğim tepkiler nedeniyle
bu arkadaşların içlerinden geçenleri tam olarak dile getiremediklerini de
biliyorum.
‘Yaşı 70 işi bitmiş siyasetçiler’
Necmettin Erbakan’a ‘Yaş 70 iş bitmiş’ derken; ‘Gitsin evinde torunlarını sevsin’
derken bir gün kendilerinin de işi bitmiş bir yaşa ereceğini düşünememişlerdi.
Kendi torunlarının da sevgiye muhtaç olacağı akıllarına gelmemişti.
Eski günlerin hatırına La Havle
çekerek bütün arsızlıklar sümen altı edildi. Bütün bu menfaatçi ve gayri ahlaki
tutum görmezden gelindi. Ancak; imtihan henüz bitmemişti.
Daha Gazze’nin hesabı sorulamamışken
birden bire yanı başımızda bambaşka bir savaş patlak verdi. Gazze vahşetinin
üzerine ABD-İsrail çetesi İran’da büyük bir saldırıya başladı.
Gazze saldırılarında vicdanını
rahatlatmak için yılda bir kez kerhen sokağa çıkan, bir sabah sporu olarak
slogan atan kalabalıklar (Bu kalabalığa dâhil olan hesapsız insanlara hürmet
ederek ve onları ayırarak) İran’a saldırıldığında İran’ın mı ABD-İsrail
çetesinin mi daha tehlikeli olduğunu tartışmaya başladılar.
Onlara göre ‘Şiiler’ ABD’den daha
tehlikeli ve daha zararlıydılar. Şia şöyle demişti, Hazreti Ebubekir’e, Hz.
Ömer’e, Hz. Osman’a, Hz. Ayşe’ye küfrediyorlardı. Onlar itikadı bozuk,
arkalarında namaz kılınamaz necis insanlar ve sapık bir mezheptiler!
Her ‘Amerikan Tipi Müslüman’ gibi
aynı torna tezgâhından çıkmış cümlelerle içlerindeki bütün kiri üzerimize boca
ettiler.
İran ve İran desteğinde Yemen
İsrail’i vururken bunun danışıklı dövüş olduğunu keşfeden sağcı kitle, İran’a
saldırıldığında daha şedit ve daha çirkef bir üsluba yöneldiler.
Onlara göre İran, ABD’nin bölgedeki
en iyi müttefiki idi. Ara sıra birbirlerini ‘göstermelik olarak’ vursalar da bu
sağcı kitle bu numaraları yemeyecek kadar güngörmüş ve akıllı insanlardı!
Hazreti Ayşe ile Hz. Ali arasındaki
anlaşmazlığı bilmeyenler, Muaviye ile Hz. Ali arasındaki çatışmayı
anlamayanlar, üstelik anlamaya da çalışmayanlar, sadece Hz. Ali’ye karşı olduğu
için Muaviye’den dini lider, oğlu Yezit’ten adil bir hükümdar çıkaran sığ zihinler;
yüzlerce yıllık ezberlerine, kirlerine, kinlerine ve ırkçı/mezhepçi
fanatizmlerine yenik düşerek adaletin ve ahlakın değil nefislerinin esiri
oldular.
ABD yenilsin ama İran’ın da kolu
kanadı kırılsın akılsızlığıyla, ABD ve İsrail’in yanında duran Namaz kılan
kalabalıklar esasen ABD kazansın sonrasında bize saldırırsa zevk almaya
çalışırız ve hatta Amerikalıları yeterince mutlu edersek bu işten karlı bile
çıkabiliriz modundalar.
Keşke bu sığ kafa, Epstein’da
Amerikalıları mutlu etmenin yetmediğini, Amerikalıların her zaman daha
fazlasını istediğini, fantezilerinin bir sonunun olmadığını görebilselerdi.
İran devletini ve uygulamalarını
savunmak başka bir şey; Türkiye dâhil birçok ülkenin ülke çıkarları sebebiyle
Ortadoğu’da takındığı tavrı ve stratejileri kutsallaştırmak başka bir şey!
İran devletini savunmak başka bir
şey, İran’lı Şii Müslümanları savunmak başka bir şey. Merak edenler için
söyleyeyim, ABD’ye karşı İran Devletini savunmak da ahlakımızın bir gereğidir.
Savaş bittiğinde ihtilaflı konularımızı yeniden değerlendiririz.
İran’lı/Şii cahil cühelanın Hazreti
Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ayşe’ye hakaretlerini nasıl
savunmayacaksak; Sünni cahil cühelanın ister cübbesiyle, ister akademik
titriyle, ister televizyon karşısında,
ister cami kürsüsünde cehaletini üzerimize boca etmesini de alkışlamayacağız!
Allah’ın tıpkı Namaz gibi farz kıldığı
ümmetçiliği devlet çıkarları, etnik veya mezhepçi ırkçılıklar uğruna yok
saymak, değersizleştirmek ileride mutlaka hesaplaşacağımız bir sona doğru
sürüklüyor bizi.
İran-Irak savaşında sadece
Amerikancılık yapmak için, sadece sahiplerine hizmet etmek için Irak’a
milyarlarca dolar para akıtan ‘Sünni’ Körfez ülkeleri, tam da Bülent Arınç’ın
dediği gibi etin ne budun ne diye sorabileceğimiz ‘Sünni’ Sudan’ın Saddam’ın
emrinde savaşması için sembolik bir birliğini göndermesi, Amerika’dan aferin
alabilmek için Irak’ın ve işgalci Amerikan askerlerinin bütün lojistik
ihtiyaçlarını ülkesinden karşılayan Özal’lı Türkiye; Amerika bizi öpsün de İran
gerekirse yok olsun diye düşünenler ahlaki evrimini tamamlayamamış yetersizler
olarak kayıtlara geçecek.
Mezhepçilik Amerikan askeri olmak
demektir. Kim mezhepçilik yapıyorsa –Şii ya da Sünni fark etmez- bir gün bu
hizmetlerinin karşılığında Green Card hayalleri kuruyor demektir.
Ama kimse boşuna heveslenmesin. O
Green Card’ı alamayacaksınız! Damağınızda buruk bir ‘Amerikancı’ yaftasıyla
terk edeceksiniz bu dünyayı. Üstelik çocuklarınıza ve sevenlerinize çirkin bir
miras bırakarak!
Bilenler bilir! ‘Kişi sevdiğiyle
beraberdir’ der Peygamber aleyhisselam. Bütün kızgınlığıma rağmen Allah
sevenleri (ABD ve sevenlerini) dünyada ayırmadığı gibi ahirette de ayırmasın
demek istemiyorum.
Allah kurtarsın! Kurtulmaya
direnenler olacaksa yapacak bir şey yok.
https://hertaraf.com/koseyazisi-cyrano-de-bergerac-green-card-sevdalilari-4827
Yorumlar